HÜDA PAR Genel Başkanı İshak Sağlam 6-8 Ekim saldırılarının yıldönümünde gazetemize konuştu ASIL HEDEF HÜDA PAR’DI

6-8 Ekim saldırılarının yıldönümünde açıklamalarda bulunan HÜDA PAR Genel Başkanı İshak Sağlam, saldırılarda asıl hedefin HÜDA PAR olduğuna dikkat çekti. Sağlam, “Bölgeyi Marksist ve Leninist bir örgütün insafına terk etmek istemeyen insanlara ve gruplara yönelik saldırılar oldu. Sadece bizim 21 teşkilatımız kısmen ya da tamamen tahrip edildi, binlerce insan yaralandı, Diyarbakır’da 6 arkadaşımız hunharca şehit edildi.” İfadelerini kullandı.

Ekleme: 08.10.2020 01:11:31 / Güncelleme: 08.10.2020 01:18:20 / manşetler
Destek için 

DOĞRUHABER / Musa Azak 

PKK/HDP’lilerin yaptığı 6-8 Ekim saldırılarının üzerinden 6 yıl geçti. Tarihte benzeri az görülen vahşetin sergilendiği saldırıların yıl dönümünde HÜDA PAR Genel Başkanı İshak Sağlam değerlendirmelerde bulundu. Saldırıları sadece saldıranlar üzerinden değerlendirmenin doğru olmadığına vurgu yapan HÜDA PAR Genel Başkanı Sağlam, saldırıları; saldırganlar, azmettiriciler ve görevini yapmayan kolluk kuvvetleri olarak 3 unsur üzerinden değerlendirdi. Saldırıların vahşete dönmesindeki en büyük etkenin güvenlik güçlerinin görevini yerine getirmemesi olduğunun altını çizen Sağlam, güvenlik güçlerini karakollara kapatanların da hesap vermesi gerektiğini belirtti.

Saldırılara giden sürecin iyi okunması gerektiğini ifade eden Sağlam, “6-8 Ekim saldırılarını değerlendirmek için olayların evveliyatına gitmek lazım. O dönemde ‘çözüm süreci’ diye bölgeyi PKK unsurlarına terk eden bir çalışma vardı. Süreç, bölgeyi PKK’ye terk edilecek hal aldı. Biz o zaman da bunun çok yanlış olduğunu, PKK’nin silahla yaşadığını, nefes borularının silah namlularından geçtiğini, hayat damarının silah olduğunu ve bırakmayacağı uyarısında bulunduk. Biz yıllardan beridir bu yapıyı tanıdığımız için ‘çözüm süreci’ denen hususu sabote edeceğini ve asıl perde gerisinde farklı düşüncelerin olduğunu biliyorduk. Neticede 6-8 Ekim günlerinde Türkiye tarihinde daha önce hiç yaşanmamış vahşeti gördük. Öncelikle biz 6-8 Ekim olaylarına giden süreci iyi okumazsak 6-8 Ekim olaylarını da okuyamayız.” Dedi. Saldırıların planlı bir şekilde yapıldığına dikkat çeken Sağlam, özellikle bölgeyi Marksist ve Leninist bir örgüte terk etmek istemeyen insanların ve grupların, saldırılara maruz kaldığını söyledi.

HER GÖRÜLEN SAKALLI KİŞİLER VE MESTURE BAYANLAR HEDEF GÖSTERİLEREK SALDIRILDI”

Amacın Kobani’deki IŞİD saldırıları olmadığına vurgu yapan Sağlam, “6-8 Ekim olayları derken sanki spontane gelişmiş bazı çapulcuların sokağa çıkması gibi algılanıyor. Biz hiçbir zaman bunu böyle değerlendirmedik. Bunun gerisinde küresel emperyalizmin oluşturduğu bir harita ve ajanda var, bunlar da piyon olarak ortaya atılmıştı. Evet, çoğu çapulcuydu, hiçbir kutsiyeti olmayan insanlardı ama nereye gideceklerini biliyorlardı, hedefleri belliydi. Bazı devlet dairelerine ve güvenlik güçlerine yönelik bir taşlama olduysa da özellikle Marksist ve Leninist bir örgüte bölgeyi terk etmek istemeyen insanlara ve gruplara yönelik saldırılar oldu. Sadece bizim 21 teşkilatımız kısmen ya da tamamen tahrip edildi, binlerce insan yaralandı, Diyarbakır’da 6 arkadaşımız hunharca şehit edildi.

Her görülen sakallı kişiler ve mesture bayanlar hedef gösterilerek saldırıldı. Bu amacın, söylendiği gibi Kobani olmadığı ‘Kobani bahaneli’ saldırılar olduğu ortadadır. Belki büyük resme baktığımızda birilerinin ‘22 ülkenin haritası değişecek’ programında bu olaylar bir dönüm noktasıydı. Müslüman Kürt halkı bunlara fırsat vermedi. Belki çok bedel ödedi, çok zarar gördü, ama onlar da bu toprakların böyle ucuza Marksistlere teslim edilmeyeceğini gördüler.” ifadelerini kullandı. Saldırılara karşı görevini yerine getirmeyen kolluk kuvvetlerine dikkat çeken Sağlam, sokakları saldırganlara bırakanların göz ardı edilemeyeceğini belirtti.

“KİM HEDEF GÖSTERMİŞSE, KİM ONLARA REHBERLİK ETMİŞSE MUTLAKA BUNUN HESABINI VERMESİ LAZIM”

“İlk günden beri 6-8 Ekim olayları ile ilgili 3 ana unsurun olduğunu söyledik. Birincisi; sokağa çıkan çapulcular, ikincisi onları sokağa salan, azmettiren unsurlar, üçüncüsü ise sokağı onlara terk edenler. Bu 3 unsur beraber hesap vermediği sürece 6-8 Ekim olaylarının hesabı soruldu denilemez.” Diyen Sağlam sözlerine şöyle devam etti: “Evet, sokağa salınanların bir kısmı yargılanıp ceza aldı ama onları azmettirenlerin bir kısmı hiç yargılanmadı. Belki bu son gözaltına alınanlardan bazılarını azmettirenlerden sayabiliriz, ama işin asıl önemli olan noktası sokağı onlara terk edenlerdi. Saldırganlar 3 gün boyunca hiç müdahale görmeden sağa sola saldırdılar. Bazı insanlar belki birinci gün ‘Bunlar çapulcudur, gösteri yapar, çeker giderler’ diye düşündüler. Çok büyük zayiat verince, ikinci ve üçüncü günlerde insanlar artık can havliyle ölmemek için direnmeye, bağırmaya, çağırmaya başladılar, devleti göreve çağırdılar. Ayın 9’unda güvenlik güçleri sokağa çıktı. 3 gün boyunca güvenlik güçlerini karakollara kapatan zihniyet de hesap vermelidir. Bunların hepsinin beraber yargılanması lazım. Olaylarda dahli olan herkes hesap vermeli. Sadece çapulcuları ele alıp, onları azmettirenleri ve memleketi onlara bırakanları göz ardı edemeyiz. Bu 3 unsur beraber yargılanmalıdır. Kim hedef göstermişse, kim onlara rehberlik etmişse mutlaka bunun hesabını vermesi lazım.” Yasin Börü ve arkadaşlarının sığındığı evdeki kadının aradığı “155 Polis İmdat” hattındaki polisin alaylı konuşmasını hatırlatan Sağlam, bunların yargılanması gerektiğini söyledi.

DEVLETİN İÇERİSİNDE ÇÖREKLENMİŞ, ALANI SALDIRGANLARA TERK EDEN BÜTÜN UNSURLARIN DA TEK TEK YARGILANMASI GEREKİR”

Bir daha benzer vahşetin tekrarlanmaması adına 6-8 Ekim saldırılarının hesabının sorulması gerektiğini dile getiren Sağlam, “Biz bu defterin bu şekilde, birkaç kişinin ‘azmettirdi’ diye yargılanması ile kapanmasını kabul etmiyoruz, kapanmamalıdır. Bu çok büyük bir olaydır. Bunun üstü örtülürse gelecekte buna benzer olayların önü açılmış olur. Eğer biz gelecekte böyle olayların yaşanmasını istemiyorsak, devletin içerisinde çöreklenmiş, alanı bu saldırganlara terk eden bütün unsurların da tek tek yargılanması gerekir. Bu konuda ben ‘bunlar devlet görevlileridir, devlet için, vatan millet için çalışıyor, bunları korumamız lazım’ yaklaşımını kabul etmiyorum. Bu yaklaşım çok yanlış bir yaklaşımdır. Halkın değerlerini göz ardı eden, halkın can derdine düştüğü dönemde onları ölüme terk eden bir kişi bu devletin memuru olamaz. Devletin memuru öncelikle bu milletin değerlerini, canını korumak zorundadır. ‘Eğer sokağa çıksaydık çok şehit verirdik’ anlayışı çok sakat bir anlayıştır. Bugün bütün dünya büyük bir salgınla boğuşuyor. Doktorlar virüse yakalanan insanlar için ‘Biz bu insanlara yanaşırsak, virüs bize de bulaşır’ diyerek hastaneleri terk edebilirler mi? Terk edemezler. Şu an doktorlar ölüm pahasına büyük fedakârlıkla bu işi yapıyorsa, biz de bu duruşu takdir ediyorsak, o zaman her zaman ve zeminde halkın can güvenliği esas olmalıdır. ‘Sokağa çıksaydık şehit verirdik’ anlayışı gaflettir, bunu kabul etmiyoruz. Bunlara sokağı terk edenler yargılanmalıdır.

Bütün Türkiye Yasin Börü ve arkadaşlarının sığındığı ev sahibesinin çığlıklarına karşı dalga geçer gibi, alay geçer gibi soru soran görevliyi duydu. Bunu biz unutamayız.” şeklinde konuştu.