DARBECİ ZİHNİYET BİTMEDEN 28 ŞUBATLAR BİTMEZ!

Tarihe kara bir leke olarak geçen 28 Şubat darbesi sonrası Müslümanlara yönelik adeta cadı avı başlatıldı. Bu süreçte; başörtülü öğrenciler okuldan atıldı, öğretmenler görevlerinden ihraç edildi. Sırf camide Kur'an dersi verdiğinden dolayı binlerce Müslüman, korkunç işkencelerden geçirildi ve hazırlanan komplolarla sözde "örgüt üyeliğinden" cezaevine atıldı. Postmodern darbenin yıldönümünde konuşan siyasi parti ve STK temsilcileri ile mağdur hanım öğretmenler darbeci zihniyetin bitmeden 28 şubatların bitmeyeceğini ifade ettiler.

Ekleme: 28.02.2021 09:13:13 / Güncelleme: 01.03.2021 03:13:39 / manşetler
Destek için 

Haber Merkezi

28 Şubat 1997'de TSK'nın bazı siyasi partilerin desteğiyle gerçekleştirmiş olduğu postmodern darbenin üzerinden 24 yıl geçti. Özellikle İslam’ı ve İslami yaşayışı hedef alan darbe sonrası binlerce insan mağdur edildi. Üzerinden geçen yıllara rağmen darbenin acı izleri tamamen silinebilmiş değil. 28 Şubat’ın yıldönümüne ilişkin açıklamalarda bulunan siyasi parti temsilcileri, STK temsilcileri ve mağdurlar darbeci zihniyetin bitirilmeden 28 Şubatların bitmeyeceğini ifade ettiler. 

HÜDA PAR GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YILMAZ: 28 ŞUBAT PROJESİ DEVAM EDİYOR

​28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden geçen 24 yıl içerisinde yaşanan gelişmeleri değerlendiren HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Hüseyin Yılmaz, uygulamaların 15 Temmuz'dan sonra tekrar canlandığını söyledi. O süreçte yaşananların yanı sıra aradan geçen 24 yıllık zaman zarfında değişen ve gelişen siyasi girişim ve çalışmaları değerlendiren HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Hüseyin Yılmaz, 28 Şubat darbesinde baş aktörün TSK'nın olduğunu, hükümetin istifa ettirildiğini, devlet bürokrasisine müdahale ederek kamusal alanda Müslümanlara yaşam hakkı tanınmadığını söyledi.

"İSLAMİ TÜM KURUMLAR KAPATILDI, MENSUPLARI CEZAEVLERİNE ATILDI"

Tesettüre yönelik getirilen uygulamaları da aktaran Yılmaz, "O dönemlerde başörtülü öğrenciler okullara alınmayarak devamsızlıktan sınıfta kalmaları sağlandı. Bunlarda yetmezmiş gibi üniversite hastanelerine başvuran hastalar dahi başörtülü oldukları için muayene edilmediler. Hatta sağlık karnelerinde veya nüfus cüzdanlarında fotoğrafları başörtülü çekilmişse hastaneye alınmıyordu. Bu uygulamadan dolayı hastane bahçesinde vefat eden hastalar oldu." şeklinde konuştu. O dönemde dine ve dindarlara karşı büyük bir düşmanlık yapıldığına dikkati çeken Yılmaz, "İslami eğitim veren tüm kurumlar kapatıldı, inancından dolayı görevden alınan personellerin başka yerlerde çalıştırılmaması için baskılar yapıldı. Bu insanları adeta açlığa mahkûm ettiler. Dindar bir neslin yetişmesi için camilerde çocuklara Kur'an-ı Kerim dersi veren gençler 'irticai faaliyet” veya “örgütsel faaliyet” yapıyor denerek gözaltına alındılar. Brifingli yargı mensupları tarafından, 'örgüt elemanı' denilerek tutuklanıp cezaevlerine atıldılar. Evlerde bulunan Kur'an-ı Kerim, elifba, sarık ve kelime-i tevhidin yazılı olduğu levhalar örgütsel doküman olarak kayıtlara geçirilerek bu insanların aleyhine delil olarak kullanıldı. Bazı gençlerin üzerine o dönemlerde işlenen fail-i meçhul olaylar yüklenerek ömür boyu ceza almaları sağlandı ve halen de kumpaslar sonucu oluşan mağduriyetler giderilemedi. İslami hizmet veren farklı camia ve cemaatler örgüt kapsamına alınarak mensupları cezaevlerine atıldı." diye belirtti.

"28 ŞUBAT UYGULAMALARI 15 TEMMUZ'LA GERİ DÖNDÜ"

Başörtüsü yasağına yönelik çıkarılan af yasalarıyla mağdurların bir kısmı kamuya dönebildiğini, bir kısmının ise mağduriyetlerinin halen giderilemediğini söyleyen Yılmaz, özellikle Diyanet kurumunda çalışan bazı imamların Laik sistemin dayattığı islam yerine, Kuran ve sünnet ’in öngördüğü İslam'ı savundukları için 'akideleri bozuk' denilerek işten atıldığını ve halen dönüş yapamadıklarını belirtti. Yılmaz, "devam süreçte bazı mağduriyetlerin giderildi fakat 15 Temmuz'dan sonra devlet tekrar o dönemki güvenlikçi politikasına döndü ve İslami cemaatlere karşı FETÖ bahanesiyle 28 Şubat'ın uygulamalarına benzer yöntemleri uygulamaya koydu." ifadelerini kullandı. 15 Temmuz sonrası 28 Şubat uygulamalarına benzer yaklaşımların oluşturduğu mağduriyetlere vurgu yapan Yılmaz, "Güvenlik soruşturmalarıyla İslami camialara mensup kişiler veya yasal zeminde gerçekleştirilen etkinliklere katılım sağlayan kişiler örneğin; 'kutlu doğum etkinliğine' veya 'İsrail aleyhine düzenlenen basın açıklamasına' katıldığı gerekçeleriyle kamuya alınmamaya başlandı. Daha önce alınmış olanlar ise kamudan ihraç edildiler." şeklinde konuştu.

28 ŞUBAT KADIN PLATFORMU: HAKLAR İADE EDİLMELİ ZARARLAR KARŞILANMALI

28 Şubat Kadın Platformu Başkanı Mine İpek, "27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini konusunda atılan adımın, 28 Şubat Postmodern Darbesi mağdurları için de atılmasını bekliyoruz." dedi. 28 Şubat sürecinin yaşanmışlıklarının, kırılmalarının, hukuksuzluğunun bıraktığı tortuların varlığını sürdürmeye devam ettiğini belirten İpek, "Başta kadınlar olmak üzere toplumun geniş kesimlerinin bu konudaki hafızası hâlen tazeliğini korumaktadır. Yargıdan siyasete, eğitimden medyaya kadar her alanda etkisini devam ettiren darbe süreci bugün de Türkiye’nin en önemli sorunlarından biridir." ifadelerini kullandı. Yaptığı yazılı açıklamada İpek, "28 Şubat'ın 24'üncü yılındayız, o günlerde doğanlar bugün birer yetişkin durumda. Dönemin mağdurlarından vefat eden arkadaşlarımız var. Ortada ciddi bir gecikmişlik var. Dönemsel olarak, birileri hâlen Demokles’in kılıcı gibi bunu bir tehdit unsuru olarak kullanmaktadır. 28 Şubat sürecinde yapılanlar kimi darbeci zihniyetlere ilham kaynağı olmayı sürdürüyor." şeklinde belirtti.

BİNLERCE KİŞİ HAKSIZ SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMALARLA MAHKÛM EDİLDİ

İpek, 28 Şubat sürecinde yaşanan mağduriyetler için ise şunları belirtti: "Bu süreçte; 6 milyon kişi hukuksuz fişlemelerle sakıncalı ilan edilmiştir. Binlerce kişi haksız soruşturma ve kovuşturmalarla mahkûm edildi. Öğrenciler üniversitelerden atıldı, eğitim hakları ellerinden alındı. Binlerce kamu görevlisinin işine son verildi, memuriyetten atıldı. Sivil toplum kuruluşları kapatıldı, yöneticileri hapse atıldı. 28 Şubat mağdurlarının haklarını tahkim, hukukunu tanzim ve zararlarını tazmin etme iradesi; adaletin, aklın, inancın, ahlakın gereğidir. Haksız ve hukuksuz cezalar affedilme yerine, 'yok hükmünde' kabul edilmeli, haklar iade edilmeli, aynı zamanda o dönemde yapılan harcamalar, giderler güncellenerek geri ödenmelidir. Bu konuda oluşturulacak komisyonlara başvurular alınmalı ve maddi kayıpların yanı sıra itibar iadesi yapılmalıdır.

28 ŞUBAT MAĞDURU ÖĞRETMENLER MAĞDURİYETLERİN GİDERİLMESİNİ İSTİYOR

28 Şubat sürecinde en büyük mağduriyetlerinden birini başörtüsü taktıklarından dolayı öğrenciler ve öğretmenler yaşadı. Bu süreçte ötekileştirildiklerini ve başarılarının hazmedilemediğini belirten mağdurlar, 28 Şubat ile ilgili mağduriyetlerini anlattı.

"28 ŞUBAT SÜRECİNİN ÇOK DERİN YARALARINI HİSSETTİK"

28 Şubat sürecinde tek amaçlarının insanlığa faydalı olmak olduğunu belirten 28 Şubat mağdurlarından öğretmen Şükran Taşdelen, "1992 yılında ilköğretim öğretmeni olarak göreve başladım. Şanlıurfa'ya atandıktan sonra 28 Şubat sürecinin çok derin yaralarını hissettik. Zulme uğradık, dışlandık ve ötekileştirilerek emeklerimizin yok sayıldığı bir dönem yaşadık. O dönem içerisinde dahi tek düşüncemiz; neslimize, insanımıza ve çocuklarımıza faydalı olabilmekti. Bu anlamda üzerimize düşen her fedakârlığı da yaptık. Maalesef verdiğimiz emeklerimiz görülmedi veya görülmek istenmedi. İnancımız ve başörtümüzden dolayı verdiğimiz bütün emekler yok sayıldı. Meslektaşlarımız, el üstünde tutulurken, bizler ötekileştirildik, dışlandık ve yok sayıldık. 28 Şubat'ta yapılan zulümler gerçekten halkımıza büyük bir travma yaşattı. Anayasada olmayan birtakım suçlar, bize isnad edildi ve suçlu kabul edildik. Aslında hiçbir suçumuz yoktu. Kimseye zulmetmemiş, kimsenin malını çalmamış ve hiçbir devlet kurumuna herhangi bir zararımız dokunmamıştı. Bunlara rağmen suçlu ilan edildik." ifadelerini kullandı.

"NESİLLERİMİZ 28 ŞUBAT'IN ÇOK OLUMSUZ TESİRLERİNİ YAŞIYOR"

28 Şubat darbesinin etkilerinin halen canlı olduğuna değinen Taşdelen, "28 Şubat sürecinde topluma ve toplumun dini yaşantısına bir tırpan vuruldu. Toplum kamplaşarak ayrıldı. Birçok kişi ötekileştirildi. Bu anlamda parçalanmış bir toplum yapısına dönüştük. Dinini ve imanını koruyanlar açısından da çok büyük ezici darbeler aldık. Nesillerimiz 28 Şubat'ın çok olumsuz tesirlerini yaşıyor. Postmodern bir darbenin bin yıl süreceğini söylediler. Belki görünümde bin yıl değil 7 yılla sınırlı kaldı ama 28 Şubat'ın etkileri ne kadar sürer, bilmiyorum. Gerçekten toplumumuz halen o darbenin etkisini yaşıyor ve nesillerimiz acısını çekiyor. Nasıl düzeleceğini de Rabbim bizlere gösterecektir." dedi.

'YA MESLEĞİ BIRAKACAKSIN YA SÜRGÜN EDİLECEKSİN YA DA BAŞINI AÇACAKSIN'

28 Şubat darbesine öğrencilik yıllarının son günlerinde yakalandığını belirten 28 Şubat mağdurlarından eğitimci Mine Kutluay Ayneli, "Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezunum.  28 Şubat darbesine öğrencilik yıllarımın son günlerinde yakalandım. Dolayısıyla o günler meslek hayatımın başlangıcıydı. Çok acı bir tecrübe oldu. O dişlilerin altında bizde ezildik. Resmen Sincan'daki tanklar bizim üzerimizden de geçti. Öğrenciliği cezayla tamamlayarak mesleğime başladım. Direk olarak il milli eğitimde, ilk atandığım yerde bana 'Ya mesleği bırakacaksın ya sürgün edileceksin ya da başını açacaksın' teklifinde bulundular. Sürgüne gittim. " ifadelerini kullandı.

"BAŞÖRTÜMDEN DOLAYI DERECE YAPAN ÖĞRENCİMİN TÖRENİNE ÇAĞRILMADIM"

28 Şubat sürecinde mesleğine aldığı cezalarla devam ettiğini vurgulayan Ayneli, "O dönemdeki akranlarıma göre şanslıydım. En azından sürgün gittiğim yerdeki müdürüm beni idare etti. Cezalarla mesleğime devam ettim. Aradan yıllar geçti ve imam hatip lisesine geçtim. Allah razı olsun o dönemdeki idareciler bizleri idare etmeye çalışıyordu. Aradan 8-9 yıl geçmesine rağmen her gün soruşturmalarla ve bakanlığın müfettişlerinin gelmesiyle yeniden mesleğimden atıldım. Türkiye'de bir öğrencim derece yaptı ve o öğrencinin danışman öğretmeni olmama rağmen öğrencimin ödül törenine dahi çağrılmadım. Benim yerime temsilen başka bir erkek öğretmen gitti. Başörtümden dolayı ismim ödül törenine bile gönderilmedi. Çok acılar yaşadık. Bu acılar, Türkiye'deki darbeci ve vesayetçi zihniyetin bize çektirdikleri ve yaşattıklarıydı. Bundan sonra temmenimiz ve mücadelemiz; o dönemde bizim gibi mağdur olan insanların mağduriyetleri giderilsin ve Türkiye darbelerle 10-20 yıl geriye vurmasın, derdimiz budur. Bu milletin ekmeği ve emeği, darbelerle zarar görmesin. Bizi birbirimize kırdırmasınlar. Hepimiz kardeşiz ve bu ülke hepimize yeter. Farklı olabiliriz ama bence farklılığımız zenginliğimizdir." şeklinde konuştu.

İSTANBUL 2 NO'LU BARO: TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN MAĞDURİYETLER YAŞANDI

28 Şubat darbesinin yıldönümü münasebetiyle düzenlenen basın açıklamasında konuşan İstanbul 2 No'lu Baro Başkanı Avukat Gönül Yıldız, 28 Şubat'ın FETÖ'nün temellerini sağlamlaştırdığı gün olduğunu söyledi. 28 Şubat darbesi sebebiyle bir kısım insanın okul okuyamadığı, birçok insanın mesleğini icra edemediğini hatırlatan Yıldız, "Darbeciler yargılanmış olabilir ama mağdur olanların büyük çoğunluğunun mağduriyeti giderilmedi, zararları tazmin edilmedi. 21 yıllık avukatım ve başörtülü olduğumum için bu sürenin 13 yılını duruşmalara giremeden geçirdim. Bunu zaten hiçbir şey telafi edemez. Aradaki 15-20 yılın telafisi yok. Medine Bircan başörtüsüz fotoğraf vermediği için Hipokrat yemini etmiş olan doktorlar tarafından ölüme terk edildi. Birçok arkadaşımız hukuk fakültesi kazanmasına rağmen üniversiteyi okuyamadığı için sekreterlik yapmak zorunda kaldı. Bunun telafisi yok ama en azından itibarlarının iade edilmesi önemli. Bu hükümet yaptığı düzenlemelerle bir kısmını telafi etti ama bir kısmının telafisi de mümkün değildir." dedi.

"UYDURUK DELİLLERLE YARGILANIP CEZALANDIRILANLAR YENİDEN ADİL BİR ŞEKİLDE YARGILANMALI"

28 Şubat darbesi sonrası özellikle İslami kesimden çok sayıda kişinin cezaevlerine doldurularak 20-25 yıl cezaevlerinde tutulması ile ilgili de konuşan Yıldız, şunları kaydetti: "Zaten o zaman yapılan yargılamalar hukuka aykırı yargılamalardı. Uyduruk düzenlemeleri delil olarak göstererek yargılama yapıldı ve insanlar cezalandırıldı. Bununla ilgili acilen tekrar yargılama yapılarak haklarının iade edilmesi gerekiyor. Bu mağduriyet çok ciddi ve yeteri kadar giderilmedi. 30 yılını hapiste geçiren insanlar var. Bu konuda eksiğimiz var."