Mevcut küresel gelişmeler, enerji ile gıda arasındaki ilişkinin her zamankinden daha güçlü hale geldiğini gösteriyor. Petrol ve gaz fiyatlarındaki artış yalnızca enerji sektörünü etkilemekle kalmıyor; hızla gıda üretim ve taşıma maliyetlerine de yansıyor.

Bu durum, piyasalar üzerindeki baskının boyutunu ortaya koyuyor. Enerji arzındaki herhangi bir aksama; tarım, gübre ve lojistik maliyetlerini artırıyor ve sonuçta tüketicinin ödediği gıda fiyatlarını yükseltiyor.

Gelişmeler, özellikle jeopolitik gerilimlerin sürmesi halinde küresel gıda fiyatlarında kalıcı artış riskine işaret ediyor. Bu da özellikle ithalata bağımlı ülkeler için gıda arzını güvence altına alma ve enflasyonu kontrol etme konusunda ciddi zorluklar anlamına geliyor.

Financial Times’ın bir raporuna göre, Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji akışındaki aksaklıklar, küresel bir gıda şoku riskini artırıyor. Yükselen gaz fiyatları gübre üretimini baskılarken, diğer sektörler tarım üreticileriyle lojistik ve girdi rekabetine giriyor.

Dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin ve deniz yoluyla taşınan gübre ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği bu dar su yolu, hem enerji hem de gıda üretimi açısından hayati öneme sahip.

Doğal gaz akışındaki azalma, özellikle gübre fabrikalarında üretimin kısılmasına yol açtı. Vitol şirketinde LNG bölüm başkanı olan Jalance Escobar, ABD ve israilin İran’a yönelik saldırılarının ardından gaz talebindeki düşüşün yaklaşık yüzde 40’ının sanayiden, özellikle gübre üretiminden geldiğini belirtti. Doğal gaz, amonyak gibi azotlu gübrelerin temel hammaddesi olarak kritik rol oynuyor.

Escobar, “Bu durum sürdürülebilir değil; aksi takdirde enerji krizi gıda krizine dönüşecek” uyarısında bulundu. Gübre arzındaki azalma, önümüzdeki sezonlarda tarımsal verimi düşürerek gıda fiyatlarını daha da artırabilir.

Savaşın yol açtığı lojistik sorunlar da krizi derinleştiriyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve ardından gelen ABD deniz ablukası, küresel taşımacılığı sekteye uğrattı. Bu durum Panama Kanalı’nda da yoğunluğa neden oldu; petrol tankerleri, geçiş önceliği için yük gemilerini geride bıraktı.

Clarksons şirketinden Louisa Foulkes, düşük değerli yükler taşıyan gemilerin –özellikle tahıl sevkiyatlarının– ciddi gecikmeler ve maliyet artışlarıyla karşı karşıya olduğunu, bazı rotalarda navlun fiyatlarının yüzde 50-60 arttığını belirtti.

Gıda güvenliği denkleminde yeni riskler

Ekonomik ilişkiler uzmanı Ebu Bekir ed-Dib, Hürmüz’deki gelişmelerin küresel gıda güvenliğini etkileyen kritik bir unsur haline geldiğini vurguluyor.

Ed-Dib’e göre bu etki üç ana kanaldan yayılıyor:

Enerji maliyetleri (tarım ve taşımayı pahalılaştırıyor)
Gübre fiyatları (üretimi doğrudan etkiliyor)
Tedarik zincirleri (ticaret akışını aksatıyor)

Bu tabloya iklim değişikliği, savaşlar ve spekülatif piyasa hareketleri de eklendiğinde, enerji kaynaklı bir krizin çok katmanlı bir gıda krizine dönüşme riski artıyor.

The Economist’in analizine göre de enerji, gübre ve temel emtia fiyatları yükseldi. ABD’nin 13 Nisan’da uyguladığı deniz ablukası ise durumu daha da karmaşık hale getirdi.

Çiftçilerin artan maliyetler nedeniyle üretimi azaltması, yıl içinde mahsul düşüşünü kaçınılmaz hale getiriyor. World Food Programme ise, kesintilerin sürmesi halinde 45 milyon kişinin daha gıda güvensizliği riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Uzmanlar, bu sürecin ani bir çöküşten ziyade, gıda fiyatlarında sürekli artışa bağlı “yavaş erozyon” şeklinde ilerleyebileceğini ve bunun uzun vadede daha derin sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.

Muhabir: Mehmet Yaman