Kış: Mü’minin baharı mı, yoksa vicdanların imtihanı mı?

Abone Ol

“Kış, müminin baharıdır.”

Allah Resûlü (sav) bu hikmetli ifadeyle, müminin zorlu şartlar altında dahi ibadet, sabır ve teslimiyetle manen dirilişe erebileceğinin müjdesini bize vermiştir.

Ne var ki kış, her mümin için bahar değildir. Kimisi için rahmet, kimisi içinse acı, hüzün, yoksulluk ve çaresizlik olabiliyor. Bugün bu hakikatin en canlı ve en yakıcı örneğini Gazze’de görmekteyiz. Zira kış, oradaki müminler için yalnızca bir mevsim değil; açlıkla, soğukla, bombardımanla, yetimlikle ve ölümle iç içe geçmiş çetin bir imtihana dönüşmüştür.

Buna mukabil, dünyanın pek çok yerinde kalpleri adeta zemherinin en sert soğuğuna tutulmuş bazı Müslümanlar, bu manzara karşısında duyarsızlığın konforunu yaşamaktadır. Lüks ve rahatlıkla kuşatılmış hayatlar, sıcacık evler ve bolluk içindeki sofralar; vicdanı donmuş, merhameti körelmiş kalpleri ısıtmaya yetmemektedir. Zira asıl soğuk, havada değil; kalplerdedir.

Kur’an-ı Kerîm bu hakikati şu ayetle dile getirir:

“Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; artık taş gibi, hatta daha da katıdır.” (Bakara, 2/74)

Mazlumların feryadını duymayan kulaklar sağır, gözyaşına yabancı gözler kör, yardım için uzanmayan eller ise felçlidir. Böylesi bir hâl, Kur’an’ın ifadesiyle insanı “diri iken ölü” kılar:

“Onların kalpleri vardır ama onunla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onunla göremezler; kulakları vardır ama onunla işitemezler.” (A‘râf, 179)

Şimdi soruyorum size! Kalbi kör, dili lal, eli bağlı bir Müslüman için kışın bahar olması neyi değiştirir? Zemheri olmuş, bahar olmuş; vicdan uyanmadıktan sonra neye yarar?

Benim gönül dünyamda kış; mazlum kardeşlerime bir bahar olmadıkça, onlara sıcacık bir yuva, güvenli bir liman sunmadıkça anlam kazanamaz. Ben, başkalarının ayazda titrediği bir dünyada, kendi içimde baharı yaşayacak bir huzuru meşru ve mutlu göremem.

Nitekim Hz. Ömer (r.a.), bir kıtlık yılında Medine’de yağ ve et yemeyi terk etmiş, “Fırat kenarında bir kurt bir koyunu kapsa korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer'den sorulur!” diyerek yöneticilik ahlakının ve mümin vicdanının sınırlarını çizmiştir. İşte bu, kışın içinde baharı yaşayabilen hakiki gönül erlerinin duruşudur.

Hadisi şerifin işaret ettiği manaya bu cepheden bakıldığında, hakikat ehli için kış gerçekten bahara dönüşür. Geceler secdeyle, zikirle ve tefekkürle ihya edilir; gündüzler oruçla ve Allah’ın davası uğruna gösterilen çaba ve gayretle ibadet hükmüne bürünür. Böylece kışın sert manevî iklimi, gönüllerde diriltici bir bahara inkılap eder.

Kur’an bu dirilişi şöyle müjdeler:

“Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür.” (Zilzâl, 7)

Peki, biz, kışın içinde baharın bu hazzını yaşayabildik mi? Yoksa yıllardır süren bir gafletle, gönül kışlarımızı zemherinin ayazına mı terk ettik?

Belki de gönüllerimiz uzun zamandır vuslata hasret bir firak yaşamaktadır. Öyleyse artık bu ayrılık son bulmalı; kul, dünya çölünde kaybettiği istikameti yeniden bulup asıl sahibine dönmelidir.

Günah ve ihmallerle kaskatı kesilmiş bu kalplere artık bir bahar müjdesi gelmelidir. Öyle bir bahar ki, gönül ülkemizde insanlığa âb-ı hayat olacak bir umut filizlendirsin.

Öyle bir umut ki, tüm mazlum ve mustazaflar için kurtuluşun müjdesi olsun.

Ve öyle bir ilahi adalet ki, mazlum müminlere cenneti; zalimlere ise Kur’an’ın ifadesiyle:

“Zalimler bölük bölük cehenneme sevk edilir.” (Zümer, 39/71)’i müjdelesin!

Ne mutlu kışın içerisinde baharı yaşayabilen, yaşatabilen gayretli muttaki Müminlere!

Selam ve dua ile..