Geçen hafta Susa Katliamı olarak bilinen cami katliamının 34’üncü yılı yâd edildi ve şehitler anıldı. Bu hafta da bir taraftan 33’üncü yılında Başbağlar katliamı mazlumlarını ve 28 Şubat’ta ABD ve siyonist terör rejimi saldırıları sonucu şehit edilen İran İslam Cumhuriyeti Rehberi Seyyid Ali Hamanei ve diğer şehitlerin cenaze merasimleri ve üzüntüsünü yaşıyoruz.
Bu hüzünlü cenaze ve anma programları yanında Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Lübnan’da, insanlıktan nasiplenmemiş vahşi ve lanetli yaratıklardan oluşan terör rejiminin, sözde anlaşmaya rağmen her türlü vampirce ve vahşice saldırı, katliam, baskın, abluka ve gasp olaylarına şahit oluyoruz. Biz bu sıkıntılarla ve mahzun kaderimizin teessürüyle gözyaşı dökerken, siyonizmin yerel temsilcileri olan içimizdeki İslam düşmanları acımızı yaşamamıza bile tahammülleri olmadığından buldukları her fırsatta İslam’a, İslam’ın şiar ve değerlerine saldırmaktan geri kalmıyorlar ve gündemimizi çalıyorlar.
Diğer taraftan maalesef ülkemizin bir başka gündemi de dost görünümlü düşmanlar topluluğunun Ankara’da yapacağı zirve. 36'ncı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi 7-8 Temmuz tarihlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenecek.
NATO zirvesi Ankara’da yapılacak diye abartılı bir güvenlik paranoyası yaşanıyor. Yöneticilerimiz adeta kendilerini birilerine ispatlamak ve sevdirmek istiyorcasına yapmadıkları işgüzarlık kalmıyor. Bir taraftan başkent Ankara trafiği adeta felç edilirken bir taraftan kendi vatandaşına karşı operasyonlar yapılıp “aferin” alınmaya çalışıyor.
İyi güzel de bunları NATO ve gelecek liderler için yapıyorsunuz da bugüne kadar NATO’nun ve batılı devletlerin ülkemize ne faydası oldu? 15 Temmuz FETÖ darbesinin arkasında kimler var? Sorabildiniz mi? 1974 Kıbrıs Barış Harekâtında ambargo koymadılar mı? Rusya ile karşı karşıya geldiğimizde ve Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu hiçbir zaman NATO’yu yanında görmedi. Her zaman ülkemiz silah satışı yasağı ve ambargolarla yalnız bırakıldı.
1991’de Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra kendine yeni düşman olarak “Radikal İslam” kılıfı ve aldatmacasıyla İslam’ı ve İslam dünyasını hedefine koyan NATO’nun, ABD’nin ve israilin, İslam dünyasına verdiği zarara bakalım: Coğrafyamızda yapmadıkları zulüm kalmadı. İşgaller, darbeler ve katliamlarla haritaları ve rejimleri değiştirdiler. Milyonlarca Müslümanı öldürdüler veya mülteci durumuna düşürdüler.
Bu ABD ve batılı ülkeler (İspanya hariç) israil terör örgütüne sınırsız destek veren ve silah, teknolojik dahil her türlü desteği veren soykırımın arkasında duran ülkeler değiller mi? Bu katil sürüsünden ülkemize ve halkımıza ne fayda gelebilir?
NATO’ya resmen katıldığımız 18 Şubat 1952'den beri ülkemizde gerçekleşen her askeri darbenin arkasında NATO var. Bunu bilmeyen mi var? Zaten ABD ve NATO gibi dostunuz varsa düşmana ihtiyacınız yoktur. Bizim de yaşadığımız tam da budur.
İslam düşmanları durmayacak!
Ülkemizdeki küresel emperyalizm ve siyonizmin kullanışlı aparatları görevlerini yerine getirmeye ve efendilerine “buradayız görevimizin başındayız” diye selam çakarak, İslam’a, vahiy inancına, 4 kutsal kitaba ve Allah’a karşı saygısız ifadeler ile arsız bir şekilde bir soytarı hakarette bulundu. Bu soytarının bilinçli bir şekilde ve sonucunu hesaplayarak yaptığı bu saldırıya bilumum soytarılar da “ifade özgürlüğü” yalanı ile destek oluyorlar. Konu İslam’a saldırıya gelince nasıl da birlik oluyorlar. Aynısı onların kutsallarına olunca ağır ceza, İslam olunca ifade özgürlüğü öyle mi? Daha önce yazdığım gibi: Türkiye’de din düşmanı yoktur, İslam düşmanları vardır ve bunu her fırsatta ortaya koyuyorlar.
Müslümanlar olarak bizler “Onların Allah'tan başka taptıklarına sövmeyin ki onlar da aşırıya giderek bilgisizce Allah'a sövmesinler…” (En’am: 108) ayetinin emrine uyarak onların ilahına laf söylemediğimiz halde, onlar küstahça saldırı ve hakarete devam ediyorlar.
Aşağıdaki ayetler günümüzü ne güzel tarif ediyor:
“… De ki: Siz alay edin! Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır. Eğer kendilerine sorarsan, ‘Biz sırf lafa dalmış, şakalaşıyorduk.’ derler. De ki: "Allah ile, âyetleri ile ve peygamberi ile mi alay ediyorsunuz?” (Tevbe: 64-65)
Mesele bu soytarının yaptığı şaklabanlık değil, mesele İslam yurdunda, Müslümanların arasında bu alçaklığa cesaret edebilmesidir? Allah’a, Allah’ın vahyine, kitaplarına ve peygamberlerine hakaret ve aşağılama bu kadar ucuz olmamalı…
Yapılan bu “gavurluk” eylemine destek veren, sahip çıkan ve arkasında duran tüm kişi ve kuruluşları Rabbim o soytarı ile haşretsin ve onlara ne dünyada ne de ahirette gün yüzü göstermesin inşallah. Vesselam…