Müslümanlığımızın Sağladığı Artıları kaybettik

Abone Ol

İdeallerimiz, inançlarımız, düşüncelerimiz ile yaşantımız arasındaki uçurum gün geçtikçe artıyor. İnandığımız, düşündüğümüz gibi yaşayamıyoruz. Müslümanlığımızın bize kazandırdığı güzellikleri, farklılıkları, artıları kaybediyoruz. Allah ile gönül bağımız zayıflıyor. Allah’ı ve ahireti daha az hissetmeye başladık. Namazımız rutin, donuk, takvamızı artırmayan, ahlakımızı güzelleştirmeyen içeriksiz bir amele dönüştü.

Belki biraz abartı gibi gelebilir, haksızlık gibi algılanabilir ama öz olarak dindarlarımız ile dindar olmayanlarımız arasındaki yaşantı farkı gittikçe azalıyor.

Dindarlar otokontrol mekanizmasını yitiriyorlar. Hâlbuki mümin bir insan kentini kontrol altına alan insandır. Kendini kontrol edebilen insandır… Dindar bir insan nefsani arzularını, şehevi arzularını, dünyevi arzularını kontrol altına alamıyorsa, onların tutsağı olabiliyorsa, onu yöneten, yönlendiren bu tür arzularsa, bu arzular onun hayatı üzerinde büyük etkiye sahipse, o dindar insan Rabbiyle istediği bağı kuramaz, ideallerini ve hedeflerini gerçekleştirecek bir iman ve motivasyona sahip olamaz.

Bizim sanal hayatımız ile gerçek hayatımız arasında dağlar kadar fark var. Hemen hemen hepimizin durumları, sosyal medya paylaşımları vaazlardan, hutbelerden, dini mesajlardan geçilmiyor. Cihat meydanlarında savaşan mücahitlerden daha keskin daha devrimci bir dile sahibiz. Durumlarımızda, sosyal medya hesaplarımızda esip gürlüyoruz.

Ama ne yazık ki günlük hayatımız dünya hay huyları, dünyevi arzu ve emeller denizi içinde kaybolmuş durumda. Sıradan insanlardan pek bir farkımız yok. Çoğumuzun elinde bir kuru namaz kalmış…

Toplumu değiştirmeye aday, büyük ideallere sahip erkeklerimizin çoğu daha rahat bir hayat daha güzel bir araba daha kârlı bir ticaret ve iyi bir kazanç peşinde koşmaktan ne yazık ki iki yaprak Kur’an okumaya bile zaman ayıramayacak duruma düşmüş. Kadınlarımızın en büyük endişeleri ise daha iyi ve geniş bir ev daha güzel eşyalar alamamak… Hayallerini hep bu tür şeyler süslüyor…

Gittikçe diğerlerine benziyoruz… Kırmızıçizgilerimiz zayıflıyor, azalıyor… Bir zamanlar toplumların afyonu diye tepki gösterip kınadığımız futbol maçlarında tribünlerde arzı endam etmek, bayrak sallamak, kutlama konvoylarına katılmak artık bizim cenahta da moda olmaya başladı. Toplumu ifsat ediyor diye tepki gösterdiğimiz diziler evlerimizde ve işyerlerimizde de artık kendine bol bol izleyici bulabiliyor. İslam dışı gördüğümüz birçok sembol artık benimsediğimiz, saygı gösterdiğimiz birer değere dönüştü.

Söylenecek o kadar çok şey var ki; mide ifsadı mı desen, şehvet bağımlılığı mı desen, en bereketli saatleri uykunun kollarında geçirme gafleti mi desen…

Mümin insanı diğerlerinden ayıran en büyük imtiyazı en bereketli zamanı seher vakitleriydi… Seherlerde yüce yaratıcıya yükselen dua ve yakarışlardı. Zikir ehli olmaktı… Artık çoğumuz için o yok… Seherlerimiz tarihe karıştı… Gece yarılarına kadar, izlediği dizilerden ve haber programlarından sonra girdiği yatağında sabah namazına zar zor kalkabilen, çoğu defa alelacele kılınan iki rekâttan sonra tekrar uykulu bir şekilde yatağına girip kendini uykunun kollarına bırakan gafillere dönüştük çoğumuz.

Bu sitemler çoğumuza ağır gelebilir ama çok tehlikeli bir uçurumun kenarında olduğumuzun ve Allah ile olan irtibatımızın gittikçe zayıfladığının farkına varmak zorundayız. Bu süreç dünyamızı da ahiretimizi de tehdit eden bir aşamaya gelmiş durumdadır. Allah ile güçlü bir bağ için güçlü bir irtibat için Müslümanlığımızın sağladığı artıları tekrar kazanmak zorundayız…