Mesele, İki Tren Meselesidir…

Abone Ol

Zalimlerin treninde oturup mazlumların duasını okumak kimseyi kurtarmaz. Çünkü tarih, kimin ne söylediğini değil, hangi trene bindiğini yazar.

Dünyada yaşanan birçok savaş gibi bugün konuşulan ABD–israil ve İran gerilimi de çoğu zaman mezhepler, milletler veya jeopolitik çıkarlar üzerinden açıklanmaya çalışılıyor. Oysa gerçeği görmek isteyenler için mesele bundan çok daha basittir. Bu savaş aslında iki devletin ya da iki mezhebin savaşı değildir. Bu savaş iki trenin savaşıdır.

Bir tren zulmün trenidir.

Diğeri ise zulme karşı direnenlerin trenidir.

Dünyanın dört bir yanına baktığınızda aynı tabloyu görürsünüz. Bir tarafta zalimler vardır; diğer tarafta zalimin zulmüne karşı direnmeye çalışanlar. Bu iki tarafın içinde her milletten ve her inançtan insan bulunur. Zalimlerin treninde de Müslümanlar vardır, Hristiyanlar vardır, Yahudiler vardır. Mazlumların treninde de aynı şekilde Sünni vardır, Şii vardır, Arap vardır, Kürt vardır, Türk vardır. Hatta dinsiz olanlar bile vardır. Çünkü mesele mezhep veya kimlik meselesi değildir. Mesele hangi trene bindiğin meselesidir.

Bugün emperyalist düzenin kurduğu sistem açık bir gerçeği gözler önüne seriyor. Zalimin elinde dünyanın en gelişmiş silahları, en güçlü teknolojileri, en büyük medyası ve en zengin ekonomileri var. Aynı zalimler mazlumlara ise savunma hakkını bile çok görüyor. Onlara göre mazlumun kendisini savunması bile suçtur. Bombalar yağdırmak serbesttir ama o bombalara karşı koymak yasaktır.

Irak yerle bir edildi.

Afganistan yakıldı.

Gazze harabeye çevrildi.

Ama bu yıkımları yapanlar kendilerini “medeniyet” ve “güvenlik” adına konuşan güçler olarak sunmaya devam etti. Dünya ise büyük ölçüde sustu. Bir kısmı korktuğu için sustu, bir kısmı çıkarları için sustu, bir kısmı da makam ve para uğruna zalimin yanında saf tuttu.

İşte bu noktada mesele iki tren meselesine dönüşür.

Bir tren cehenneme gidiyor. O trenin içinde namaz kılanlar da var. Hacca gidenler de var. Zekât verenler de var. Ama trenin yönü değişmiyor. Çünkü o tren zulmün trenidir. İçindeki bazı insanların ibadetleri trenin yönünü değiştirmeye yetmez.

Diğer tren ise cennetten yana yol alıyor. O trenin içinde de hatalar yapan insanlar var. Günah işleyenler var. Kusurlu insanlar var. Ama o tren zulme boyun eğmeyenlerin trenidir. Zalimle işbirliği yapmayanların trenidir. Mazlumun yanında duranların trenidir.

Bugün yaşanan savaşın özünü anlamak isteyen herkes şu soruyu kendisine sormalıdır: Ben hangi trendeyim?

Sünni misin, Şii misin, Arap mısın, Türk müsün, Kürt müsün, İranlı mısın, Yahudi misin… Bunların hiçbirinin belirleyici bir anlamı yok. Tarih boyunca bu kimlikler zalimlerin yanında duranları da gördü, mazlumların yanında duranları da.

Asıl mesele şudur:

Zalimin tarafında mısın, yoksa zulme karşı mı?

Irak’ı yıkanların yanında mı duruyorsun, yoksa o yıkıma karşı çıkanların yanında mı? Gazze’yi bombalayanların yanında mı duruyorsun, yoksa o bombaların altında yaşam mücadelesi verenlerin yanında mı?

Dünya bugün iki trenin karşı karşıya geldiği bir istasyonda duruyor. Kimileri makamlarını korumak için zalimin trenine binmeyi tercih ediyor. Kimileri de bedel ödemeyi göze alarak direniş trenine biniyor.

Sonunda herkes bir trene binecek.

Ve trenler aynı yöne gitmiyor.

Gazze’ye, İran’a selam, direnişe devam!