Eserlerden Esintiler: Gençlerle Başbaşa

İnsan yaşamının dönüm noktalarından önemli bir evredir gençlik. İsminin aslı gibi bir hazinedir. Yakıcı güneşin altında buz satan kişinin hali gibi her an tükenebilecek bir sermayeyi ihtiva eder.

Ekleme: 21.09.2020 11:19:01 / Güncelleme: 21.09.2020 11:24:16 / Kültür & Sanat
Destek için 

 Fakat “Ol mâiler ki derya içre derya bilmezler.” Sırrınca kıymetini de idrak edemeyiz. Zira enerjinin ve verimliliğin en yüksek olduğu bu çalkantılı dönem, çoğu zaman har vurup harman savurulan bir mirasa dönüşür, kıymetini bilmeyenlerin elinde. Doğru kanalize edilmeyen potansiyel ise heba olur. Peki ne yapmalı? Bu yoldan geçenlerin ayak izlerini takip etmeli.

Bizim bu yazımızda ele alacağımız “Gençlerle Başbaşa” adlı eser tam buna uygun bir kitap. Yazarı Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, engin tecrübesini aktardığı konferanslarından neşet eden bu; yükte hafif, pahada ağır eserinde ahlak, başarı, irade, çalışma ile bunların yol ve yöntemlerine ilişkin konulara değiniyor. Bu eseri yazarken, Cemil Meriç gibi bir üstadın da “Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim” diyerek övdüğü Jules Payot’un İrade Terbiyesi kitabından esinlendiğini aktarıyor. İyisi mi biz eserle ilgili hisselerimizi aktaralım.

Yazar başarıya giden yolda önce engelleri tanıtıyor. Nedir o engeller? Tembellik, kötü arkadaş ve kötü örnek… Tembellik, nice cevherlerin mücevhere dönüştürmenin önündeki en büyük engeldir. Şeytan gibi çeşitli suretlere bürünür de insanları kandırır. Hele bir de kötü arkadaş varsa, bahaneler, daha nelere sebebiyet verir varın siz düşünün. Şu anki gençliğin en büyük sorunlarından biri de özellikle sanatta, sporda, fikrî hayatta, sosyal medyada önlerine sunulan dışı ışıltılı, içi boş kötü örnekler değil midir? Peki yazarın bu sorunların karşısında sunduğu çare nedir? “Kişi arkadaşının dini üzredir.” hadisinin sırrınca iyiliksever, dürüst ve çalışkan insanlarla oturup kalkmalı, namuslu olmalı. Vicdanımızla baş başa kalınca utandırıcı hesabının olmaması kadar kişiyi rahatlatan ne vardır?

Özellikle fikir işçisi olan biz gençlerin çoğu işte muvaffak olamamamızın en önemli nedeni, usul ve yöntemi bilmeyişimizden kaynaklanmaktadır. Bunun da ana sebebi, irademizi doğru kullanamamaktan geçer. Zeki olmak tabi ki önemli, fakat irade sahibi olmadan zeka sahibi olmak, sahibine bir yüktür. Ne yapmak gerektiğini bilmek ve onu yapmak arasında büyük bir fark vardır ve çoğu insan bu cenderede ezilir. Bendeniz de dahil olmak üzere… Bu sebeple başarı yolunun mihenk taşını, bizlere irade olarak sunuyor yazar. Aklımızın düşünüp karar verme ve yapılması aynı derecede mümkün olan çeşitli hareket tarzlarından birini beğenip tercih etme kudretidir, irade. Yazar burada ahlak ve iradenin birleşiminin ehemmiyetini aktarıyor bizlere.

İrademizin mizaç ve karakterimizi etkilediği ve onlardan etkilendiği de muhakkak. Yazar bu konuda felsefi bir tartışma olan “mizaç ve karakter doğuştan mıdır yoksa sonradan kazanılır mı” sorusuna ırsî ve kesbî haletlerin katışımından oluştuğu cevabını veriyor. Coğrafya kaderdir fakat insan çoğu zaman kendi hayatını kendisi belirleyebilecek bir kudrete sahiptir. Bunu gemi metaforuyla çok güzel anlatıyor.

Verimli çalışmanın sağlanabilmesi için üç tür çalışmanın senkron çalışmasının gerektiğini söylüyor. Bunlar aklî, bedenî ve hissî çalışmalardır. Çalışmanın yol ve yöntemini bilmek kafi değil, aynı zamanda o çalışmayı yapabilecek sağlam bir bünyeye ve bilgi sevgisine ihtiyaç vardır. İnsan sevmeden bir işi yaparsa ondan zevk alamaz. Düzenli bir antrenman ve iyi bir dinlenme ise vücudu rahatlattığı gibi ruhu da rahatlatır. Bunların dozajını iyi ayarlamak lazımdır.

Başarılı olmanın kurallarını anlatan yazar, bendenizin başını ağrıtacak denli taş atmıştır. Zira çoğu hasletin bende olmaması, üstüme alınmama sebep oldu. Bunu tecrübe ederek fark etmekten daha kötü ne olabilir? Dilerseniz siz de kendinizi bu tavsiyelerin mihenk taşına vurun.

“Başladığın işi yarıda bırakma, istikrarlı çalış. İşi erteleme, tembellik etme. Çalışırken tek bir işe odaklan. Her yer ve her zaman çalışmaya müsaittir, sen yeter ki çalışmayı iste. Fakat rutin çalıştığın vakitlerin ve mekanın olsun. Sabırlı ve planlı ol. Hitabet için her gün 5-10 sayfa kitabı sesli oku. Edebî ve fikri vecizeleri ezberle ki, hafızan güçlensin. Not alarak çalış. Fikirlerini tartışmalara katılarak yoğur. Bil ki yeni fikirler, eski fikirlerin elbise giymiş halidir. Anadilini öğrenmeye ve geliştirmeye bak. Azimli ol. Güzel huyları edinmeye bak. Öfkeliyken karar verme. Sır sakla. Kısa ve öz cümleler kur. Kimsenin cehaletini yüzüne vurma. Dost kazanmak için cömert ol. İyi arkadaşlar kazanmaya bak. Ve en önemlisi ahlakını temiz tutmaya bak. Zira ahlak olmadan bu hasletler bir hiçtir.”

60-70 sayfaya bir âlem sığar mı? Sığarmış. Bu kitabı okumuş, dinlemiş, döne döne dinlemiş, okuyanların yorumlarına bakmış biri olarak söyleyebilirim ki başucu kitabı olmayı hak eden ve senede bir okunması lazım gelen bir kitap. Yazarının hayat tecrübesini de dikkate alarak okunduğunda daha da bir anlamlı olacak bir “başarının el kitabı” olsa gerek. Özellikle fikir işçiliği yapan ve gençliğini daha da kıymetlendirmek isteyen kişilerin okumasını ve bilgilerini hayata geçirmesini şiddetle tavsiye ediyorum. Şu satırları okuyan değerli okurlarımdan da bu vesileyle sağlam bir irade, sönmez bir azim, hayırlı ve kuvvetli bir belagat, okumanın zevkine varan ve bunu insanlara yansıtan bir ruh, iddialarından vurulmayan bir yaşantı için dua istirham ediyorum. Bunlara çok ihtiyacım olduğunu da itiraf ediyorum.

Rabbim kitaptan ayırmasın!

Eserlerden Esintiler

Gençlerle Başbaşa – Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil            Abdullah Ayyıldız 

Etiketler: