Kültür ve Lanetleme Teşkilatları

Abone Ol

Gazze yanarken kürsülerde kelimeler çoğaldı; ama hiçbir kelime bir bombayı durduramadı. Kınayanların sesi yükseldikçe, iradelerinin ne kadar küçük olduğu daha çok ortaya çıktı.

Bugün İslam dünyasının en büyük trajedilerinden biri, sadece Gazze’de yaşananlar değil; bu trajedi karşısında sergilenen acizliktir. Özellikle Filistin ve Gazze söz konusu olduğunda, bazı İslam ülkelerinin tavrı artık bir dış politika değil, bir alışkanlık haline gelmiştir: kınamak, lanetlemek ve sonra hiçbir şey yapmamak.

Her kriz sonrası aynı sahne tekrar ediyor. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeler güçlü ifadelerle dolu açıklamalar yayınlıyor. “Şiddetle kınıyoruz”, “lanetliyoruz”, “uluslararası toplumu göreve çağırıyoruz”… Ancak bu cümlelerin israil üzerinde en küçük bir etkisi yok. Çünkü bu sözler artık bir caydırıcılık taşımıyor; aksine, bir rutine dönüşmüş durumda.

Bu ülkeler sanki birer devlet değil de turizm ajansı gibi davranıyor. Gazze’yi dünyaya tanıtıyorlar: yıkılmış binalar, ağlayan çocuklar, yanan hastaneler… Görüntüler dolaşıyor, açıklamalar yapılıyor, toplantılar düzenleniyor. Ama sonuç? Sıfır. Ne somut yaptırım var, ne caydırıcı adım, ne de gerçek bir bedel ödetme iradesi.

Sorunun kökünde ise açık bir gerçek yatıyor: korku. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri karşısındaki çekingenlik. Bu ülkeler, israil’e karşı sert bir adım attıklarında Washington’dan gelecek tepkinin maliyetinden çekiniyor. Ekonomik ilişkiler, askeri bağımlılıklar ve siyasi dengeler, vicdanın önüne geçmiş durumda.

Bu tablo, sadece siyasi bir başarısızlık değil; aynı zamanda ahlaki bir çöküştür. Çünkü artık ümmet, bu açıklamalara inanmıyor. İnsanlar sosyal medyada, sokaklarda ve kalplerinde aynı şeyi söylüyor: “Yeter.” Sürekli kınamalar, içi boş deklarasyonlar ve sonuçsuz zirveler… Bunlar artık öfkeyi dindirmiyor, aksine büyütüyor.

Daha çarpıcı olan ise şu: Aynı coğrafyada, aynı şartlarda bazı ülkeler farklı davranabiliyor. İran örneği, en azından bir irade ve risk alma kapasitesi gösteriyor. Tartışmalı olabilir, eleştirilebilir; ancak bir gerçek var ki, o da şu: bazıları konuşurken, bazıları hareket ediyor. Ve bu fark, sahada sonuç doğuruyor.

Bugün İslam dünyasının en büyük sorunu güç eksikliği değil, irade eksikliğidir. Petrol var, para var, nüfus var, stratejik konum var… Ama cesaret yok. Çünkü bu sistem, risk almayan, statükoyu koruyan ve büyük güçleri kızdırmamaya çalışan bir zihniyet üzerine kurulmuş durumda.

Sonuç olarak, Gazze sadece bombalarla değil, aynı zamanda bu suskunluk ve etkisizlikle de yıkılıyor. Kınamalar artık bir çözüm değil; aksine sorunun parçası hâline gelmiş durumda. Eğer bu tablo değişmezse, tarih bu dönemi sadece bir zulüm çağı olarak değil, aynı zamanda büyük bir sessizlik ve acziyet dönemi olarak da yazacaktır…

Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!