Güncel

LGBT destekçisi Gülben Ergen'in bakanlığın 'aile' dizisinde ne işi var?

Aile yılı ilan edilirken, geçmişte LGBT propagandasına açık destek veren bir ismin Milli Eğitim’in aile temalı projesinde “rol model” olarak sunulması, devlet politikaları ile uygulama arasındaki derin çelişkiyi bir kez daha gözler önüne serdi.

Abone Ol

Milli Eğitim Bakanlığı’nın “aile” temasıyla hazırlanan dizi projesinde, sapkın LGBT akımına verdiği açık destekle gündeme gelen Gülben Ergen’e rol verilmesi kamuoyunda ciddi soru işaretlerine neden oldu. Tepkilerin odağında ise, bu tercihin arkasındaki ve kamuoyunda “ajans aklı” olarak nitelendirilen karar mekanizması yer alıyor.

Sapkın LGBT akımına yönelik açıklamaları ve sosyal medya paylaşımlarıyla kendisini açıkça konumlandıran bir ismin, “aile yılı” ilan edilen bir dönemde, aile temalı bir projede adeta “rol model anne” figürü olarak sunulması, birçok kesim tarafından açık bir çelişki olarak değerlendiriliyor.

Eleştiriler yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı değil. Aile kurumunu hedef alan akımlara karşı sert söylemleriyle bilinen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da söz konusu projeye verilen destek fotoğrafında yer alması, “Bu karede kim, neden bulunuyor?” sorusunu daha da görünür kıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “LGBT gibi sapkın akımlardan bağımlılığa, aile kurumuna dönük saldırılara tüm insanlığı ve 86 milyon vatandaşımızı tehdit eden meydan okumalarla yüz yüzeyiz” sözleri hafızalardayken, bu çizgiyle taban tabana zıt figürlerin devlet destekli aile projelerinde tercih edilmesi, “devlet politikası ile uygulama arasındaki kopukluk” eleştirilerini beraberinde getirdi.

Öte yandan, sanat dünyasındaki ideolojik tekelleşme tartışmaları da bu tabloyu tamamlayan bir başka unsur olarak öne çıkıyor. Oyuncu Hakan Boyav’ın daha önce yaptığı, “Türkiye’de ödül alabilmek için ya solcu olacaksınız ya da yaşam biçimi olarak o çevrelere yakın olacaksınız.” şeklindeki açıklaması, bugün gelinen noktada yalnızca ödül mekanizmalarıyla sınırlı kalmayan daha geniş bir kültürel hegemonya iddiasını gündeme taşıyor.

Artık yalnızca “ödül almak” için değil; devlet destekli projelerde yer alabilmek için de belirli ideolojik ve kültürel kalıplara yakın durmanın zorunlu hale geldiği görülüyor. Değerlere, aile kurumuna ve toplumsal hassasiyetlere önem veren isimlerin sistematik biçimde dışlandığı, buna karşılık kamuoyunda tartışmalı figürlerin “normalleştirilerek” öne çıkarıldığı görülüyor.

“Aileyi koruma” söylemiyle yürütülen projelerde, aileyi dönüştürmeye veya aşındırmaya yönelik akımlarla özdeşleşmiş isimlerin tercih edilmesi ise ciddi bir tutarsızlık ve akıl tutulması örneği olarak değerlendiriliyor.