Mısır zindanlarında 60 binden fazla mahkum var

Darbe sonrasında Sisi rejimi tarafından yönetilmeye başlanan ülkede hayatın her geçen gün daha da zorlaştığına dikkat çeken İmdat Vakfı Genel Başkanı Dr. Eşref Tevfik, özellikle cezaevlerindeki Müslümanların çok zorlu süreçlerden geçtiğini belirtti.

Ekleme: 29.12.2020 13:05:15 / Güncelleme: 29.12.2020 13:06:03 / Dünya / İstanbul Haberleri
Destek için  Haberin Videosunu İzle

Mısır'da Muhammed Mursi yönetiminin darbeci Abdulfettah Sisi tarafından haksızca devrilmesi sonrasında özellikle İhvan-ı Müslimin başta olmak üzere muhalif kesimler zindanlara atılmaya başlandı. Yaşanan olumsuz gelişmeler ülkede sivil ve siyasi alanda çok ciddi sorunlara sebebiyet verirken ülke ekonomisinde de büyük sıkıntılar meydana geldi.

İmdat Vakfı Genel Başkanı Dr. Eşref Tevfik, darbeci Sisi yönetiminin uygulamaları, cezaevlerindeki durum, kadın tutuklular, Covid-19 sebebiyle yaşanan ölümler, ekonomik durum, siyasi hayat gibi birçok konuda İLKHA muhabirine önemli değerlendirmelerde bulundu.

3 Temmuz 2013 yılında Mısır’da gerçekleşen darbeden sonra insan haklarının en düşük seviyelere gerilediğini ve doğal olmayan bir durumun meydana geldiğini hatırlatan Tevfik, insan hakları konusunun hem zindanlarda hem sivil hayatta ciddi şekilde ihlal edildiğini söyledi.

"Mahkûmlara eziyet ediliyor, tedaviden mahrum bırakılıyorlar"

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve güncel durum ile ilgili bilgi veren Tevfik, "Geçtiğimiz yıl 23 Eylül’den itibaren Akrep zindanında olaylar çıktı. İçişleri Bakanlığının açıkladığı rakamlara göre olaylarda 4 mahkûm ve 4 gardiyan ile polis öldü. Bakanlık olaylara sebep olarak mahkûmların kaçmaya çalışmasını gösterdi ki bu konuda ortada hiçbir delil yok. Bu olaydan sonra cezaevi idaresi ve İçişleri Bakanlığı ceza olarak bazı önlemler ile yeni kararlar aldı. Biz bunu olaylara karıştığı iddia edilen kişilerden intikam alma çalışmaları olarak görüyoruz. Cezaevlerini daha sıkı denetleyerek ve insanların haklarını çiğneyerek bir dizi kabul edilmeyecek kararlar aldılar. Var olan ziyaretleri, bahçeye çıkma izinlerini ve kantini yasakladılar. Dışarıdan ziyaretçilerin gelmesini yasakladılar. İlaçları dahi içeri almayı yasakladılar. İçeri yiyecek, kışlık elbise, temizlik malzemesinin girmesine izin verilmiyor. Mahkûmların kaldığı hücrelere her gün baskın yapılıyor. Kanunlar çiğnenerek mahkûmlara eziyet ediliyor, tedaviden mahrum bırakılıyorlar. Hem tedaviyi hem de ilaçları ihmal ederek mahkûmları yavaş yavaş öldürmeye çalışıyorlar. Özellikle eziyet ve işkencelerin çok yoğun olduğu cezaevlerinde, Coronavirus'un yayıldığı şu günlerde mahkûmların hayatlarını korumaya yönelik hiçbir önlem alınmıyor." dedi.

"Minye zindanını sürgün yeri olarak kullandılar"

Devletin daha önce cezaevlerinde Coronavirus'un olduğunu inkâr ettiğini ancak daha sonra Covid-19 sebebiyle cezaevlerinde ölümlerin başlamasıyla konunun gündeme geldiğini hatırlatan Tevfik, "Hükümet bunların sayısının 14 olduğunu söylüyor ancak biz şu ana kadar 18 kişinin bu hastalıktan öldüğünü tespit ettik. Akrep zindanında cezaevi yönetimi hem mahkûmları ayırmak hem de hastalar için yeni koğuşlar yapmaya başladı. Sayı artınca bu cezaevi yetmez hale geldi. Minye zindanında bunlar için yeni bir koğuş açıldı ve Akrep zindanından Minye zindanına onlarca mahkûm sürgün edildi. Cezaevi intikam almak için bilinçli olarak ailesi Akrep zindanına yakın olanları özel olarak seçip o bölgeye çok uzak olan Minye zindanına gönderdi. Minye’yi sürgün yeri olarak kullandılar." diye konuştu.

"Bütün ailesi zindanda olanlar var"

Tevfik, "Tabi oraya giden mahkûmlardan haber alınmamaya başlandı. Son dönemlerde ise bu cezaevinden yardım çağrıları gelmeye başladı. Mahkûmlar, tıbbi hiçbir müdahalenin yapılmadığını, ilaçların girdirilmesinin yasaklandığını, bunun dışında ailelerinin yüzlerce kilometre uzaklıkta olmalarının hem kendileri hem de aileleri için çok büyük bir sıkıntı olduğunu söylüyorlar. Aileler, mahkûmlarının ziyaretine gitmekte hem maddi hem manevi hem de yolculuk sıkıntıları açısından çok zorlanıyorlar. Bazı ailelerin birden fazla mahkûmu bulunuyor.  Bunlar daha fazla sıkıntı çekiyorlar. Hatta erkekler ve kadınlarıyla bütün ailesi zindanda olan aileler var." şeklinde konuştu.

"Mahkûmların iyi şartlarda yaşadıklarına dair yalan algı oluşturuyorlar"

Mısır rejiminin mahkûmlar konusunda insan haklarını çiğnediğinin, büyük suçlar işlediğinin farkında olduğunu vurgulayan Tevfik, "Bundan dolayı insan hakları komisyonlarının cezaevlerini teftişine müsaade etmiyor. Mesela Birleşmiş Milletlerin kontrolündeki İnsan Hakları Konseyi’nin Mısır’daki cezaevlerini teftiş etme ve mahkûmların son durumlarını öğrenme talebini reddetti. Mısır devleti, zindanlarda işlediği cürümlerin ve insan hakları ihlallerinin görülmemesi için dünyayla alay edercesine bir tiyatro oynadı. Polislere ve gardiyanlara mahkûm elbisesi giydirerek onları videoya çekti. Sözde lokantalarda ve otellerde olduğu gibi kendilerine streçli meyveler, yiyecekler getiriliyor, mahkûmlar videoda kebap pişiriyorlar. Bu şekilde sözde zindandaki mahkûmların hayatını gösteriyorlar. Hâlbuki herkes bu sahtekârlığı biliyor." ifadelerini kullandı.

"Mısır zindanlarında 60 binden fazla mahkum var"

Mısır’da bulunan mahkûmların net sayısını söylemenin mümkün olmadığını belirten Tevfik, " Bizim gibi yardım derneklerini bırakın, Mısır’da sağlıkla alakalı çalışmalar yürüten hiçbir dernek, komisyon, Sağlık Bakanlığı dahi cezaevlerinde bulunan tutuklu sayısını bilmiyor. Her gün tutuklanan insanlar oluyor. Bu yüzden net bir sayı veremiyoruz. Biz sadece emniyet güçlerinin engellemesi, basına yapılan baskılar ve yasaklar çerçevesinde kendi imkânlarımızla elde edebildiğimiz kadarını tespit ediyoruz. Bu yüzden net bir sayı veremiyoruz ancak şu an Mısır zindanlarında bulunan mahkûmların sayısı 60 binden daha az değildir. Geçen yıllara dair veriler mevcuttur. Mısır’da zorunlu gözaltı olayı var. Bu gözaltı meselesi daha sonraları yapılan insan hakları ihlalleri ve işkencelerin sadece başlangıcıdır. Gözaltına alınan kişilerin gözaltına alındıkları gizli tutuluyor ve bu sürede tutuklu, işkence ve eziyetlere maruz kalıyor ve bundan sonra ifadesi alınarak tutuklandığı ilan ediliyor. Sadece bu yıl zorunlu bir şekilde gözaltına alınanların sayısını 912 olarak tespit ettik. Mahkemeden gözaltı izin belgesi istenmeden ise 974 kişi tutuklandı. Bu yıl toplamda, savcılıkta kaydı bulunan tutuklama sayısı 3 bin 642 iken savcılıkta kaydı bulunmayanlarla beraber sayı 5 bin 500’ün altında değildir. Bu verilen rakamlar sadece bir yıllık rakamlardır." dedi.

"Kadınlar gizlice gözaltına alınıyor"

Cezaevlerinde bulunan kadın tutukluların sayısı ve durumu hakkında bilgi veren Tevfik, şunları kaydetti:

Son bir yıl içerisinde 94 bayanın tutuklandığı bilinmektedir. Bu bayanlardan 13 tanesi gizli gözaltına alınmıştı. Birkaç gün önce onlardan 3-4 tanesi gözaltından çıkarılmış ancak diğerleri hala gözaltında tutulmaya devam etmektedir. 21 Kasım'da bayanlar bölümündeki tutuklulara işkence edildiğini öğrendik. Cezaevi idaresi, muhbirler ve müfettişlerin emriyle gönderilen bazı kişilerden oluşan bir grup, siyasilerin bulunduğu koğuşa ani baskın düzenlemiş ve şiddet uygulamışlar. O esnada tutuklulardan birini dışarı çıkarıp ciddi şekilde yaralamışlar. Daha sonradan da yaralanan bu tutuklunun tedavi edilmesi için hastaneye naklini engellemişler. Bunun haricinde 5 siyasi tutukluyu katil ve hırsızların bulunduğu adli koğuşa nakletmişler. Şu anda tutuklular çok büyük zorluklar çekmektedir. Aralarında bulunan Sara Abdullah, Sümeyye Mahir ve Nadiye Dusuy isimli doktorların da belirttiklerine göre tutuklulardan bazıları çok acil ve hassas tedaviye ihtiyaç duymalarına rağmen buna karşı hiçbir şey yapılmamaktadır. İçerideki bayan tutuklular devamlı olarak baskı altında yaşarken dışarıda bulunan birçok Mısırlı bayan da her an tutuklanıp gizlice gözaltına alınabilmektedir. Darbe öncesinde Mısır’da bayanlar, kırmızıçizgi olarak görülmekte ve bu gibi durumlar söz konusu bile olmamaktaydı. Ancak darbe sonrası yönetimi ele alan zalim rejim, tüm kırmızıçizgileri aşıp bu gibi durum ve olayları rahatça yapmaktadır.

"Mısır ekonomisi çökmüş durumda"

Mısır'da yaşanan ekonomik durum ve toplumsal ayrışma ile ilgili de bilgi veren Tevfik, "Halk şu anda 'efendiler ve köleler' diye iki guruba ayrılmış durumda. Rejim bunu hiç çekinmeden basın önünde ifade etmekte ve 'Biz onların efendileriyiz! Efendisine el uzatanın eli kırılır.' diyerek halkı köle olarak görmektedir. Şu anda Mısır’da asker, polis, basın mensupları, hâkimler ve rejimle hareket eden bazı iş adamlarından oluşan bir grup kendilerini soylular tabakası olarak görmektedirler. Bu tabaka kendi refahı için tüm Mısır halkı adına dışarıdan çok büyük miktarda borçlar almakta ve bu borçları sadece şu an yaşayan değil gelecek nesillerin sırtına yüklemekteler. Ancak halkın sırtına yüklenen bu borçlardan Mısır halkı kesinlikle hiçbir şekilde faydalanamamakta ve bu servetlerden sadece kendileri istifade etmektedir. Halk ise bu borçlardan benzin ve gıda fiyatlarında artış, vergi kaçakçılığına sürüklenme ve sırtına yeni bir yük olmasıyla nasibini almaktadır. Mısır halkı bu durum karşısında can çekişmektedir. Birçok şirket de bu duruma daha fazla dayanamayıp ya iflas etmiş ya da Mısır dışına çıkmak zorunda kalmıştır. Bunun neticesinde de Mısırlı birçok işçi işinden çıkarılarak iş bulamamaktadır. Tüm bu olanlar Mısır’daki işsizlik ve enflasyon oranlarını had safhaya çıkarmış, ülkenin eğitim ve sağlık durumunun yerlerde sürünmesine sebebiyet vermiştir. Yönetim ise tüm gücünü siyasileri tutuklamaya verdiği ve diğer suçluları göz ardı ettiği için ülkede hiçbir şekilde güvenlikten söz edilemez olmuştur." diye konuştu.

"Sisi rejimi beraberce darbe yaptığı tüm muhalifleri sonrasında saf dışı bıraktı"

Darbeci Sisi yönetiminin İhvan-ı Müslimin'e karşı tutumu ve dış ülkelerle olan bağlantıları hakkında da değerlendirmelerde bulunan Tevfik, şöyle konuştu:

Sisi’nin darbe düzenlediği ve yönetime el koyduğu dönemde Mısır'da 3 güç bulunmaktaydı. Birincisi bizim sivil irade dediğimiz ve onların siyasi İslam olarak isimlendirdikleri güç. İkincisi liberal ve laik kesimden oluşan muhalif güç ve üçüncüsü ise askeri güçtü. O dönemde onların ifadesine göre siyasi İslam yani İhvan-ı Müslimin hükümette, muhalif kesim hükümeti arzulamakta ve askeri güç ise asıl ipleri elinde tutan ve yönetimi zorla yönlendirmeye çalışan yapıydı. Bu askeri yapı daha önceden zaten hükümeti yönetmekteydi. Ancak yönetimden uzaklaştırıldıktan sonra tekrar yönetimi ele almak için planlar içerisindeydi. Askeri güç kendisini muhaliflere, daha medeni bir ülke istediği, İhvan-ı Müslimin yönetimine son verip gücü muhaliflere vereceğine ve tekrar kendi köşesine çekileceğine inandırmıştı. Ancak durum hiç de söylendiği gibi gerçekleşmedi. Askeriye, muhaliflerin gücü ile meydanları doldurarak tüm dünyaya, sanki halk askerin yönetime el koymasını istiyormuş gibi bir algı oluşturdu. Ancak rejim darbe sonrasında tüm muhalifleri saf dışı etti. Mısır’da çok önemli siyasi kişilikler bulunmaktaydı ancak tüm bu önemli kişiler Sisi’nin baskılarından dolayı ya ülke dışına çıkmak zorunda bırakılmış ya da ceza evlerine atılmıştır. Örneğin Beradi ülke dışına çıkmak zorunda kalmış, Hamdin Sabbahi Sisi’nin karşısında kendisini aday göstererek bir nevi siyasi intihara kalkışmış ve siyasi sahadan çekilmek zorunda kalmıştır. Diğer siyasiler ise askeriyenin yaptıklarına karşı başlarını bile kaldıramaz duruma düşmüşlerdir. Böylelikle askeriye kendi seçtiği kişiyi yönetime çıkarmıştır. Ancak askeriyenin yönetime getirdiği bu şahsiyet bütün askeriyeyi çökertmiş ve hepsini diskalifiye etmiştir. Çünkü bu şahsiyet eline dışarıdan tutuşturulan bir defterle yönetime gelmişti. Karl Berry’nin yazdıklarına göre, o zamanlar savunma bakanı olan Sisi’nin sadece merhum Muhammed Mursi döneminde Amerikan Savunma Bakanı ile 50 defa görüştüğü ve darbe sonrasında Amerika aleyhine hareket etmeyeceklerinden emin olduklarında, ona destek verdiklerini aktarmıştır. Şu anki darbeci rejim, siyonist güçlerin Dr. Muhammed Mursi yönetiminin düşürülmesinde kendilerine yardımcı olduğunu açıkça belirtmiştir. Nitekim Sisi’nin siyonistlere olan şiddetli bağlılığı, Tiran ve Sanafir adaları meselelerini hızlandırması, onun siyonistlerle ne denli uyum içinde hareket ettiğini açıkça göstermektedir."

"Bu rejim halkı dermansız bırakarak ayakta durmaktadır"

Sisi rejiminin BAE, Suudi hanedanı, siyonist işgal rejimi, Amerika ve birçok Avrupa ülkesi tarafından desteklendiğini hatırlatan Tevfik, son olarak şu ifadelere yer verdi:

"Trump’ın Sisi hakkında 'Favori diktatörüm' ifadesi bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bu desteğin nedeni ise aralarında çıkar üzeri bir ilişki bulunmasıdır. Batı çıkarlarını aramakta ve insan haklarını hiçbir şekilde önemsememektedir. Ancak rejimin arkasındaki bu açık destek kesilirse rejim kısa süre içerisinde düşecektir. Halk, ilk fırsat bulduğu esnada bu rejimi düşürecektir. Çünkü artık halkın tümü, bu rejimin söylediği hiçbir sözde dürüst olmadığını ve kesinlikle güven vermediğini bilmektedir. Bunları bilen Sisi ve avaneleri şu an kendilerine on milyar dolarlarla askeri bir şehir kurmakta ve halkı bu zorluk ve hastalıklar ile baş başa bırakıp kendi refahları için burada ortam hazırlamaktalar. Bu rejim, cahilleştirme, yoksullaştırma ve halkı dermansız bırakarak ayakta durmaktadır. Sonuç olarak da ihtiyacı olan parayı bulamazsa vergiler hacizler ve rehin paraları yoluyla elini halkın cebine atmaktan kesinlikle geri durmayacaktır." (İLKHA)











Haberin Videosunu İzle
İlgili Videolar