Hayatın içinde insanı değerli kılan şey, ne söylediğinden çok ne ürettiğidir. Çünkü bazı insanlar çok konuşur ama geriye hiçbir iz bırakmaz; bazıları ise sessizdir ama geçtiği her yere bereket bırakır.
İşte Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mümini bal arısına benzeten o derin anlamlı benzetmesi tam da bunu anlatır. Mümin, bal arısı gibi olmalıdır. Gittiği yerde zarar değil fayda bırakmalı, dokunduğu yerde kırıklık değil iyilik inşa etmelidir.
Bal arısı, temiz olanı arar. Kirliye yönelmez. Güzel olanı seçer ve onu alır. Ama bunu yaparken hiçbir dalı kırmaz, hiçbir çiçeği incitmez. İnsana düşen de budur: Hayatın içinden iyiyi seçmek, kötülüğe yaklaşmamak ve bulunduğu yeri bozmamaktır.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“İyilik ve takva üzere yardımlaşın.” (Mâide, 5/2)
Bu ayet bize şunu öğretir: Müminin hayatı üretmek, iyileştirmek ve güzelleştirmek üzerine kurulmalıdır. Tıpkı bal arısının sürekli çalışması gibi… Boşluk yok, israf yok, zarar yok.
Bal arısı asla ifsat etmez. Yani bulunduğu yeri bozmaz, kirletmez, çürütmez. Mümin de böyledir. Bir ortamda varsa o ortamı daha güzel hale getirmelidir. Bir kalbe dokunuyorsa o kalpte kırgınlık değil huzur bırakmalıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.”
Bu ölçü çok nettir. Müminin değeri, insanlara ne kadar fayda verdiğiyle ölçülür. Sadece kendine yaşayan değil, çevresine hayat taşıyan insandır mümin.
Bal arısının bir başka özelliği sabırdır. Durmadan çalışır, üretir ve bekler. Mümin de hayatın zorluklarına karşı sabırlı olmalı, şikâyet eden değil çaba gösteren olmalıdır. Çünkü İslam’ın istediği insan; şikâyet eden değil, çözüm üreten insandır.
Bir de şu var: Bal arısı temiz olmayan hiçbir şeyden üretmez. O yüzden balı şifadır. Müminin kalbi de temiz olmalıdır ki, sözü de insanlığa şifa olabilsin.
Bir başka açıdan baktığımızda, bal arısı, sadece faydalı olanı toplar. Çiçeğin en güzel yerinden alır ama zarar vermez. Mümin de hayata böyle bakmalıdır: İnsanlardan kusur toplamak yerine güzellik aramalı, kırmak yerine onarmayı seçmelidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurur:
“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun.”
Bu ölçü, müminin dilini bal gibi yapar. Tatlı ama yapıcı, yumuşak ama faydalı…
Sonuç olarak mümin, bal arısı gibi olmalıdır: Sessiz ama etkili, az konuşan ama çok iyilik yapan, girdiği yeri bozmayan ama güzelleştiren bir insan…
Çünkü gerçek mümin; bulunduğu yere iz ve bereket bırakan insandır.
Rabbim bizleri insanlığa şifa vesilesi kılsın inşallah.
Selam ve dua ile...