KÖPEĞİN PSİKOLOJİSİ BOZULUR...!

Abone Ol

“Küçük kız, evlerinin sokağında arkadaşlarıyla neşeyle oynuyordu. Arkadaşlarından ayrılıp eve doğru yönelmişken, birdenbire karşısına kocaman bir köpek çıkmıştı. Köpek havlayarak üstüne geliyordu. Ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette, can havliyle bir duvarın dibine sığındı. Olanca gücüyle bağırıp feryat ediyordu. Ancak niyeyse ne onu duyan ne de yardımına koşan vardı. Adeta bir kâbusun içindeydi. Gözyaşları sicim gibi boşalıyordu.

Az ötede bir adam: “Korkma, korkma, bir şey yapmaz.” Diyordu.

Ama demesi kolaydı. Korku tüm hücrelerine yayılmıştı.

Artık köpek iki ayağının üzerine doğrulmuş ve küçük kızla göz göze gelmişlerdi. Bu, yıllarca unutamayacağı bir bakışmaydı.

O sırada son kez çırpındı… Şoka girmişti. Öyle ki, çırpınırken eli park hâlindeki bir araca şiddetle çarptı. Bileğini kırmıştı.

Sonrasını çok da hatırlamıyordu. Ne olmuştu? Köpek nasıl durmuştu? Eve nasıl gelmişti?

Hafızasındaki kareler bulanıktı.

Elbette bu olay orada bitmemişti. Uzunca bir süre kolu alçıda kaldı. Gördüğü kâbuslar da cabasıydı. Artık nerede bir köpek sesi duysa veya bir köpek görse, istemsiz bir şekilde korku sarmalına girip, panik oluyordu.

Ailece zor günler geçiriyorlardı...

Ama bir gün yaşadıkları bir olay, onlar için tam bir kara mizah örneğiydi.

Sahilde yürüyüşe çıkmışlardı. Kardeşleriyle neşe içinde koşuşturuyor, oynuyorlardı. Derken iki köpek çıktı karşılarına ve onlara yaklaşmaya başladılar. Aylarca yavrusunun yaşadıklarına acıyla şahit olan anne, annelik güdüsü ve koruma refleksiyle köpeklere: “Hoşt, hoşt!” diyerek, hareket çekti ve keskin, net bir müdahalede bulundu. Amacı yalnızca köpekleri caydırıp başka tarafa yönlendirmekti.

Az ötede yürüyüş yapan iki “hayvan sever” hanımefendi ise anında tepki gösterdi. Bu tutumun doğru olmadığını, hayvanın psikolojisinin bundan etkilenebileceğini söylediler.

Küçük kızın annesi bir şeyler anlatmaya çalıştıysa itolojik empati bu itolojik empati karşısında kendini ve çocuklarını adeta suçlu gibi hissetmekten kurtaramadı.

Sahi, az önce ne olmuştu?

Bir köpek saldırısının ardından, aylarca psikolojisi altüst olan yavrusu ve kendisi, şimdi bir köpeğin olası psikolojik huzuru için sulu bir fırça yemişlerdi...”

İşte bu olay; insan ve hayvana dair bazı dengelerin nasıl da bozulduğunu gösteren yaşanmış, ibretlik bir tablo aslında. Üstelik bu sadece küçük bir kesit. Çok daha vahim, hatta vahşet boyutuna ulaşan olaylar da var. Köpekler tarafından parçalanan, hayatını kaybeden çocuklar var.

Var mı daha ötesi?..

Burada insanın altına imza atacağı şu söz geliyor akla:

“Bir çocuğun canı, on milyon başıboş köpekten daha değerlidir.”

Ama mesele sadece bu da değil.

Bugün artık bazı çevrelerde çocukların yerine köpekleri, kedileri yerleştirme çabası da dikkat çekiyor. Bugün “evlat” deniliyor, yarın “kardeş” denilecek… Kim bilir, belki sonra bambaşka şeyler normalleştirilmeye çalışılacak.

Elbette bütün bunların hayvan sevgisiyle, hayvana merhamet etmekle bir ilgisi yok. Neticede onlar da birer canlı. Onlara eziyet etmek, hukuklarını çiğnemek asla kabul edilemez.

Ama insan eşref-i mahlûkattır. Yaratılmışların en şereflisidir. Bu sebeple insan ile hayvan aynı düzlemde konumlandırılamaz.

“...İşte böylece onları sizin hizmetinize verdik (musahhar kıldık) ki şükredesiniz.” (Hac, 36)

Bu ifade, hayvana zulmü değil; insan ile hayvan arasındaki fıtrî dengeyi hatırlatır.

Kısacası insan insandır, hayvan hayvandır.

Elbette hayvandan daha aşağı bir seviyeye düşen insanlar yok mudur? Vardır.

“Yoksa sen onların çoğunun (gerçeği) dinlediklerini yahut aklettiklerini mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler; hatta yol bakımından onlardan daha da şaşkındırlar.” (Furkan, 44)

Ama bu var olan sınırı ortadan kaldırmaz.

Hülasa; yaratılmış her canlının bir yeri ve hukuku vardır şu alemde. İnsanın değeri, can güvenliği ve sorumluluğu bir yerde; hayvana gösterilen şefkat ise kendi sınırında… Bunlar birbirinin yerine geçtiğinde yalnızca toplumsal denge değil, fıtrat bozulur, ölçüler kaybolur...