Konuk Yazar

BAŞARININ FORMÜLÜ VE EĞİTİM SİSTEMİNDEN BEKLENTİMİZ

16.09.2021 07:09:24 / Konuk Yazar

            Başarı, başta eğitim-öğretim alanı olmak üzere birçok alanda duyduğumuz kavramlardan biridir. Eğitim sistemi içinde çoğunlukla başarı kavramı ön plana çıkar. Öğrenciler başarılı-başarısız diye etiketlenir. Sınav sonuçları başaranlar/kazananlar üzerinden reklam edilir. Eğitimi ticarî olarak algılayan kişiler, yüksek puanlı veya herhangi bir liseye/üniversiteye yerleşmiş öğrencileri afişlere dökerler.

            Eğitim kurumları “akademik başarı” kavramını dilendirip durur. Çünkü rekabete, ezmeye, geçmeye ve önde olmaya dayalı bir sistem kurulmuş. Avam tabirle “altta kalanın canı çıksın” zihniyetiyle birey yetiştirilmeye çalışılıyor. Sadece zihne aktarılan bilgilerin ve ezberletilen teorilerin ne kadar sınav anına aktarıldığı ölçüt alınan bir döngü içinde gençlik koşturuluyor.

            Genel olarak başarılı insan profili için sonuca bakılıyor. Kaç puan alındığı, kaç net yapıldığı, kaçıncı sırada olduğu, nereye yerleştiği ile ilgileniliyor. Yani “önemli olan sonuçtur” mesajı veriliyor. Ancak başarı sadece gözlerin gördüğü sonuç puanları/netleri veya kulakların duyduğu fakülte adlarıyla alakalı değildir; olmamalıdır da.

            Başarı=Çaba+Nasip’tir. Başarı öncelikle bizim ortaya koyduğumuz çabalardan oluşur. Sonuca veya amaca ulaşmak için elimizden geleni yapmamızdır. Başarı, sonuca doğru ilerleme yolculuğunda attığımız küçük-büyük adımların hepsidir. Başarı, süreçte gelişen her şeyle değerlendirilir. Başarı ağacının kökü çabalara dayanır.

            Çaba, bizi amacımızdan uzaklaştıracak her türlü engellere rağmen gayret göstermemizdir. Çaba, sorumluluk almamızdır. Çaba başarılı olmak için yorulmamızdır, ağlamamızdır. Yalnız kalıp vaktimizi çalışmaya adamamızdır. İrademizi hedefimize varmak için kullanmamızdır. Oto-kontrolümüzü sağlayarak her türlü zararlı arkadaştan, teknolojiden ve ortamdan uzaklaşmamızdır.

            Çaba bizim iç dünyamızdan besleyerek gelişen mücadele halidir. Çabalayan kişinin mücadelesi başkasıyla değildir; bu yüzden çabayla harekete geçen kişi, diğerlerini ezmenin ve geçmenin derdini taşımaz. Bu kişinin derdi kendisiyledir. Amacı kendini geçmektir. Bir önceki netini arttırmaktır. Bir önceki puanını yükseltmektir. Başkasının puanı ve netiyle uğraşıp ayrıca kıskançlık duygusuyla kendini harap etmeye meyletmez. Bilinçli bir çaba içinde olan kişi, ailesinin, öğretmenlerinin veya diğer kişilerin kendisini “aferin”lemesi için uğraşmaz. Başka insanları çalışmasının ve çabasının şahidi tutmaz. Ama çabalayan kişi, gece çalışırken ayı-yıldızları şahit tutar, sabah doğan güneşin ilk ışıklarını şahit tutar, soru çözdüğü kalemi şahit tutar, çözdüğü soruları ve dokunduğu kâğıtları şahit tutar.

            Nasip, bütün çabanın sergilendiği vaktin ardından gelir. Nasip bizim kontrolümüz dışında gelişen her şeydir. Nasip bazen hiç ummadığımız bir anda karşımıza çıkan bir fırsattır. Bazen hiç beklemediğimiz bir yerde tam da bize denk gelen ve bizim faydamıza olan bir olaydır. Bazen de hiç istemediğimiz ve çoğunlukla bizi derinden etkilediği için kendimizi yıprattığımız bir durumdur.

            Başarı hem çabanın sonucu hem de karşılaşılan nasibin varlığıyla belki ölçülebilir. Sınava hazırlanan bir öğrenci, sınav yolculuğu boyunca potansiyeli doğrultusunda ve imkânları elverdiğince sorumluluk alarak çabalamışsa elbette bu öğrenci takdir edilmelidir. Hiçbir şekilde sınav sonucuna bakılmadan süreç boyunca gayret gösterdiği için tebrik edilmelidir. Sınav saatine kadar herkesin “kesinlikle başaracaktır, mutlaka iyi bir derece yapacaktır, çok yüksek bir puan alacaktır” dediği bir öğrencinin sınava hazırlık sürecinde veya sınav gününde kendi kontrolü dışında gelişen bir durumdan/olaydan dolayı sınavının istediği gibi geçmemiş olması, bu öğrenciyi asla başarısız kılmaz. Önemli olan çabanın mevcut olup olmadığıdır. Bu konuda duyarlılık lütfen!

            “İnsan için ancak çabasının karşılığı vardır (Necm, 39)”. Biz de gençlere rehberlik ederken, onların bir sınavı kazanmalarını isterken, liseye/üniversiteye yerleşmelerine yönelik kılavuzluk ederken onların çabalarını değerli görelim. Veliler olarak çocuklarımızın yeterince çabalayıp çabalamadığına bakalım. Kendi eksikliklerimizi çocuklarımızın kapatması gibi kaprislerden vaz geçelim. Çocuklarımızdan beklentilerimizi aşırı yüksek tutup boşuna hayal kırıklıkları yaşamayalım. Daha gerçekçi olalım. Çocuklarımızın akademik başarılarının, yüksek puanlı liselerde okumalarının, bir meslek sahibi olmalarının endişesini taşırken karakterlerini, ahlaklarını ve manevi gelişimlerini de dert edinelim. Eğitimciler olarak elimizin altındaki gençleri akademik başarı girdabına sokarken iç dünyalarındaki fırtınaları da duyalım. Zihin eğitimi sunarken kalp eğitimini ihmal etmeyelim. Gelecekte karşımıza çıkan gençlerin üst düzey yönetici olduklarına veya farklı mesleklerde büyük roller aldıklarına şahit olup aynı zamanda bunların adaletsiz, merhametsiz, güvensiz, yalancı, sahtekâr olmalarını hiçbirimiz istemeyiz. Lütfen dikkat!

            “Başarı başarı” diyerek insanı robotlaştıran öğretim ve sınav sistemleri için “teknik parça” yetiştirmeyi bırakalım. Teknik donanımlı ama değerlerden yoksun duyarsız, merhametsiz ve şiddete eğilimli insanların niceliğini artırmayı terk edelim. İnsanı tüm yönleriyle geliştirebilecek ortamlar, idealler ve fikirler ortaya koymanın gayretini taşıyalım. Bilişsel, duyuşsal, kültürel ve sosyal açıdan insanın gelişmesini sağlayacak vizyonlara odaklanalım. İnsanın ruh sağlığına, vicdanına ve aklına hitap eden ve aynı zamanda ilimle-bilimle yoğrulan bir eğitim sistemi için kafa yormaya çalışalım.

Eşref Nas (Konuk Yazar)

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Diğer Yazarlar

Tüm Yazarlar