Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) güncel verilerine göre Çin, işletmedeki reaktör sayısını istikrarlı şekilde artırırken, aynı zamanda dünyada yapımı süren nükleer reaktörlerin yaklaşık yarısını tek başına inşa ediyor. Bu durum, ülkenin enerji güvenliği, karbon emisyonlarını azaltma hedefi ve elektrik talebindeki hızlı artışı karşılamaya yönelik uzun vadeli stratejisinin en önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.

IAEA'nın 2026 yılı güncel verilerine göre Çin ana karasında yaklaşık 60 ticari nükleer reaktör işletmede bulunurken, 36'dan fazla reaktörün inşası sürüyor. Toplam kurulu nükleer güç kapasitesi 60 gigavat seviyesini aşmış durumda. Çin, devam eden projelerin tamamlanmasıyla önümüzdeki birkaç yıl içinde kurulu gücünü yaklaşık iki katına çıkararak 100 gigavat seviyesine ulaşmayı hedefliyor.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), halen dünyada inşa edilen nükleer kapasitenin yaklaşık yarısının Çin'de bulunduğunu belirtiyor. 2025 yılında dünyada başlayan 10 yeni nükleer santral inşaatının dokuzu Çin'de gerçekleşirken, son on yılda yapımına başlanan reaktörlerin büyük bölümü Çin veya Rus tasarımlarına dayanıyor. Bu tablo, Çin'in yalnızca kapasite artırmadığını, aynı zamanda kendi geliştirdiği Hualong One (HPR1000) gibi yerli reaktör teknolojilerini küresel pazarda öne çıkardığını gösteriyor.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi'nin (EIA) yayımladığı son analiz de Çin'in büyüme hızına dikkat çekiyor. Rapora göre ülkenin nükleer kurulu gücü 2016'dan bu yana yaklaşık iki katına yaklaşırken, küresel ölçekte yapımı devam eden reaktörlerin yüzde 49'undan fazlası Çin'de bulunuyor. Analizde, bu büyümenin Çin'i önümüzdeki yıllarda dünyanın en büyük nükleer elektrik üreticilerinden biri haline getireceği vurgulanıyor.

Ülkeler arasındaki karşılaştırmada ise tablo dikkat çekici. ABD, yaklaşık 94 işletmedeki reaktörü ve yaklaşık 97 gigavat kurulu gücüyle halen dünyanın en büyük nükleer enerji üreticisi olmayı sürdürüyor. Fransa, elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 70'ini nükleer enerjiden sağlayarak bu alanda dünyanın en yüksek nükleer payına sahip ülkesi olmayı koruyor. Çin ise elektrik üretimindeki nükleer pay bakımından henüz Fransa'nın gerisinde olsa da, yeni reaktör yatırımlarındaki hız sayesinde toplam kapasite açısından ABD ile arasındaki farkı hızla kapatıyor.

Rusya ise daha sınırlı sayıda yeni santral inşa etmesine rağmen, nükleer teknoloji ihracatında küresel liderlerden biri olmayı sürdürüyor. Rus devlet şirketi Rosatom; Çin, Türkiye, Mısır ve Hindistan dahil birçok ülkede yeni reaktör projeleri yürütüyor. Buna karşılık Çin son yıllarda kendi yerli reaktör teknolojilerini geliştirerek dışa bağımlılığı önemli ölçüde azaltmış durumda.

Çin'in nükleer stratejisinin bir diğer önemli ayağını ise yeni nesil teknolojiler oluşturuyor. Ülke, ticari ölçekte kara konuşlu küçük modüler reaktör (SMR) teknolojisini işletmeye alan ilk ülke olurken, yeni SMR projeleri ve hızlı nötron reaktörleri üzerinde de çalışmalarını sürdürüyor. Uzmanlar, bu yatırımların Çin'in yalnızca elektrik üretiminde değil, geleceğin nükleer teknolojilerinde de küresel rekabet gücünü artıracağını değerlendiriyor.

Enerji uzmanlarına göre Çin'in mevcut yatırım temposunu sürdürmesi halinde, 2030'lu yılların başında kurulu nükleer güç bakımından ABD'yi geride bırakması güçlü bir olasılık olarak görülüyor. Böylece küresel nükleer enerji dengelerinde uzun yıllardır süren ABD liderliğinin yerini Çin'in alabileceği değerlendiriliyor. Ancak elektrik üretiminde nükleerin toplam payı açısından Fransa gibi ülkelerin kısa vadede liderliğini koruması bekleniyor.

Muhabir: Mehmet Güllü Bozdaş