Güncel

Küresel ısınma varsa bu kadar kar yağar mı? Trump sordu..

ABD Başkanı Donald Trump’ın “küresel ısınma varken bu kadar kar nasıl yağıyor?” çıkışı, iklim bilimine dair yaygın bir yanılgıyı yeniden gündeme taşıdı.

Abone Ol

ABD Başkanı Donald Trump’ın “küresel ısınma varken bu kadar kar nasıl yağıyor?” şeklindeki çıkışı, ilk bakışta basit bir soru gibi görünse de aslında modern iklim tartışmalarının merkezinde yer alan temel bir kavram karmaşasını yansıtıyor. Bu soru, küresel ısınmanın ne olduğu, ne olmadığı ve günlük hava olaylarıyla nasıl ilişkilendirilmesi gerektiği konusunda yaygın bir yanlış anlamaya dayanıyor.

Küresel ısınma, belirli bir günün ya da bir haftanın hava koşullarını değil, dünyanın uzun yıllar boyunca ölçülen ortalama sıcaklık eğilimini ifade eder. İklim bilimi açısından bakıldığında, birkaç gün süren yoğun kar yağışı ya da sert bir soğuk dalgası, küresel ölçekte sıcaklık artışının olmadığı anlamına gelmez.

Tıpkı yaz ortasında yaşanan serin bir günün, yaz mevsiminin genel olarak sıcak geçtiği gerçeğini değiştirmemesi gibi, kışın yaşanan aşırı soğuklar da küresel ısınma olgusunu ortadan kaldırmaz.

Küresel ısınmanın en kritik ve çoğu zaman gözden kaçan yönü, dünyanın her yerinin aynı şekilde ısınmamasıdır. Dünya sistemi son derece karmaşık ve sıcaklık artışı bölgesel farklılıklar gösterir. Özellikle Kuzey Kutbu ve çevresi, gezegenin geri kalanına kıyasla çok daha hızlı ısınmakta. Bu durum, atmosferin doğal dengesini sağlayan büyük ölçekli hava akımlarını doğrudan etkiler.

Normal şartlarda kutup bölgelerindeki aşırı soğuk hava, güçlü jet akımları sayesinde kuzeyde tutulur. Ancak kutuplar hızla ısındıkça bu akımlar zayıflamakta ve soğuk hava kütleleri daha güney enlemlere sarkabilmektedir.

İşte ABD, Avrupa veya Asya’da zaman zaman görülen olağan dışı soğuk hava dalgalarının arkasında yatan temel nedenlerden biri bu. Yani yaşanan sert kışlar, küresel ısınmanın yokluğuna değil, aksine iklim sisteminin bozulduğuna işaret eder. İklim artık daha “istikrarlı” değil, daha düzensiz ve öngörülmesi zor bir yapıya sahip.

Kar yağışı meselesi de bu bağlamda ele alınmalı. Küresel ısınma, atmosferin daha fazla enerji ve daha fazla nem taşımasına neden olur. Daha sıcak bir atmosfer, daha fazla su buharını bünyesinde tutabilir. Soğuk bir hava dalgası bu nem yüklü hava kütlesiyle karşılaştığında, ortaya çıkan şey hafif bir kar değil, rekor düzeyde yoğun kar yağışları olur. Dolayısıyla “çok kar yağıyor” ifadesi, küresel ısınmayla çelişmek yerine, onun dolaylı sonuçlarından biri olabilir.

Bu noktada asıl mesele, ortalama sıcaklıkların birkaç derece artmasından ziyade, bu artışın iklim sisteminde oluşturduğu aşırılıklardır. Günümüz iklim bilimi, küresel ısınmanın en belirgin etkisinin daha sık ve daha şiddetli ekstrem olaylar olduğunu vurgular. Aşırı sıcaklar, aşırı soğuklar, ani sel baskınları, uzun süreli kuraklıklar ve yıkıcı kar fırtınaları aynı bütünün parçalarıdır. Bu nedenle bilim dünyasında “küresel ısınma” kavramı giderek yerini “iklim krizi” ya da “iklim düzensizliği” gibi daha kapsayıcı ifadelere bırakıyor.

Donald Trump’ın söyleminde sorunlu olan nokta, kısa vadeli hava olaylarından yola çıkarak uzun vadeli iklim gerçekliğini sorgulaması. Bilimsel yöntem, tekil örneklerle değil, uzun yıllara yayılan verilerle çalışır. Son 150 yılın sıcaklık kayıtları, dönemsel soğuklara rağmen dünya genelinde açık ve net bir ısınma trendi olduğunu gösteriyor. Bu nedenle “soğuk varsa küresel ısınma yoktur” düşüncesi, bilimsel temeli olmayan, sezgisel ama yanıltıcı bir çıkarım.

Yani küresel ısınma ile yoğun kar yağışı arasında sanıldığı gibi bir çelişki yok. Aksine, bozulan iklim dengesi hem daha sıcak hem daha soğuk uçları aynı anda mümkün kılmaktadır. Bugün yaşanan sert kışlar, küresel ısınmanın sona erdiğini değil, iklim sisteminin alarm verdiğini gösteriyor.