Yaşı müsait olanlar hatırlar, Başbakan Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel hakkında hayali mobilya ve sunta ihracatı münasebetiyle dava açılmış, konuyla ilgili o günlerde Gırgır dergisinde bir karikatür yayımlanmıştı. Derginin kapağı yatay olarak üçe bölünmüş, üç adet Demirel’in resmi çizilmiş, elinin biri cebinde öteki havada, karikatürün altında;
“NATO’YA,
CENTO’YA ve
SUNTAYA BAĞLIYIZ!” yazıyordu. Arada bir hatırlarım, bugün de hatırladım. Çünkü tam da bugünü anlatıyordu.
NATO’nun bu önemli toplantısının Türkiye’de yapılıyor olması münasebetiyle ekranlarda ve gazete köşelerinde yazılanlara ve konuşulanlara bakıyorum, özellikle NATO ile birlikte TRUMP’a ateş püskürenler ön planda. Gerek İslami cenahtan gerek sol kesimden veryansın edenlerin ayaklarının tam olarak yere basmadığı kanaatindeyim. Her şeyin varıp suntaya, suntacılara dayandığını, sonra bu ülkenin tamamen suntacıların elinde olduğundan haberleri yok, boş yere esip gürlüyorlar.
Efendiler, biz NATO’dan ve CENTO’dan çok SUNTA’ya bağlıyız, SUNTACILAR her köşeye hakim olmuş, bizim kaderimiz de bir anlamda suntaya bağlanmış durumda.
NATO adına şu anda ülkemizde toplanan şu ülkelere bir bakın; başta ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve NATO’nun diğer ülkeleriyle Türkiye’nin ticaret hacmine bir bakın. İster NATO’yu, ister bu Avrupa ülkelerini karşınıza alarak meydan okumanın bir karşılığının olmadığını görürsünüz. Bu bir çaresizlik ve teslimiyet değildir, sadece gerçekleri görmeye davettir.
Elbette Trump’ın, NATO ülkelerinin yüzüne haykıracağımız, yakasından tutup silkeleyeceğimiz, söyleyecek sözlerimiz vardır, hem de bunun tam sırası.
Fakat NATO’ya tam rest çekme işini bizim gibilerden ziyade SUNTACILAR yaparsa o zaman bir anlam ifade eder.
Eskiler öyle dermiş; Elini uzattığın yere ayağını uzatamazsın, ayağını uzattığın yere de elini uzatamazsın. “Ben ayağımı uzatmaya karar verdim” diyorsan kendini ona göre hazırlayacaksın.
Selam ve dua ile.