Medeniyet köpekleşmek mi?

Abone Ol

Türkiye’nin sokaklarında bugün tanık olduğumuz tablo, sadece bir güvenlik zafiyeti değil, aynı zamanda derin bir medeniyet ve zihin kaymasıdır. Batılı modern hayat tarzı, insanı kendi doğasından ve köklerinden koparıp medeniyetine düşman ederken, şehirdeki kitleleri de birer "köpek çobanı" haline getirdi. Bu dönüşümün en acı meyvesi ise sokak ortasında vahşice katledilen evlatlarımızdır. Artık gerçekçi olmanın vakti gelmiştir. Karşımızdakiler "can dost" değil başıboş it, kana susamış hayvanlar, bu kitleler "hayvansever" değil kendi türüne düşman mankurtlar, savunulan ise "hayvan hakları" değil doğrudan bir köpekçi terörüdür.

Bu terör, arkasına aldığı devasa yem lobisiyle sadece dimağları değil, devletin hazinesini de kemirmektedir. Belediyeler ve kurumlar, halkın parasını insani hizmetlere harcamak yerine, ucu bucağı görünmeyen devasa barınak masraflarına akıtıyor. Akıl almaz bütçelerle inşa edilen bu yapılar, sorunu çözmek yerine adeta birer rant kapısına dönüşmüşken, sokaktaki tehlike her geçen gün büyümeye devam ediyor. Oysa dönüp başımızı Avrupa’ya çevirdiğimizde durum bambaşka bir gerçeklikle karşımıza çıkıyor; bugün Avrupa'nın hiçbir modern ülkesinde, medeni bir şehrin merkezinde çocukları avlayan başıboş köpek sürüleri göremezsiniz. Orada kamu güvenliği her şeyin üzerindedir ve hiçbir "lobi" bir çocuğun canından daha kıymetli görülmez. Bizde ise 500 milyar liralık bir ekonomik hacme ulaşan bu lobi, siyasileri dahi baskı altına alacak kadar pervasızlaşmış durumda. Hatta siyasilerin bazıları da bu lobinin içinde. Fabrikalar kurmuş ha bire mama üretmekte, belediyeler ile ticaret yapmakta.

Toplumun hücrelerine kadar işlenen bu algı operasyonu, artık evlerimizin içine, televizyon ekranlarımıza kadar sızmış vaziyette. Son günlerde bir beyaz eşya markasının reklamı üzerinden yürütülen "evcil hayvanı çocuk yerine koyma" dayatması, bu yozlaşmanın en taze örneğidir. Almanya'da başka Türkiye'de başka mesajlar vererek asıl niyetini ortaya koymuştur. Kendi evladına, yaşlısına veya komşusuna ayırmadığı şefkati bir hayvana kanalize eden, onu ailenin merkezine yerleştirip insanlaştıran bu anlayış, aslında bir nesli kurutma projesidir. İnsanları çocuk sahibi olmaktan uzaklaştırıp köpek beslemeye teşvik eden bu sistem, Van’da köpeklerin dişleri arasında can veren beş yaşındaki Hamza’nın acısını görmezden gelmemizi bekliyor. Bizden, bir ineğin, kuzunun, tavuğun ya da balığın hayatını sıradan görüp, sokak köpeklerini dokunulmaz ve "kutsal" ilan etmemiz isteniyor.

Van’da parçalanan o masum bedenin hesabı, sadece o köpeklerden değil, bu sorunu "hayvan refahı" diyerek halı altına süpüren tüm yetkililerden sorulmalıdır. Narin’in, Rojin’in ya da Gülistan’ın kaybı toplum vicdanında neyse, Hamza’nın başına gelenler de odur; biri insan eliyle, diğeri insanın sorumsuzluğu ve rant hırsıyla beslenen köpek dişleriyle yapılmıştır. Barınak yapmakla, kısırlaştırmakla, süslü cümlelerle bu mesele geçiştirilemez. Çocuklarımız sokaklarda özgürce yürüyene, parklarda avlanma korkusu olmadan oynayana dek bu mücadele bitmeyecektir. Ya bu başıboş köpek terörü tam disiplinle kontrol altına alınacak ya da toplumun selameti için gereken her türlü radikal adım, itlaf dahil, cesaretle atılacaktır. Zira bir toplum, kendi evladını bir hayvanın pençesine terk ediyorsa, orada ne adaletten ne de medeniyetten söz edilebilir.