İslam karşıtlığıyla bilinen Şirin Payzın, okullarda Ramazan ayına yönelik etkinliklere izin verilmesinin karşısında laik atak geçirerek Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i hedef aldı. Payzın, “Anayasa’nın laiklik ilkesini kaldırdık da haber mi vermediler?” diyerek, Milli Eğitim Bakanı’nın çocuklar ve aileler üzerinde “din baskısı kurmaya hakkı olmadığını” savundu.
Payzın'ın İslam alerjisi yeni değil. Geçtiğimiz yıllarda Pegasus Airlines çalışanlarının içkili bir masa fotoğrafını “Kadir Gecesi özel. Rabbim kabul etsin” notuyla paylaşması üzerine şirketin bazı çalışanlar hakkında işlem yapılmıştı. Bu gelişme sonrası Payzın, şirketi eleştirerek laiklik ve özel hayat vurgusu yapmıştı.
“Türkiye laik bir ülke. Bir kişinin kendi özel hesabından inancını göstermesi nasıl cezalandırılır?” diyerek şirket yönetimini hedef almış, “Burası bir din devleti mi?” ifadelerini kullanmıştı.
Hatta Peygamber Efendimize hakaret eden Charlie Hebdo saldırısını 'Türkiye'nin Madımak'ı' olarak tabir etmişti. Payzın'ın çıkış noktası yine özgürlüktü.
Peki nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede ailelerin çocuklarına Ramazan feneri astırması neden ‘özgürlük’ değil de ‘baskı’ olarak tanımlanıyor?
Yıllarca başörtüsü nedeniyle öğrencilerin okula alınmadığı, üniversite kapılarında bekletildiği dönemlerde “eğitim özgürlüğü” neden gündeme gelmedi?
Bugün Ramazan etkinliklerini “baskı” olarak sunan çevreler, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkı engellendiğinde aynı yüksek sesli özgürlük savunusunu yaptılar mı?
Ramazan fenerini “baskı” olarak gören bu yaklaşım öyle bir noktaya gelmiş durumda ki, vatandaş artık şunu soruyor: Laiklik bile bu zihniyetten bıkmış olabilir mi? Dünyanın hiçbir yerinde sekülerlik, toplumun inanç pratiğine bu kadar tahammülsüz, bu kadar dışlayıcı ve bu kadar refleksif bir sertlikle savunulmuyor. Nüfusunun ezici çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede çocukların Ramazan’a dair sembolik bir etkinlik yapmasını tehdit gibi görmek, artık psikolojik bir sorun olarak yorumlanıyor.





