Millî Eğitim Bakanlığı’nın “Maarifin Kalbinde Ramazan” başlıklı yazısı okullara ulaştığından beri, sınıflarda sadece bir müfredat değil, bir maneviyat rüzgârı esmeye başladı. Çocuklarımızın gözlerindeki pırıltıyı, yüreklerindeki huzuru hissettikçe insan ister istemez sormadan edemiyor: Biz bu bereketi ne kadar çok özlemişiz?
Bu proje, sadece bir etkinlik dizisi değil; bu toplumun kendi genetik kodlarıyla, kendi ruh köküyle yeniden buluşma çabasıdır. Yıllardır eğitim sisteminin ruhsuz koridorlarında, kendi değerlerine yabancılaştırılmaya çalışılan bir neslin, bir nefeslik de olsa aslına rücu etmesidir. Kendi aslına, kendi özüne bir "merhaba" demesidir.
Ancak ne zaman ki bu milletin evlatları kendi değerleriyle kucaklaşsa, malum çevreleri hemen bir “kriz” dalgası sarıveriyor. Laik ataklar geçiriyorlar. Vücutlarındaki kirli kanları beyinlerine sıçrayıveriyor. Ve hemen o bildik, tozlu raflardan indirilmiş, paslanmış sloganların devreye koyuyorlar.
Batı’nın Noel’ine, Cadılar Bayramı’na gösterdikleri o sonsuz müsamaha ve modernlik alkışları; nedense konu bu toprakların Ramazan’ı olunca yerini bir "rejim krizine" bırakıyor.
Yıllardır dillerinden düşürmedikleri o tozlu teraneleri yine sıraya dizdiler: "Laiklik elden gidiyor!", "Eyvah, Şeriat geliyor!", "İlke ve inkılaplar..." şunu bilin artık bu bayat sloganların bu toplumda alıcısı kalmadı.
Yahu efendiler; bir çocuğun Ramazan’ın sevincini okulunda arkadaşlarıyla paylaşması, hangi laikliği sarsar? Hangi ilerlemeye engel olur?
Sizin "karanlık" dediğiniz şey, bu toprakların bin yıllık irfanıdır. Sizin "tehdit" dediğiniz şey, bu halkın ta kendisidir.
Aslında mesele laiklik falan değil; mesele, bu toplumun kendi özüyle barışmasına duyulan o kronik hazımsızlıktır.
Şunu artık kafanıza kazıyın: Bu milletin artık sizin o bayat sloganlarınıza, korku senaryolarınıza karnı tok!
Sizin "laik ataklarınız" geçecek, tansiyonunuz elbet düşecek; ama o çocukların tertemiz dimağlarına ekilen Ramazan tohumları, yarın bu memleketi gölgeleyecek devasa çınarlara dönüşecek.
Uzak durun çocuklarımızdan, çekin o kirli ellerinizi onlardan.
Bırakın onlar kendi baharlarını yaşasın. Bırakın okullarımız sadece bilgi yüklenen mekanlar değil, ruhun da beslendiği yuvalar olsun.
Toplumu gerilimle hizaya sokabileceğini sananlar şunu bilmelidir:
Bu topraklar korkuyla değil, inançla;
Baskıyla değil, mayayla şekillenir.
Ne kadar bağırırsanız bağırın; bu topraklarda maya tutmuştur ve o maya, bu çocukların tertemiz kalplerinde büyümeye devam edecektir.