Memleketin HÜDA PAR’a neden ihtiyacı var?

Katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, siyasetin kullandığı üsluptan milletin şikâyet olduğunu, sorunların çözümü için HÜDA PAR'a ihtiyaç olduğunu belirtti.

09.06.2021 05:55:14 / Güncel / Diyarbakır Haberleri
Destek için  Haberin Videosunu İzle

2 Haziran'da düzenlenen 4'üncü Olağan Büyük Kongresine "Memleketin HÜDA PAR’a ihtiyacı var" temasıyla gidildiğini hatırlatan Yapıcıoğlu, neden bu temayı seçtiklerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Yapıcıoğlu, Türkiye ekonomisinden siyasette kullanılan üsluba, dış politikadan aile politikalarına, İstanbul ve benzeri aileyi ifsat eden sözleşmelerden Adalette, başkanlık ve parlamenter sistemden salgında esnafa verilen desteğin yetersizliğine varana dek bir çok konuda değerlendirmede bulunarak, çözüm önerilerini sundu.

Yapıcıoğlu, "'Memleketin HÜDA PAR’a ihtiyacı var' bizim 4'üncü Olağan Büyük Kongre'nin ana temasıydı. Belki program boyunca bu meseleyi konuşursak ancak tafsilatını anlatabiliriz. Kabaca şunu söyleyebiliriz. Siyasete yüklenen anlam bakımından Üstad Bediüzzaman'ın tabiriyle siyaset-i hazıra ile bizim siyaset anlayışımız arasında ciddi bir fark var. Bundan dolayı HÜDA PAR’a ciddi bir ihtiyaç var. Genel geçer tabiriyle siyaset memleketi idare etmek için takip edilen yol ve yöntemdir. Bize göreyse nasla belirtilen hususların dışında memleketin maslahatına uygun bir şekilde hareket etmektir." dedi.

"HÜDA PAR siyaseti araç olarak görüyor"

 Yapıcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Siyasetin tartıştığı konulara bakarsak; başkanlık sistemi mi parlamenter sistem mi? Niçin bunu tartışıyorlar. Siyaset ehli memleketi nasıl idare edeceğini belirlemek için bir sistem belirlemiş. Bu sistemde 'Ben nasıl daha az sorunla karşılayıp memleketi idare ederim?' Fakat bu idarenin amacı nedir, millete dokunan tarafı nedir, millete ne getirecek? Bu tartışmaya denk gelmezsiniz siyasetçiler arasında. Bundan dolayı diyoruz ki; memleketin HÜDA PAR’a ihtiyacı var. Diğer partiler der ki; 'Hangi seçim sistemi olursa ben daha fazla sandalye alıp memleketi yönetirim.' Yani Türkiye’de kısaca koltuk için siyaset yapılıyor. HÜDA PAR ise siyaseti araç olarak görüyor. Koltuklar nihai hedef değildir. Koltuğu hedef kılanların HÜDA PAR’ın siyaset anlayışıyla uzaktan yakından alakası yoktur. Önemli olan insanların huzur ve refah içerisinde yaşamasıdır. Önemli olan insanların hem dünya hem ahiret saadetini sağlayacak yolların açık olmasıdır. Hayra motor, şerre fren olmaktır. Bu şekilde bir iktidar olursa o koltukta kimin oturduğunun HÜDA PAR için önemi yoktur. HÜDA PAR parti olarak bunu gösterdi. HÜDA PAR için koltukta kimin oturduğunun önemi yoktur. Diğer partilerde, parti içinde dahi koltukta kimin oturacağının kavgası verilir. HÜDA PAR’da önemli olan o trende olmaktır, doğru yolda olmaktır. Sürücü koltuğundan kalkan yolda inmiyor. Hüseyin Bey kurucu başkandı. Kurucu başkanlığı aldığında şart koşmuştu. Birinci kongrede görevi bana tevdi ettiler. Bir sonraki dönem, tekrar ben devam ettirdim. Milletvekili seçiminde aday olunca genel başkanlıktan istifa ettim. O dönemde Allah gani gani rahmet etsin Mehmet Yavuz Hoca'mız vekâlet etti. 3'üncü Olağan Kongre'de İshak Sağlam kardeşim genel başkanlık yaptı. 'Teşkilatlarla temayül yoklaması yapacağız' dedik. Kendim itiraz ettim. 'Genel başkanlığı tartışmaya açmayalım' dedim. İstişare sonucunda temayül yoklamasında benim ismim öne çıktı. İşlerimizi geniş anlamda istişare ile yapıyoruz. Şu anda 110’un üzerinde faal parti var. Bunu kaç partide görürsünüz, kamuoyunun takdiridir.

"Siyasetin kullandığı üsluptan millet şikâyet ediyor"

"Siyasetin kullandığı üsluptan millet şikâyet ediyor." diyen Yapıcıoğlu, "Önce İnsan, Öncelik Adalet" şiarıyla hareket ettiklerini ifade etti.

Yapıcıoğlu, "Biz nezih bir üslubu tercih ettik. Bu üslubun yerleşmesi için HÜDA PAR’a ihtiyaç var. 'Önce insan, öncelik adalet' diyoruz. Aleyhinize de olsa adaletten sapmayın' diyoruz. Emir kipiyle gelen çok ayet vardır. Bir şeyi Allah emretmişse zaten onu yapacağız. 2 yerde “Allah emrediyor” diye geçiyor. 'Allah size iyiliği, adaleti emrediyor…', 'Muhakkak ki Allah emanetleri ehline vermenizi ve adaleti ayakta tutmanızı emrediyor.' Allah-u Teâla'nın Peygamberleri göndermesi de adaleti tesis içindir. 'Biz adaleti hiçbir şeye feda etmeyeceğiz.' diyoruz. Bazen parti değiştirenler oluyor. A partisinde dedikleri ile B partisinde dedikleri birbirini tutmuyor. Çizginin bu tarafında beyaz dediğine diğer tarafta siyah diyor. Biz hakikate aykırı bir şey demeyiz. Bunun için HÜDA PAR’a ihtiyaç var. 5 temel maksadımız var; can, mal, din, akıl ve nesil emniyetini sağlamak. Biz diyoruz ki siyaset ve devlet bunun için vardır. Ben inanıyorum ki siyasetin üslubu değişecektir." ifadelerini kullandı.

Yapıcıoğlu, gazetecilerin yönelttiği sorulara verdiği cevaplar:

HÜDA PAR, dürüst siyaset, gerçek adaletle yola çıkan bir parti. HÜDA PAR söylem ve pratikleriyle Türkiye siyasetine ne kattı? Bu anlamda İslami söylem nasıl bir karşılık buldu?

"Biz siyaseten doğru olanı, yapılması gerekeni yaptık"

Yapıcıoğlu, "Biz siyaset sahnesine ilk çıktığımızda parti içinde dahi 'Siz siyasetçi gibi değil, vaiz gibi konuşuyorsunuz.' diyenler oldu. Evet, yeri geliyor bazı ayetlerden bahsediyoruz. Allahu Teâlâ’nın elçileri göndermesinin nedeninden, Allah’u Teâlâ’nın adaleti emretmesinden bahsettik. Biz parti programını yazarken, 'Cenab-ı Allah dünya ve içindekileri insanın istifadesine sunmuştur.' dedik. Yeryüzündeki bunca zulüm niçin var. Birtakım insanların Allah’ın kullarını kendilerine kul yapmak istemesi nedeniyledir. İnsanlar haddini bilirse yalnız Allah’a kul olursa birilerini tazim etmezlerse ilah edinmezlerse birbirlerine boyun eğdirme için zulmetmezlerse bunca zulüm yaşanmaz. Hayatın manasının ne olduğuna bakmalıyız? Sizin dünyaya, eşyaya, toplulukların birbirleriyle ilişkilerine bakışı konusunda doğru bir bakışınız yoksa… Eğri cetvelle doğru çizgi çizilebilir mi? Siz tanımlamaları heva ve hevesinize göre yaparsanız birilerini ezersiniz. Biz diyoruz ki 'Herkes haddini bilsin, diğer insanları kendisi gibi bilsin.' Diğer insanları şerefli, Allah’ın bir kulu gibi görürsem siyasete de şöyle bakarım, bu topluluk idareci diye beni seçti. Ben onların işlerini onlara vekaleten yapmak üzere seçildim. Ben sınırımı bilmeliyim. Onların işlerini, onların maslahatı için yapmalıyım. Ben kendimi onlardan üstün görürsem olmaz. 'Ben şu kadar kişinin oyunu aldım, herkes sıraya girsin, benim sözüm kanundur.' dersem olmaz. Millet sana maaş veriyor. Milletin işini düzenleyesin diye. Adil şekilde yapasın diye. Kendine yakın insanları kayırasın, canın istediği gibi kanunları eğesin diye seçilmedin. Sen efendi değilsin. Resulullah 'Bir kavmin efendisi ona hizmet edendir.' diyor. Biraz zamana ihtiyacımız var. HÜDA PAR yeterince görülmüyor. Biz birebir temas edince HÜDA PAR’ı görüyorlar.  Yakın geçmişte İstanbul Sözleşmesi vardı. Türkiye İstanbul Sözleşmesi'nden çekildi. Bütün partiler bu sözleşmenin onaylanmasını ittifakla kabul ettiler. Neredeyse sadece biz muhalefet ediyorduk. Biz diyorduk ki 'Güya kadını korumak için çıkmış ama aile kurumunu bitirdi, evlilikler bitti. Farklı sebepler var ama biri de bu sözleşmedir' dedik. 'Ben kadına şiddeti durdururum ama evlilikler biterse bitsin.' diyebilirsiniz. Bu bize göre yanlıştır ama yanlış da olsa bir tercihtir. Muhalefet 'Bu sözleşme yeterince uygulanmıyor.' diye ısrar ediyordu. Biz dedik ki 'Kadını korumak için aileyi parçalamanıza gerek yoktur. Bu sözleşmeyi dayatanların ülkelerinde kadına daha fazla şiddet yapılıyor.' Biz canhıraş şekilde ses çıkardık. Cumhurbaşkanı bunu gördü. Hatta kendi partisinde bile itirazlar vardı. Normal şartlarda diğer siyasi partiler, 'Bu sözleşmeyi istemeyenler kadına şiddet serbest olsun istiyorlar.' propagandası nedeniyle elini taşına altına koymuyordu. Kadın düşmanı diye bilinmek istemiyorlardı. Biz siyaseten doğru olanı, yapılması gerekeni yaptık."

HÜDA PAR’ın öne çıkan sloganlarından biri de önce insan, öncelik adalet. Birçok kesim adalet çığlığı atıyor. Dar gelirlinin her geçen gün fakirleşmesi gibi konular var. HÜDA PAR’ın önce insan, öncelik adalet ile amacı ne?

"Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır"

Yapıcıoğlu, "Allah dünyayı ve içindekileri insanın istifadesine sunmuştur. Allah bütün dünyayı insana musahhar kılmışsa, insan 'Ahseni takvim' şeklinde yaratılmışsa 'Önce insan' deriz. Allah’u Teâla'nın Peygamberleri, kitapları gönderme hikmeti adaleti ikame etmek ise 'Adaletle hükmedin' demişse öncelik adalet deriz. Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır. Adaletli olacağım ama falan partinin kartvizitini cebinde taşıyanlar işe girecek. İşe alımlarda liyakate değil, partiye bakacağım. Ya da devletin imkânıyla zenginleşenler var. Her 100 lira verginin 60’ını gariban insanın sırtına yüklüyorsunuz. Adalet dediğiniz akrep mi ki yalın ayaklıları soksun, derisi kalın parlak çizmeli olanlara dokunmasın. Siyasi nüfuz sahibi ile sıradan bir vatandaş adliyede aynı muameleyi mi görüyor? Yazılı sınavı kazandığı halde mülakatta dayısı olanla olmayan eşit mi? Hayır, herkes kendine torpil arıyor. Bugün mü var? Ne zaman ki insan kendini hüküm koyma makamında gördüyse bu sorun vardır. Bütün memleketlerde var. Nerede o emirler unutulmuşsa, 'Allah adaleti, ihsanı, akrabaya iyiliği emreder. Muhakkak Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emreder.' Bu emirleri unutan insanlarda adalet olmaz. Memlekette huzur mu yok, beka sorunu mu var? Siz adaleti kulak arkası ederseniz asayiş sorunu, kardeşlik, birlik, beraberlik sorunu yaşarsınız, beka korkusu yaşarsınız. Türkiye’de adalet yoksa ve mülkün temeli adalet ise adaleti sarsarsanız mülk sarsılır, yürekler sarsılır. İnsanlar arasındaki bağlar, kardeşlik sarsılır. Sizin hangi sorununuz var? Bereket mi istiyorsunuz, kardeşlik mi istiyorsunuz, birlik beraberlik mi istiyorsunuz? Adil olun. Hepsinin ilacı adalettir. Siz insanı şerefli bir şekilde el üstünde tutarsanız, adaleti gerçekten ikame ederseniz sizin hiçbir şeyden korkmanıza gerek yoktur. Türkiye fakir bir ülke mi? Dünyanın en zengin ülkeleri arasında değil mi? Kadrolar adil dağıtılmıyor, nimetler adil bölüşülmüyor, zenginleşen insanlar sadece bugünkü iktidarla alakalı değil, kamu kaynaklarıyla zengin oluyor. İstediğiniz kadar camilerden 'Huzuru bozmayın' deyin. Evet, Allah fesat çıkaranları sevmez. Fesat çıkaranlar adaletsizliklere itiraz, isyan edenler mi, adaletsizlikle buna zemin hazırlayanlar mı toplumu ifsada sürükleyenler. Aslında mevzu derin.

İslami söylem seçmende nasıl karşılık buluyor. Türkiye şartlarında oluşan siyasi ön kabuller göz önünde bulundurulursa Türkiye’de İslami söylemin zorlukları nelerdir?

"Biz dini siyasete değil, yapabilirsek siyaseti dine alet ve dost yapacağız"

Yapıcıoğlu, "Karşılaştığımız en büyük zorluk siyaset yapan birisi Allah’ın adını anarsa, dini siyasete alet etme etiketi yapıştırılır. Bu çok yaygın bir kanaatti. Biz ortaya çıktığımızda dini siyasete alet ediyorsunuz diyenler çoktu. İlk günler şunu diyorduk; 'Biz dini siyasete değil, yapabilirsek siyaseti dine alet ve dost yapacağız.' Biz dünya makamlarına ulaşmak için dini basamak yapmayacağız. Yapabilirsek siyaseti basamak yapacağız. Siz hakkın rızasına ulaşmak için halka hizmet etmek istiyorsanız bu araçlardan biri siyasettir. Bir günlük adil yönetim, bin yıllık nafile ibadetten daha ağır gelir mizanda. Bunu biliyoruz. Kendi köşemize çekilip sadece nafile ibadetlerle Rabbimizin rızasını aramayacağız. Allah Peygamberlerini adaletle yönetmek için göndermiş. Biz Rabbimizin rızasını kazanmak için siyaset yoluyla daha fazla hizmet etmeye çalışırız. Meşru hedeflere meşru vasıtalarla ulaşabilirsiniz. Meşru olmayan yollara sapamayız. Kendilerini bununla sınırlı görmeyenler iftirayı, rakiplerinizi karalamayı meşru görüyor. Siz insanları kandırıyorsunuz, biz kandırmıyoruz. 2018 seçimlerinde Diyarbakır’ın bir ilçesinde, kahvehanede vatandaşlarla konuşuyoruz. Biri dedi ki; 'Yahu sen iyi güzel şeyler söylüyorsun da sana bir soru soracağım, sen seçilirsen benim bir oğlumu işe alacak mısın?' 'Söz veremem' dedim. 'Ben niye sana oy vereyim ki?' dedi.  Geçmişte bir başbakan herkese 2 anahtar vaat etti. Verdi mi peki, hayır. Biz vatandaşa vaat verince belki oyunu alabiliriz. Ama bizi sınırlayan şeyler var. Biz vatandaşı kandıramayız. İslami bir çizgide yürümenin nasıl bir faydası var? Vatandaşı 3 günlük idare için kandıranlar sonradan bunun karşılığını görecekler. Bizim nihai hedefimiz siyaseten o koltuklar değil. Dünyalık olarak en yüksek makamlar değil. Biz üç şey vadettik. Dedik ki; sizin malınıza el uzatmayacağız, size yalan söylemeyeceğiz, kandırmayacağız ve size ihanet etmeyeceğiz. Yapamayacağımız şeyi vadetmeyiz. HÜDA PAR’ın farkı bu."

Adalet, hak, hukuk kavramlarını herkes kullanıyor. Siz Türkiye halkına hak-hukuk anlamında ne vaat ediyorsunuz?

"Biz hakkın kaynağını Hakk olarak görüyoruz"

Yapıcıoğlu, "İktidar bir anlamda tanımlama gücüdür. İktidarlar bazı şeylerin tanımını yapma gücünü kendilerinde görürler. Hakların kaynağı nedir? Genel anlamda yaklaşım şudur, bazı beşerî metinleri referans yaparlar. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi vs. Magna Carta’ya kadar gider. Hakkın tarifini yapıyor, yeri geldiğinde 'Şurasını biraz genişletelim, şurası bol geldi, daraltalım.' diyorlar. Bu hakkı nereden alıyorlar. İnsanlar eşit ise diğer insanların haklarını nasıl sınırlıyorlar. Biz hakkın kaynağını Hakk olarak görüyoruz. Bir şeyin hak olup olmadığını anlamak için Hakk’ın belirlediği sınırlara bakacağız. Birkaç gün önce bir siyasi partinin genel başkanı şöyle bir laf etti, 'Anadil konusunda herkes haddini bilecek. Bu siyasetçilerin tartışacağı bir konu değil.’ Bir dakika, sen kimsin ki had bildiriyorsun, diğer siyasetçilere sınır çiziyorsun? Allah-u Teâlâ bir şeyi hak olarak vermişse başka birinin onu engelleme hakkı yoktur. Allah-u Teâlâ 'Sizleri bir erkek ve bir dişiden yarattık sonra kavimlere, kabilelere böldük ki tanışasınız.' diyor. Birisi haddini aşarsa 'Bu kavim şundan daha üstündür, bu kavmin hakkı daha fazladır. Falanca dil kutsaldır, falanca dilde konuşmak yasaktır ya da konuşabilirsiniz ama resmiyette kullanılamaz.' Bir dakika. Niçin böyle yapıyorsunuz? Bazen Kürt meselesi ile ilgili soruyorlar, 'Kürtler ne istiyor' diyorlar? Biz diyoruz Allah-u Teâlâ’nın verdiği hakları istiyorlar. Neyse o. Bir gram fazlasını istiyorlarsa zulmediyorlar. Allah’ın verdiği hakları tanımayanlar veya eksik verenler de zulmediyor. HÜDA PAR kimsenin hakkını, mensubu olduğu kavme, tabi olduğu mezhebe, sosyal statüsü veya maddi servetine göre farklılaştırmıyor. Zannımca insanlar hakkın tanımı konusunda bizim ne dediğimizi anlarsa aradaki farkı görecektir. Bu önemli bir farktır. HÜDA PAR kendi siyasi çıkarları, kavmi aidiyetleri için ideolojik bakışı için başkasına sınır çizme hakkını kendinde görmez."

Darbe anayasası ve yeni anayasa çalışmalarına ilişkin soruları da yanıtlayan Yapıcıoğlu, "Bize göre yeni, sivil ve adil bir anayasa acil bir ihtiyaçtır. Şu anda parlamentoda olanlar, hatta muhalefette olanların büyük kısmı mevcut anayasanın cunta anayasası olduğunu söylüyorlar. İş adım atmaya gelince ayrışıyorlar. Kim ne istiyor? Madem anayasalar toplumsal mutabakat metnidir, ortak bir noktada buluşalım. Olabilecek en geniş mutabakatı ortaya koyalım. Aslında bizim olması gereken ve olmaması gereken hususlar ile ilgili kriterlerimiz var. Mesela değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen hiçbir madde olmamalı. Bir beşer çıkıp bir kural koyuyor ve diyor ki; 'Hiçbir beşer bunu değiştiremez.' Bugün mükemmel bir beşeri metin bile yarın eskiyebilir, yanlış olduğu dillendirilebilir. Öyleyse kimsenin hakkı yoktur ki gelecek nesillerin iradesini ipotek altına alsın. Biz diyoruz gelin, bir nesil sonra gelen insanların iradesine ipotek koymayalım. Değiştirilemez ilk 4 madde diyorlar. Bunlar tabudur. İnsanlar sanıyor ki Cumhuriyetin kuruluşundan beri bunlar var. Hayır, Cumhuriyet 1923’te ilan edildi. O zaman 1921 anayasası vardı ve bu dört madde yoktu. 1924’te yeni bir anayasa yapıldı. Orada böyle değildi. 1927’de ilk maddeler değiştirildi. 1937’de tekrar değişti. 1960 darbesinden sonra bir daha değişti. 1982 darbe anayasasında yine değişti. 1921’de değişmez hiçbir madde yok. 1924 anayasasında 1 madde dokunulmaz; yönetim şekli cumhuriyet diye. 1961 anayasasında ve 1982 anayasasının taslak metninde de öyle. Kenan Evren ve arkadaşları diyorlar ki; ilk maddeye ek olarak 2'nci ve 3'üncü maddeyi ekleyelim. 4'üncü madde de bunların değiştirilemeyeceği yönünde olsun. Siz Kenan Evren’i yargılayacaksınız, anayasayı cebren değiştirdi diye müebbet hapis cezası vereceksiniz. Öte yandan onun çıkardığı maddeye vahiymiş gibi sahip çıkıyorsunuz. Kimse bunu izah edemez. Bunun mantıklı bir tarafı yok. Bir partinin taslak çalışması olabilir. Ama bir partinin 'Gelin benim taslağım üzerinde çalışalım.' demesi yanlıştır. Toplumsal mutabakat metni ise gelin bu metni birlikte yazalım. Toplumun farklı kesimlerinin temsilcileri var. Sadece siyasiler değil, akademisyenler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri gelsin, temel çerçeve konusunda anlaşalım. Ondan sonra toplumun temsilcisi olan siyasi partiler metni ortak şekilde kaleme alsınlar. Daha önce meclisteki partilerin ortak çalışmasıyla 60 madde yazıldı. Meclis dışından da katkı vermek isteyen varsa katkısı alınır. Yeni anayasa yapılabilir, bu mümkündür. Siyasi atmosferin elverişli olması için çağırımız oldu. Siyaset üslubuna dikkat etmeli. 'Sert üslup bu ortamı dağıtır.' dedik. Siyasi partilerin sözcüleri, başkanları üslubuna dikkat ederse ortak metin ihtimali güçlenir." ifadesini kullandı.

Sokaktaki insanların gündemi ekonomi, ev hanımları mutfakta bir şey pişiyor mu derdinde. HÜDA PAR yarın iktidar olursa ekonomik sorunları çözecek ne vaad ediyor?

"HÜDA PAR hakça dağılım diyor"

Yapıcıoğlu, "Türkiye'nin çok fakir olmadığını söyledik. Dünyadaki bütün ekonomik faaliyetlerden, zenginliklerden nüfusuyla orantılı pay alıyor. Yani ortalama bir durumda. Hatırlarsanız hükümetin 2023 hedefleri vardı. Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek. İhracatı 500 milyar dolara, kişi başına 25 bin dolar milli gelir. Siz total anlamda zenginlikleri artırabilirsiniz. Fakat bunu nasıl paylaştırdığınız önemli. Ülkenin durumu çok iyi olsa ve hakça bir bölüşüm yoksa refah tabana yayılmıyorsa, insanların bir kısmı fakirlikle boğuşuyorsa Türkiye’nin dünyanın en iyi ekonomileri arasında olması bir şeyi değiştirmez. Dünyanın yüzde 1’i zenginliğin yüzde 99’unu alıyor. Yüzde 99 da gelirin yüzde 1’ini alıyor. Servetlerin adil dağıtılması lazım. HÜDA PAR hakça dağılım diyor. Türkiye’de nüfusu beş dilime bölerseniz en zengin yüzde 20 servetin yarısını alıyor. Geriye kalan yüzde 80 diğer yarısını alıyor. Türkiye'de en alt dilimdeki yüzde yirmi açlık sınırının altında, ikinci yüzde 20 yoksulluk sınırının altında. Nüfusun yaklaşık yarısı yoksulluk sınırının altında bir gelirle geçinmeye çalışıyor. Koronavirüsle birlikte küçük esnaf zor durumda, onların yanında çalışanlar işini kaybetti veya maaşını alamıyor. Peki, Türkiye'de zenginler ne yaptı? Zenginler servetine servet kattı. Hesabında milyonlar olanların sayısı arttı. Son bir buçuk yıllık süreçte servetini 2,5 kat artıranlar oldu. Ekonomi iyi olduğunda zenginler kazanıyor, kriz çıktığında zengin daha çok kazanıyor. Bu sistemden kaynaklanıyor. HÜDA PAR bu yanlıştır diyor. Bu kapitalizmden kaynaklanıyor."

"Türkiye'de ekonomiyle ilgili 3 temel sorun var"

Türkiye'de ekonomiyle ilgili 3 temel sorunu olduğunun altını çizen Yapıcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

Birincisi, Türkiye'de üniversitelerde kapitalist ekonomi teorisi, ilim diye okutuluyor. Biz diyoruz bu iktisat modeli alternatifsiz değildir, zengini daha zengin, fakiri daha da fakir kılar. İnsanı putlaştırır. Paraya, sermayeye sahip olmayanı insan kabul etmez. Serbest piyasa nerede? Paraya, sermayeye dolaşım serbest. Bir şey üretirken ne lazım? İşgücü, hammadde, enerji, sermaye, müteşebbis lazım. Parası olan hammadde buluyor. Çin ejderha gibi tüm hammaddeleri çekiyor. Yönetim olarak komünist ama iktisat olarak vahşi bir kapitalist sistem. Biri diyor ki madem serbest piyasa, benim emeğim var. Ben o kapıdan karşıya geçeyim. Hayır diyorlar. Sen giremezsin, kapitalist kazanıyorsa sen sınırı geçemezsin. Biz çark kurmuşuz. Zengin iyice kazanıyor. Sen dur, zaten rekabet çok fazla. Farklı yerlerde sizi bölümlere ayırırız. İkincisi, ürettiğimizden fazla tüketiyoruz. Üçüncüsü, kazancımızdan fazla harcıyoruz. Çark böyle işliyor. Kazancından fazla harcamalısın ki, borçlanasın. Yani parayı mal gibi satanlar yattığı yerden bir şey üretmeden para kazanacak. Biz diyoruz ki adil dağılım. Denk bütçe olmalı. Bizim şimdiden torunlarımızın gelirini harcama yetkimiz yoktur. Bütün belediyeler belki birkaç istisnası vardır borçlu, olmayan belediye yoktur. Siz bu borçla ne yapıyorsunuz? İçme suyu şebekesi için borç alıyorsanız bunu anlarım. Refüjlere ömrü 3 hafta veya 3 ay olan çiçekler için neden trilyonlarca borçlanıyorsunuz. Büyük faizler ödeyerek borçlanıyorsunuz. Buna itiraz eden yok.

"Pandemi yardımlarının yeterli olduğunu söylemek oldukça zor"

Salgın nedeniyle esnafa verilen desteğin yetersiz olduğuna vurgu yapan Yapıcıoğlu, esnafa yapılan yardımın kiraları karşılamadığını belirtti.

Yapıcıoğlu, "Pandemi yardımlarının yeterli olduğunu söylemek oldukça zor. Esnafa yapılan yardımların kiraları karşılamadığını biliyoruz. Geçici işsizlik ödeneği hesabını çay simit üzerinden yaparsanız, yetmediğini görürsünüz. Kesinti insanlar boğazından olmamalı, başka şeylerden kısılmalı. Önce şatafattan, israftan vazgeçilmeli. Acil olmayan yatırımları yapmayın. Kaynak nereden gelecek? Tüm dünyada salgın hastalık döneminde karşılıksız para basıldı. Fiyatların bu kadar yükselmesinin bir nedeni de basılan paralar. Siz basmadığınız halde sizde de fiyatlar zaten yükseldi. Siz de basın. Para basılır sonra kriz aşılınca fazla paralar geri çekilip imha edilir. Para dediğiniz boyanmış kâğıt. Altın değil, gümüş değil, değerli maden değil. Özetle destekler yetersiz." diye konuştu.

"Aile kurumu içler acısı durumda"

Aile kurumunun içler acısı durumda olduğuna dikkat çeken Yapıcıoğlu, şunları kaydetti:

6284 sayılı yasada pek çok mahsurlu husus var. 8 Mart 2012’te kabul edildi. Jest olsun diye o gün çıktı. Kanun daha onaylanıp yayımlanmadan, meclisten geçtiği 8 Mart 2012 günü bu stüdyodan Cumhurbaşkanına çağrıda bulunduk. Bu kanun aileyi çökertecek, onaylamayın dedik. Bazı feminist grupların yaygaralarına pabuç bıraktılar. Aile kurumu içler acısı durumda. Aile ve sosyal politikalar bakanlığının olması çok bir anlam ifade etmiyor. 20 yıl önce aile ne durumdaydı, şimdi ne durumda? '20 sene önce boşanma ve evliliklerin durumu neydi?' diye bakması lazım. Hükümetin sınıfı geçtiğini söylemek imkânsız. O aileyi yıkmayı hedef edinenler her zaman yaygara çıkaracaklar. Perşembe günü aile meclisi ve 26 kuruluşla birlikte inşallah bir araya gelip aileyle ilgili yanlışlıklarla ilgili fikir teatisinde bulunacağız. O gün basın önünde o konuyu daha geniş açıklayacağız.

"Türkiye’nin dış politikası genel anlamda iyidir ya da kötüdür demek yanlıştır"

Türkiye'nin dış politikasına da değinen Yapıcıoğlu, "Türkiye’nin dış politikası genel anlamda iyidir ya da kötüdür demek yanlıştır. Doğru yapılan işler var, eleştirdiğimiz hususlar var. Başlık başlık ele almak lazım. Avrupa Birliği için diyoruz ki boşuna kapıda duruyorsunuz. Avrupa Birliği sizi almayacak. Şunu söylüyoruz; batının size yaklaşım tarzını gördünüz. NATO’nun, stratejik dostunuz Amerika’nın size nasıl baktığını, ülkeye, bizim milletimize nasıl baktığını gördünüz. NATO, AB gibi konularda ciddi eleştirilerimiz oldu. Fakat Filistin ile imzalanın anlaşmayı olumlu ve doğru bir adım olarak görüyoruz. Bu adımların daha da ileri gitmesi için hükümetin cesur olması lazım. Türkiye Suriye, Irak, iran’la savaşmış mıdır? Hayır. Daha bundan 100 sene önce İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Yunanlar, Ruslar topraklarınızı işgal ettiler. İslam ülkeleri size düşmanlık mı ettiler. Aynı ümmetten ülkelerle birlik oluşturmalı. Bugünkü yönetimlerle bu çok kolay mı? Hayır. Türkiye stratejik dost ve müttefik tanımından vazgeçmelidir. Adam diyor ki; 'Sen benim çıkarlarımı korursan dostumsun.' İleri bir karakol gözüyle bakar. Bunu kendinize yediriyorsanız buyurun. Ama ‘Ben sizin adınıza zulme ortak olmam.’ diyorsanız Amerika sizin dostunuz değildir. Onun 1-2 dostu vardır. Biri İngiltere’dir. Diğeri Amerika’yı yöneten siyonist işgal rejimidir." şeklinde konuştu.

"Muhalefetin parlamenter sistem için getirdiği gerekçeler ikna edici değil"

Başkanlık ve parlamenter sisteme yönelik de değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Sayın Davutoğlu'yla görüşmemiz var. Detayları ortaya bırakalım. Başkanlık dediğimiz sisteme de parlamenter sisteme de mükemmel demiyoruz. Her sistemin kendine göre artıları vardır. Parlamenter sistem varken, parlamentoda el kaldıranlar neye el kaldırdıklarını biliyorlar mıydı? Şu andaki sistemde Cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenleme yapılan konuda meclisin kanun çıkarması durumunda kanun geçerli olur. Meclis kararnameye karşı hiç kanun çıkardı mı? Hayır. Eskiden Cumhurbaşkanını kim seçiyordu? Meclis. O zamanlar kanun teklifleri vardı. Muhalefetin tekliflerinin yasalaşma ihtimali neydi? Sıfır. Muhalefetin verdiği önergelerin tasarıları değiştirme gücü var mıydı? Hayır. Niye? Hükümet kabul etmiyordu. O dönemde sistemi asıl yöneten Başbakandı. Şimdi Cumhurbaşkanı. Değişen çok bir şey yok. Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili 367 ucube kararı alındı. Referanduma gidildi. Yüzde 68 ile cumhurbaşkanını halkın seçmesi kabul edildi. Cumhurbaşkanı da başbakan da halk tarafından seçiliyordu. İki başlılıktan kurtulmak için başkanlık sistemine geçildi. Bize göre hiçbiri tabu değil. Bizim tercihimiz; bu sistemin aksayan yönleri varsa giderilmeli. Muhalefetin parlamenter sistem için getirdiği gerekçeler ikna edici değil." (İLKHA)

Haberin Videosunu İzle
İlgili Haberler İlgili Videolar İlgili Galeriler İlgili Köşe Yazıları