Kurbanlarınız makbul, bayramınız mübarek olsun!

Abone Ol

Müthiş ve destansı bir yaşanmışlığın o ulvî mevsimindeyiz. O yaşanmışlığın adı; kurbandır, teslimiyettir, adanmışlıktır ve bütün bunların üstesinden gelerek bayramı yaşamaktır.

Zât-ı Zülcelâl’in kudret ve azameti için kendi İsmail’lerini kurban etmekten çekinmeyenlerin bayramı!

Tarihte tek örneği olan teslimiyetin ve adanmışlığın hikâyesi: Halîlullah Hz. İbrahim’in, öz oğlu İsmail’i Yüce Allah için kurban etmek üzere tereddüt etmeksizin harekete geçmesi; onun bu tereddütsüz teslimiyeti karşısında Rabbimizin, o bıçağı hayat kanunlarının dışına çıkararak köreltmesi ve onu adeta bir pamuğa, bir ipe çevirivermesi… Kayayı parçalayan bıçağın, Hz. İsmail’in boğazında adeta bir pamuk gibi, bir ip gibi kesmekten aciz kalması…

Allah için kendi İsmail’inden vazgeçenlerin, İsmail’lerinin kendilerine armağan edildiği o ibretli sahne…

Ali Şeriati’nin dediği gibi: “Sen de İbrahim gibi kendi İsmail’ini getirmelisin Mina’ya.” En sevdiklerinden vazgeçebilenlerin geçeceği bir imtihan dünyası… Yüce Allah’ın işaret ettiği gibi; onlar, kendilerinin ihtiyacı olduğu hâlde verirler. O’nun rızası için öz evladını bile alır, kurban etmeye götürürler.

Yine merhum Şeriati, bu noktaya çok güzel parmak basarak şöyle der: “Senin İsmail’in kim? Ancak sen bilebilirsin; başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs… Ne olduğunu bilmiyorum ama İbrahim’in İsmail’i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı. Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren, hakikati duymaktan ve bilmekten alıkoyan, sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni yalnızca gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa; işte bunlar onun işaretlerindendir. Onu arayıp bulmalısın. Eğer Allah’a yaklaşmak istiyorsan, İsmail’i Mina’da kurban etmen gerekir.”

Bu satırlar çok sarsıcı… Teşhis ve yapılması gerekenlerle ilgili ne kadar da gerçekçi bir yaklaşım! Herkes, “Bu bana söyleniyor.” diye düşünmeli ve ona göre pozisyon belirlemelidir.

Merhum, devamında kurbanın nasıl seçileceğini de ne kadar güzel ifade ediyor: “İsmail’in yerine geçecek koçu (fidyeyi) sen tespit etme; bırak, Allah sana yardım etsin ve onu bir hediye olarak göndersin. O, koçu ancak bu şekilde kurban olarak kabul eder. Koç, ancak İsmail’in bedeli olduğunda kurbandır; yalnızca kurban olsun diye koç boğazlamak ise kasaplıktır.”

Demek ki asıl bayram, işin anlam ve önemini kavrayanlarındır. En güzel bayram; büyük bir fedakârlık ve teslimiyetle “en iyisi”ni kurban edenlerindir. Hakiki bayram, Hakk’ın hatırı için “kurban” olmaktan çekinmeyenlerindir.

Kurbanlarınız makbul, bayramınız mübarek olsun!