Kimse Kimseyi Kandırmasın

Abone Ol

​ABD, çağımızın Firavun ve Nemrut'udur. Defterinde "dost" veya "müttefik" kavramları, politikalarında ahlak, erdem, sadakat, vefa ve ilke gibi değerlere yer yoktur. Varsa yoksa kendi çıkar ve menfaatleri ve bu emellere ulaşmak için kullandığı aparatlar ve uşaklar vardır.

​Bu aparatlar yerine göre devletler, yerine göre kişiler ve örgütlerdir. ABD için bu araçların Türk, Kürt, Arap, sağcı-solcu, Müslüman, Hristiyan ya da Yahudi olması fark etmez. Önemli olan, kullanabileceği aparat olmasıdır. O aparatın kendisine verilen görevi yapabilmesi için de güçlendirir, siyaseten önünü açar. İşi bitince de bir kenara fırlatıp atar. Kirli işlerini yaptırdığı yapıları çok daha hızlı gözden çıkarır.

ABD tarihi, katliam ve ihanetler tarihidir. En yakın müttefikleri olan Avrupa ülkelerine dahi en ağır gümrük vergilerini uygulamakta, NATO müttefiki Danimarka’nın toprağı olan Grönland’a çöktü. Avrupa ülkeleri de güçlü olduklarında ABD’nin yaptığının aynısını yapmışlardır. ABD, bu talan kültürünü Batı dünyasından miras almıştır.

​Bu ihanetlerin en acısını mazlumlar, güç-ihtiras düşkünü zayıf şahsiyetler ve devletler tatmaktadır. Bunlar, ABD için bulunmaz aparatlardır.

ABD bir taraftan halklara zulmederken, diğer taraftan onların hamiliğine soyunmaktadır. Bunun en bariz örneği Gazze’dir: Bir yandan Siyonist işgal rejimine her türlü desteği verirken, diğer yandan Gazze halkının koruyucusuymuş gibi davranmaktadır.

​Kürtler ve SDG Meselesi

​Kürtler, yaklaşık bir asır önce İngiltere tarafından bilinçli olarak dörde bölündü. Yaşadıkları coğrafyalarda ulus devletler kurduruldu; Kürtler ise ret, inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz kalarak büyük acılar yaşadı. Zilan, Dersim, Enfal ve Halepçeler bu trajedilerin sembolü oldu.

​Bu sorunu kendi içinde çözmesi gereken İslam ümmeti, maalesef bu şuurdan çok uzaklaştırıldı. Neticede mazlum Kürtlere, aslında cellatları olan Batı dünyası sahip çıkıyor gibi göründü. Çeşitli vaatlerle kandırılan bu kitleler; kendi inanç, örf ve adetlerine düşman hale getirildi. "Bir devletleri olursa tüm sorunların çözüleceği" masalı anlatıldı. Oysa 22 devleti olan Arapların, bu sayede bir itibar ve izzet kazanamadığını; bir avuç Siyonist karşısındaki zelil durumlarını göremediler.

​Suriye’deki iç savaşla birlikte PKK’ya alan açıldı; silah, ekipman ve para akışı sağlandı. PKK olmadığı iddia edilerek bu yapıya SDG, PYD gibi farklı isimler verildi. Aralarına bazı Arap aşiretleri de katılarak "Suriye’nin yerel bir parçası" imajı oluşturuldu. Ancak herkes biliyordu ki bu yapı PKK’nın ta kendisidir ve tüm emirleri Kandil’den almaktadır.

​SDG, eline geçen fırsatları namertçe kullandı. Kendisi dışındaki herkesi "düşman" veya "ajan" ilan ederek şeytanlaştırdı. Her türlü entrikayı devreye soktu ve ABD desteğinin sonsuza kadar süreceği yanılgısına kapıldı. Oysa tarihin çöplüğü, emperyalistler tarafından kullanılıp atılmış kendisi gibi nice yapılarla doludur.

​Gelişmeler sonucunda ABD, işinin bittiğini gördüğü an PYD’yi bir kenara itti. Bunu gören PYD ve ona bel bağlayanlar şoke oldular. Aklıselim sahibi herkes bu sonun böyle olacağını görüyordu; fakat ihtiras ve güç tutkusu insanı körleştiriyor.

​Çare; ABD, Çin ya da Rusya’ya sığınmak değildir. Bütün Kürtler PKK’lı, bütün Araplar Saddam, Esad ve Baasçı, bütün Müslümanlar DEAŞ’lı değildir. Kürtler ve tüm mazlum halklar, tıpkı Gazze gibi ancak Allah’a dayanarak gerçek bağımsızlığı tadabilir. Türkler, Kürtler, Araplar ve diğer halklar kardeşliğin hayat veren dairesinde buluşmalıdır. Aksi takdirde başımızda ABD gibi emperyalistler ve aparat olacak PKK-PYD’ler eksilmeyecektir.