Artık zorbalık tankla, topla yapılmıyor. Kravatla, ambargoyla ve “çağdaşlık” nutuklarıyla yapılıyor. Bugünün dünyasında güç, kaba kuvvetle değil; ekonomiyle, yaptırımlarla ve diplomasi kılıfına sokulmuş tehditlerle gösteriliyor.
İnsanlığa “modernleşme” adı altında sunulan şey bir ilerleme değil; açık bir ahlaki çöküştür. İnsanı insan yapan değerler bilinçli biçimde aşındırılıyor. Fıtrata aykırı her düşünce ve davranış, özgürlük ve çağdaşlık ambalajına sarılarak normalleştiriliyor. Güçlünün zayıfı ezmesi sıradanlaştırılıyor, zulüm neredeyse meşru bir yönetim biçimi hâline getiriliyor.
Bugün insan, sadece sömürülmesi gereken bir nesne olarak görülüyor. Kimliğiyle, bedeniyle, inancıyla oynanan bir deney malzemesine dönüştürülüyor. Cinsiyetin bile belirsizleştirildiği bu çağda; insan, kendine yabancılaştırılıyor. Ahlak, vicdan ve sınır kavramları ise bilinçli bir şekilde yok ediliyor.
Toplumlar, “çağdaş dünya” denilen bu sahte parıltının peşine takılmış durumda. Kimse nereye gidildiğini sorgulamıyor. Sorgulayanlar ise yaftalanıyor, susturuluyor, yalnızlaştırılıyor.
Bu kirli tabloyu açıkça sergileyen figürlerden biri de ABD Başkanı Donald Trump’tır. Trump, güç siyasetinin artık gizlenmesine bile gerek olmadığını tüm dünyaya ilan edercesine davranmaktadır. Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun eşiyle birlikte askerî bir operasyonla kaçırılarak ABD’ye götürülmesi, bu haydutluk anlayışının ilk somut örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
Ardından 19–23 Ocak 2026 tarihlerinde İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu geldi. Küresel ekonomi ve barış söylemlerinin havada uçuştuğu bu platform, modern haydutluğun sahnelendiği bir gösteriye dönüştü. Trump’ın Kanada ve Grönland hakkında kullandığı şu ifade ise her şeyi özetliyordu:
“İsteyerek vermezlerse, gereğini yaparız.”
Bunun adı diplomasi değildir. Bunun adı zorbalıktır. Bunun adı eşkıyalıktır. Venezuela’da uygulanan baskı politikalarının devamıdır. Sadece yöntem değişmiştir. Silahlar görünmezdir; ambargolar, yaptırımlar ve ekonomik şantajlar devrededir.
Asıl düşündürücü olan şudur: Bu tehditler tüm dünyanın gözü önünde yapılırken, kimse ayağa kalkıp itiraz edememektedir. Davos’ta liderler suskun, temkinli ve boynu bükük bir görüntü sergilemiştir. Çünkü modern dünyada haklı olmak değil, güçlü olmak esastır.
İran’a yönelik bitmeyen yaptırım tehditleri, gümrük vergilerinin bir silah gibi kullanılması ve ekonomik baskılar, modern haydutluğun artık standart araçları hâline gelmiştir. Hukuk, ahlak ve uluslararası ilkeler ise çıkarların önünde birer engel olarak görülüp rahatlıkla çiğnenmektedir.
Bugün dünya, açıkça orman kanunlarının küresel versiyonuyla yönetilmektedir. Eskiden haydutlar dağdaydı, şimdi kürsüdedir. Eskiden silah taşıyorlardı, şimdi küresel piyasaları rehin alıyorlar.
Modern dünya, kendi ürettiği bu canavarla yüzleşmekten kaçıyor. Oysa gerçek değişmez: Zulüm ister ilkel olsun ister modern, adı yine zulümdür. Ve bu zulme sessiz kalan herkes, er ya da geç onun ortağı hâline gelir.
Bu Hayduttun Filistin ile ilgili planları ise başka bir yazının konusudur.
Allah’a emanet olunuz.