MESELE O KADAR BASİT DEĞİL

Abone Ol

Bölgedeki güç dengelerinde oluşan değişimleri göz ardı edenler çok sayıda komplo teorisi üreterek Esad’ın 10 gün içinde devrilmesini izah etmeye çalıştılar.

Hatta SDG için de benzer şeyler söylüyorlar.

Mesele o kadar basit değil.

Oysa meselenin 14 yıllık bir geçmişi vardı ve bu süre içerisinde dış etkenler defalarca dengeleri altüst etmiş ve hakimiyet alanları sürekli el değiştirmişti.

Arap baharı rüzgarının Suriye’de esmesi sonrası içteki parçalı yapı ve dış hesaplardan dolayı yönetimin kolay kolay devrilemeyeceği, sürecin kanlı olacağı tahmin ediliyordu.

Nitekim kısa süre içerisinde ülkenin büyük kısmı birbiriyle bağlantısız muhalif grupların eline geçtiğinde dış müdahale başlamış ve savaş şiddetlenmişti.

Rusya ve İran’ın Baas rejimine destek amacıyla asker, silah ve milis desteğinde bulunmaları alandaki dengeleri rejim lehine değiştirse de Suriye’ye çok fazla yabancı gücün girmesi kimsenin tam hakimiyet sağlayamamasına neden oldu.

DAİŞ’in bir anda muhalif grupları ezip geçmesi ve rejimin elindeki birçok noktayı ele geçirmesi bölgedeki parçalı yapıyı iyi değerlendirmesi ile mümkün olmuştu.

Amerika’nın, Türkiye ile beraber yapmaya çalıştığı “Eğit-donat” projeleri tutmadı ve muhalif silahlı gruplar tarafından çabucak dağıtıldı.

Amerika, Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen bu dönemde “DAİŞ’le mücadele” kapsamında PKK’nın merkezde olduğu ve içinde Arap aşiretlerin de yer aldığı SDG yapılanmasını oluşturdu. Arap aşiretler SDG çatısı altına girerek Amerika’nın güvenlik şemsiyesine sahip oldular ve böylece Suriye rejiminin katliamlarından korunmuş oldular.

Suriye rejimi, SDG bölgesine ilişmeden diğer muhalif unsurlara karşı hiçbir sınır ve ahlaki ilke tanımadan katliamlara girişti. Pazar yerleri, ekmek sırasında bekleyen siviller varil bombalarıyla vuruldu. Doğu Guta’da kimyasal silahlar kullanıldı, Yermuk Kampında 8 ay süren kuşatmadan dolayı insanlar açlıktan öldü.

Çatışmalar devam ettikçe SDG’nin hakimiyet alanları genişledi, diğer muhalif gruplar geriledi.

Muhalif gruplar direniş alanlarını terk ederek Halep kırsalına ve İdlib’e sıkıştılar.

Astana’da varılan mutabakat her seferinde rejim güçleri tarafından ihlal edildi.

SDG’nin kontrol ettiği alanlarda PKK, Kandil’in direktifleri doğrultusunda hareket etti, ideolojik dayatmalarda bulundu.

Esad rejimi hakimiyet alanlarını genişlettikçe bölgede yeniden meşruiyet kazanmaya başladı.

Arap birliğine yeniden katıldı, bazı ülkeler elçiliklerini yeniden faaliyete soktu.

Türkiye de bu süreçte Suriye rejimi ile diyalog yolları aradı. Hatta Erdoğan’ın Esad ile görüşmek istediğine dair haberler düştü medyaya.

Esad, yeniden Suriye’ye hakim olma hayalleri kurarken Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdi.

Amerika ve Avrupa’nın Ukrayna’ya destek vermesi, Rusya’yı sıkıştırdı ve bu durum Suriye’de askerlerini çekmesine neden oldu.

İsrailin, Lübnan’a saldırısı da Hizbullah’ın Suriye’den çekilmesini beraberinde getirdi.

İç savaşın ilk zamanlarındaki gibi bir durum oluştu. Esad’ın destek olmadan ayakta durmasına imkan yoktu.

27 Kasım’da İdlib merkezli muhalefetin Halep’e yönelmesi bir süredir sakinleşmiş ortamı yeniden ısıttı. Aslında Eylül başından beri bir hazırlık içindeydiler.

Esad güçleri Halep’te 4 gün direndi ve sonra Halep HTŞ öncülüğündeki muhalif grupların kontrolüne geçti.

Halep kritik eşikti ve o eşik geçilince Esad’ın ordusu dağıldı.

Hama ve Humus’ta çok küçük bir direniş oldu ve 8 Aralıkta Esad kaçtı, Şam muhaliflerin kontrolüne geçti.

Neredeyse üzerinden bir yıl geçmiş olan bu olayı SDG’nin birkaç gün içinde dağılmasının anlaşılabilmesi için yazdım.

PKK çevreleri çok güçlü olduklarını, 100 bin silahlı güce sahip olduklarını söylüyorlar, karşılarındaki güçten devlet değil de HTŞ diye söz ediyor ve “onlar bize teslim olsun” diyorlardı.

Ama alanda dengeler değişmişti.

Esad devrilince Arap aşiretler, Amerika’nın da onay verdiği yeni yönetimin çatısı altında olmanın daha güvenilir olduğunu düşündüler ve taraf değiştirdiler.

Kürt yerleşim yerlerinde birçok kimsenin PKK’dan memnun olmadığı gerçeğinin ortaya çıkması için de böyle bir ortam gerekiyordu.

Amerika, bir çatışma durumunda PKK’ya destek vermeyeceğini, Türkiye 10 Mart mutabakatına uymazsa saldırabileceğini söyleyince iklim bir anda değişti.

Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri psikolojik eşik durumundaydı ve PKK oralarda mağlup edilince çözülme başladı.

Şimdi anlaşmalar yapılıyor ve o çerçevede adımlar atılıyor.

Keşke çatışmalar yaşanmadan, insanlar ölmeden uzlaşı sağlanabilseydi.

Bundan sonra yapılması gereken sağduyuyla hareket etmek, çok acılar çekmiş olan bölge halkının huzuru için gayret sarf etmektir.

Amerika ve israilin kayığına binenler hiçbir şekilde selamet sahiline çıkmayacaklarından emin olsunlar.