TERÖRİST REJİMLE NORMALLEŞİLMEZ!

Türkiye’nin işgalci barbar çete ile diplomatik ilişkileri geliştirmeye çalışması başta Filistin olmak üzere İslam dünyasında hayal kırıklığı yaşattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, işgal rejiminin sözde Cumhurbaşkanı Yitzak Herzog ile telefon görüşmesi yapması ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi noktasında dile getirdiği sözler kamuoyu tarafından tepkiyle karşılandı. İşgalci çeteyle normalleşmenin Filistin ve Kudüs davasına ciddi zarar vereceğini belirten HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Mehmet Eşin, “Siyonist rejimi tanıyarak, ilişkileri normalleştirerek Kudüs davasına ve özgürlüğüne hizmet edilemez.” dedi.

14.07.2021 07:52:19 / Doğruhaber
Destek için 

DOĞRUHABER / MEHMET ERKAN YAVUZ

Mavi Marmara baskınından sonra Türkiye ile işgal rejimi arasındaki diplomatik ilişkiler düşürülmüştü. Ticaret ise tüm tepkilere rağmen devam ediyordu. Bazı körfez ülkeleri işgal rejimi ile normalleşmeye giderken Türkiye, normalleşme adımlarını kınamıştı.  Yaşanan tüm bu gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, işgal rejiminin sözde Cumhurbaşkanı ile uzun bir telefon görüşmesi yaptı. Görüşme sonrası akıllara “Türkiye, işgal rejimiyle normalleşecek mi” sorusunu getirdi.

İŞGAL REJİMİ CUMHURBAŞKANINA TEBRİK!

İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2010’dan beri ilişkilerin gergin olduğu işgal rejiminin Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Yapılan resmi açıklamada, “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre,  görüşmede, Türkiye-İsrail ilişkileri ve bölgesel konular ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Yitzak Hertzog’u göreve başlaması dolayısıyla tebrik etti.” denildi.

FİLİSTİN VURGUSU!

İletişim Başkanlığının yaptığı açıklamanın devamında, “Türkiye-İsrail ilişkilerinin Orta Doğu’nun güvenliği ve istikrarı bakımından büyük önem taşıdığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülke arasında enerji, turizm ve teknoloji başta olmak üzere muhtelif alanlarda yüksek bir iş birliği potansiyeli olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikili ticaretin salgına rağmen arttığını, bu potansiyelden faydalanmanın ortak çıkar olduğunu dile getirdi. Tüm görüş ayrılıklarına rağmen temas ve diyaloğun sürdürülmesine önem verdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin-İsrail ihtilafının BM kararları çerçevesinde, iki devletli, kalıcı ve kapsamlı şekilde çözüme kavuşturulmasının uluslararası camianın beklentisi olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin-İsrail ihtilafının çözümünde atılacak olumlu adımların, Türkiye-İsrail ilişkilerinin müspet mecrada seyretmesine de katkı sağlayacağını belirtti.” İfadelerine yer verildi.

“İŞ BİRLİĞİ YAPMA KONUSUNDA ANLAŞMA SAĞLANDI”

Öte yandan işgal rejimi basınında yer alan haberlere göre Erdoğan ve Herzog arasındaki görüşme 40 dakika sürdü. Görüşmenin bütün detayları kamuoyu ile paylaşılmazken işgal rejiminin Jerusalem Post gazetesi, “Görüşmede Erdoğan ve Herzog, Kovid-19 salgınına rağmen israil ve Türkiye arasındaki ticaretin geliştiğine vurgu yaptı. İki lider siyasi farklılıklara rağmen diyaloğu sürdürme ve İsrail-Filistin anlaşmazlığında bir çözüme ulaşma çabalarında iş birliği yapma konusunda anlaşma sağladı” yorumunu yaptı.

İŞGALCİ MEDYA: İKİNCİ BİR TELEFON GÖRÜŞMESİ OLABİLİR!

Gazete, “Siyaset bilimciler, Erdoğan’ın bundan sonra İsrail’deki ikinci telefon görüşmesini Başbakan Naftali Bennett ile yapacağını tahmin ediyor” ifadesine de yer verdi.

“İLİŞKİLERİ NORMALLEŞTİREREK KUDÜS DAVASINA VE ÖZGÜRLÜĞÜNE HİZMET EDİLEMEZ”

Varlığını soykırım ve işgal üzerine inşa eden barbar çete ile normalleşmenin kabul edilemeyeceğini belirten HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Mehmet Eşin, “Yaklaşık bir asırdır Filistin ve Lübnan’da kadın ve çocuklarımızı öldüren, hastane ve okulları bombalayan, mukaddesatımıza saldıran, Kudüs ve Aksa’mızı işgal eden siyonist rejim bir terörist yapıdır. Varlığını soykırım ve işgal üzerine inşa eden bu yapı kurulduğundan beri İslam coğrafyası rahat yüzü görmedi ve var oldukça da görmeyecektir. Bu dün de böyle idi, bugün de öyledir, yarın da öyle olacaktır. Siyonist rejimi tanıyarak, ilişkileri normalleştirerek Kudüs davasına ve özgürlüğüne hizmet edilemez. Kudüs ve Filistin davasına katkı sunmanın, işgal politikalarını akim bırakmanın yolu, işgal rejiminin varlığını kabul etmemek ve karşı olmaktır. Bunun dışındaki yollar işgal rejimini cesaretlendirmek ve Kudüs davasına zarar vermektir. Kim olursa olsun bu terörist yapıyı ve işgalini meşrulaştıracak her türlü adıma karşıyız.” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE, İŞGAL REJİMİ İLE İLİŞKİLERİNİ KONJONKTÜRE VE ŞAHISLARA ENDEKSLEMEMELİDİR”

“Asıl normal, siyonist rejimle bütün ilişkileri sonlandırmak ve işgalcileri işgal ettikleri topraklardan çıkarmaktır.“ diyen Eşin, sözlerine şöyle devam etti: “Siyonist rejimin her gün Gazze’yi bombaladığı, Aksa’ya yönelik saldırı ve baskınlarını arttırdığı, Kudüs’te Şeyh Cerrah Mahallesinin işgal edildiği bir dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyonist rejimin başı ile telefon görüşmesi yapması, ilişkilerin normalleşebileceğine dair açıklamaları endişe vericidir. Bugüne kadar Kudüs davasına ve Filistin direnişinin lehine bir duruş sergileyen, İslam aleminde büyük bir saygı ve teveccüh gören Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aynı yönde daha ileri adımlar atması beklenirken bu telefon görüşmesi ve içeriği halkta bir hayal kırıklığı oluşturmuştur. Türkiye, işgal rejimi ile ilişkilerini konjonktüre ve şahıslara endekslememelidir. İşgale karşı ve Kudüs davasının yanındaki duruşunu devam ettirmeli ve işgal rejimi ile ilişkileri normalleştirmekten vazgeçmelidir.”

“NORMALLEŞME, TÜRKİYE HALKI AÇISINDAN BAZI KIRMIZI ÇİZGİLERİN AŞILMASI DEMEKTİR

İşgalci çete ile normalleşmemenin Türkiye halkının kırmızı çizgisi olduğunu ifade eden Mavi Marmara Gemisi mağdurları avukatlarından Gülden Sönmez, “Türkiye İsrail arasında ilişkilerin normalleşmesi yada işbirliğinin geliştirilmesi Türkiye halkı açısından bazı kırmızı çizgilerin aşılması demektir. Kudüs kırmızı çizgimiz olduğu gibi, mekanı kutsal kılan insanın hukuku da kırmızı çizgimizdir. İsrail’in, Türkiye halkına ve devletine karşı taşıdığı sorumlulukları hatırlatmakta fayda var: 1. İsrail’in eğittiği ve silahlandırdığı PKK militanlarının, İskenderun’da deniz kuvvetlerine yaptığı saldırı ile şehit ettiği 6 askerin hesabını vermeliler 2. Mavi Marmara’da katlettikleri şehitlerin katillerini yargılanmak üzere Türkiye’ye teslim etmeliler, 3. Bu can hesaplarının dışında bugüne kadar kutsalımız olan Kudüs ve Mescidi Aksaya yönelik saldırılarını durdurup kutsal mekanlarımızdan tamamen yahudi yerleşimcilerle beraber çekilmeliler Şu unutulmamalıdırı ki; İsrail Türkiye halkı açısından meşru bir devlet değildir. İnsani ve hukuki değerler açısından da vicdanları yaralayıcı, Allah’ın razı olmadığı bir zeminle ilişki kurmak da toplumumuzca kabul edilmez. Bu nedenle öncelikle saydığımız maddelerin iletişimin başlatılması için ön şart olarak gerçekleşmesi gerekir.” diye konuştu.

“BİZİ KURŞUNLAYANLARIN TÜRKİYE’DE ELİNİ KOLUNU SALLAYA SALLAYA GEZMESİ KABUL EDİLEMEZ”

Türkiye’nin Gazze’de uygulanan ablukanın kaldırılması noktasında ciddi gayret göstermesi gerektiğine vurgu yapan Sönmez, “Türkiye’ye olan sorumlulukların yanı sıra, insani politikaları ile bilinen ve övülen Türkiye’nin bu politikayla doğru orantılı olarak itirazları olmalıdır. Bunun gereği olarak ta İsrail’in çoluk çocuk demeden yaptığı katliamlarını durdurması, keyfi hapsedip esir tuttuklarını serbest bırakması, ölümcül Gazze ablukasını kaldırması gerekir. Ticaret konusuna gelince, işgal edilmiş Filistin topraklarında ve denizlerinde yapılan en ufak ticaretin tüm gelirleri Filistin halkına aittir ve söz sahibi olan da hak sahibi olan da onlardır. Turizm amaçlı seyahatlerde eli zulme değmemiş Yahudiler sadece Türkiye’de değil nerde istiyorlarsa orada, özgür ve güven içerisinde tatil yapabilmeliler. Ancak “One Minute” diyerek Türkleri kurşunlayıp tekmeleyen İsraillilerin gelip Türkiye’de turist olarak elini kolunu sallayarak gezmesi kabul edilemez. Ülkemizde katil istemiyoruz. Öte yandan Türkiye’den Kudüs’e giden Türk vatandaşlarına yapılan muameleleri de Türkiye göz önünde bulundurmalıdır. Hakaret ve aşağılamalar ile bir eziyete dönüştürülen turizm ilişkisi diğer her konuda olduğu gibi sadece İsrail tarafına arkası gelemeyen jestlere menfaatlere dönüşmekte ve her seferinde İsrail tarafı Türklere karşı daha da ceberrutlaşmaktadır. Filistinlilerin, Kudüs, Mescidi Aksa ve tüm Filistin topraklarının hukukunu koruyan ve işgali sonlandıran bir iletişime evet ama Filistin halkı aleyhine ve hukuka aykırı her tür işbirliğine ise hayır denmeli ve kapılar kapanmalıdır.” ifadelerini kullandı.

NE OLMUŞTU?

Türkiye ile işgal rejimi arasındaki diplomatik kriz, ‘alçak koltuk’ olayı ile 2010 yılında zirveye çıkmıştı. Yaşanan olaydan sonra iki ülke karşılıklı olarak büyükelçilerini geri çağırmıştı. Daha sonra işgal rejiminin Mavi Marmara baskınıyla 10 Türkiye vatandaşını şehid etmişti. İşgal rejiminin alçak yüzünün bir kez daha ortaya çıktığı Mavi Marmara olayından sonra Türkiye’nin işgal rejimi ile diplomatik ilişkileri bitme noktasına gelmişti. Ancak yapılan anlaşma ile Mavi Marmara şehid ve gazilerinin kanları yerde bırakılmış ve işgal rejiminin Türkiye’de yargılanmasının önü kesilmişti. Bu süreçte bazı körfez ülkeleri ‘Yüz yılın projesi’ adı altında bir ihanet süreci başlatmış ve işgal rejimi ile normalleşme adımları atmıştı. Türkiye, işgal rejimi ile normalleşme anlaşması imzalayan ülkelere tepki göstermişti.