İstanbul’un göbeğinde, Marx Korzh konserinde pervasızca açılan soykırımcı israil bayrağı, Türkiye’de siyonist yapılanmaların ne kadar rahat hareket edebildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Vatandaşlar haklı olarak sordu; Hükümet kendi topraklarındaki bu pervasızlığa daha ne kadar göz yumacak?
Yalnızca bu da değil. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup aynı zamanda işgalci israilin pasaportunu taşıyan, koşa koşa işgal topraklarına gidip Filistinli Müslümanların kanını döken katillerin vatandaşlıktan çıkarılması için Meclis’e verilen kanun teklifi hala bekletiliyor.
Filistin’i gasbeden siyonistlerin çifte vatandaşlığı, onlar için sadece bir pasaport değil; işledikleri insanlık suçlarından yırtmak için kullandıkları bir "kaçış planı" ve güvenlik kalkanı olarak değerlendiriliyor. Bu kirli statü üzerinden Türkiye dahil birçok ülkenin ekonomisine, bürokrasisine, akademisine ve medyasına sızan yapılar, adeta devlet içinde devlet gibi çalışarak israilin propaganda aparatını besliyor.
Kamuoyu bu vurdumduymazlığa tepki gösterirken, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin "Rabbimden niyazım, bir gün de olsa Kudüs Valiliğini bana nasip etmesidir; inanıyorum ki oralar yine bizim idaremiz altına girecek" şeklindeki açıklaması, sloganlar ile gerçeklik arasındaki uçurumu bir kez daha ortaya koydu.
Vatandaşlar yarını döşeyecek yolun burnumuzun dibindeki, kendi valiliklerimizdeki çifte vatandaş siyonist uzantıları ülkeden kovmadan geçtiğini belirtiyor.
Bir yandan sahada yaşanan katliamlara karşı diplomatik söylemler üretilirken, diğer yandan israilin resmi bir devlet olarak tanınmaya devam etmesi ve yapısal bağların kesilmemesi, yürütülen politikanın samimiyetinin sorgulanmasına yol açıyor.
Gelinen noktada, toplumsal tepkiler sadece kınama mesajları veya retorik düzeyindeki açıklamalarla yatıştırılamayacak bir boyuta ulaşmış durumda. Analistler, siyonist yapılanmaların Türkiye’deki nüfuz alanlarının daraltılması için öncelikle Meclis’te bekleyen vatandaşlık kanununun yürürlüğe girmesi ve israil ile olan kurumsal ilişkilerin statüsünün radikal bir şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.