Körfez ülkeleri ve İran bir olsaydı ABD–israil’in şansı ne olurdu?

Abone Ol

“Müslümanlar birbirine karşı duvarlar ördükçe, başkaları onların şehirlerini yıkmaya devam eder.”

Ortadoğu’da yaşanan her kriz, her bombardıman ve her yeni tehdit bana aynı soruyu tekrar tekrar sorduruyor: Eğer İran ile Körfez ülkeleri gerçekten bir araya gelseydi, bugün ABD ve israil bu kadar rahat hareket edebilir miydi? Cevap açık: Hayır. Fakat asıl trajedi şu ki, Müslüman dünyanın zayıflığı düşmanlarının gücünden değil, kendi parçalanmışlığından kaynaklanıyor.

Bugün İran ayrı bir cephede, Körfez ülkeleri ayrı bir hesap peşinde, Türkiye başka bir denklemin içinde ve Arap dünyasının geri kalanı kendi iç meselelerine gömülmüş durumda. Oysa bu coğrafya tek bir irade ortaya koyabilseydi, sadece enerji kaynaklarıyla değil; nüfusuyla, jeopolitiğiyle ve ekonomik gücüyle dünyanın en büyük stratejik bloklarından biri haline gelirdi. İran’ın askeri kapasitesi, Körfez’in finansal gücü ve Türkiye’nin jeopolitik ağırlığı birleşseydi, Washington’da da Tel Aviv’de de hesaplar bambaşka yapılırdı.

Ama gerçekler acıdır. İslam dünyası birlik kurmak yerine mezhep, çıkar ve iktidar hesapları içinde birbirini tüketiyor. Birbirine güvenmeyen, birbirini tehdit olarak gören yönetimler yüzünden ümmet sadece siyasi olarak değil, psikolojik olarak da parçalanmış durumda. İşte bu yüzden ABD ve israil bölgede rahatça operasyon yapabiliyor; çünkü karşılarında tek bir irade yok.

Bazıları meseleyi basitleştirip “Trump giderse her şey değişir”, “Netanyahu giderse Ortadoğu rahatlar” gibi çocukça tesellilere sarılıyor. Bu büyük bir yanılgıdır. Trump gider, yerine daha agresif bir lider gelir. Netanyahu gider, yerine daha sert bir siyasetçi gelir. Sorun kişiler değil, sistemdir. Batı’nın Ortadoğu politikası liderlere göre değişmez; çıkarlarına göre şekillenir. Ve o çıkarların merkezinde de bölünmüş bir İslam dünyası vardır.

Bugün Gazze’de yaşananlar, Irak’ın başına gelenler, Suriye’nin parçalanması, Libya’nın kaosa sürüklenmesi aslında aynı hikâyenin farklı bölümleridir. Her seferinde Müslüman ülkeler ya sessiz kalıyor ya da birbirini suçlamakla meşgul oluyor. Sonuç ise değişmiyor: Kaybeden yine Müslüman halklar oluyor.

Ben açık konuşacağım: Ümmet bugün içinde bulunduğu durumdan dolayı ciddi bir muhasebe yapmak zorundadır. Sürekli dış güçleri suçlamak kolaydır, fakat asıl sorumluluk kendi dağınıklığımızdadır. Birlik kuramayan bir coğrafyanın kaderi başkalarının planlarının sahnesi olmaktır.

Eğer İran ile Körfez ülkeleri gerçek bir stratejik ittifak kurabilseydi, Ortadoğu’nun güvenlik dengesi tamamen değişirdi. israil askeri üstünlüğüne güvenerek hareket edemezdi, ABD de bölgeyi istediği gibi yönlendiremezdi. Ama bu ihtimal hala kağıt üzerinde kalıyor; çünkü siyasi irade yok, vizyon yok ve ümmet bilinci giderek zayıflıyor.

Bu yüzden artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Müslüman halklar daha ne kadar bu parçalanmışlığı seyredecek? Yönetimler çıkar hesaplarıyla oyalanırken, ümmetin kaderi sessizce yazılıyor. Eğer bu gidişata karşı gerçek bir irade ortaya konulmazsa, bugün yaşanan felaketler yarın daha da büyüyerek geri dönecek.

Çünkü tarih bize şunu defalarca gösterdi: Birlik kuramayanlar sadece zayıf olmaz; sonunda kaybetmeye mahkum olurlar.

Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!