KİM KİMİ KONTROL EDİYOR?

Abone Ol

Körfez bölgesinde gerginlik çok hızlı bir şekilde azalıp artıyor.

Trump ve ekibi, ABD’nin iç siyasi takvimindeki sıkıntılı süreci yine aştıkları ve 60 günlük bir zaman kazandıkları için tekrar savaş üslubuna döndüler.

Bu arada ateşkes sürecini her taraf “tekrar toparlanma ve hazırlanma süreci” olarak değerlendirdi.

ABD, üslerdeki tahribatları kısmen onardı, bölgeye takviye unsurları sevk etti.

Suudi, ülkeye Pakistan ordusunu aldı ve onlarla askeri bir anlaşma imzaladı. Yani bir daha çatışma olur da İran, Suudi içlerindeki tesisleri hedef alırsa bu kez işe Pakistan da müdahil olabilir.

Bahreyn, Suudi’nin etki alanından uzaklaşarak BAE’ye ve dolayısıyla israile biraz daha yaklaştı.

BAE, israil askeri ekipmanlarını ve israilli personeli artık gizlemeye gerek duymadan ülkeye aldı ve muhtemel bir savaşta açıkça İran karşısında konumlanmadığını gösterdi.

Katar, her ne kadar ülkesinin İran’a saldırı için kullanılmasına izin vermeyeceğini söylese de ABD’nin bu konuda kendisinden izin almadığını iyi biliyor ve bundan sonra da ülkesindeki üsler için ABD’ye “ödeme yapmaya” devam edecek. Bu arada HAMAS’a karşı olumsuz anlamda değişen tutumunu biraz daha sertleştireceğinin sinyalini vermeye başladı.

ABD’nin bölge dengelerinde kendince sıkıntı olarak gördüğü tek konu Çin’in tutumu; ama Çin’in de bu tip gerginlik alanlarında hiçbir zaman “oyun değiştirici” bir pozisyon almadığının herkes farkında.

İran’ın Hürmüz Boğazı geçişlerinde Çin’e imtiyaz tanıması, verdiği ucuz petrol karşılığında aldığı silah teknolojisi ve tedarik bile Çin’in ABD karşısında belirgin bir şekilde konumlanmasını sağlayamıyor.

Venezuela, Çin açısından en önemli ticaret ortaklarından biriydi ve olaya daha ciddi biçimde müdahil olması durumunda ABD’nin bir savaşı göze alamayacağını biliyordu; ama yine de ABD ve ortaklarının ekonomik yaptırımlarını göze alamadı ve dostu Maduro’yu yalnız bıraktı.

ABD, Çin’in bu tutumunun farkında ve Körfez konusunda Çin’in önüne daha farklı seçenekler koyarak İran ile ilişkilerde biraz daha geriye çekilmesini sağlamaya çalışıyor.

Çin geri plana çekilirse Körfez’in tümünü ve Pakistan’ı da içine alan bir savaşın kapıları açılabilir.

ABD ile birlikte bölgeye israilin de daha kolay yerleşebileceği alanların açılması bölgede sonu gelmeyen savaş ve kaosların kapısını açar.

Kaos olan her yer israil için verimli alanlardır ve mevcut durumdan dolayı kaşıyacak çok fazla yara bulması mümkündür.

Nitekim İran’a yönelik saldırılar yapılırken herkes potansiyel suçlu olarak ABD üslerini bulunduran ülkelere baktı; ama şimdi ortaya çıktı ki, saldırılar israilin Irak’ta faaliyete soktuğu bir gizli üsten yapılmış.

Nitekim savaş başlamadan önce ABD, Körfez’deki üslerin çoğunu zaten boşaltmıştı.

Elbette radar üslerinin, hava üslerinin, askeri amaçla kullanılan limanların vurulması ABD’ye büyük maddi zararlar verdi; ama saldırıların asıl merkezi Ürdün’deki üsler ve şimdi ortaya çıktı ki, Irak’taki gizli üsler imiş.

Saha kontrolü önemli…

ABD üslerinin, ABD’lilerin kontrol ettiği NATO üslerinin ve radar merkezlerinin israil ile anlık bilgi paylaşımı yaptığını artık herkes bildiğine göre Türkiye de dahil olmak üzere herkes fiili anlamda israilin işgali altında olduğunu bilmelidir.

israilin Kıbrıs Rum kesimine iyice yerleştiğine dair haberler yaparak Türkiye’nin tehdit altında olduğunu söyleyenler şunu unutmasınlar: NATO üslerini daha sıkı bir şekilde kontrol altına alacak teknolojik gözetleme sistemleri kurmadan, israili gözetleyecek teknolojik sistemleri geliştirmeden ülkeyi güvende tutmanıza imkan yoktur.

Diplomaside de dil diplomatik olabilir; ama kartlar açık olmalıdır.

ABD üzerinden israili kontrol etmeye, onu dizginlemeye imkan yoktur, çünkü ABD, küresel Siyonist çete tarafından kontrol edilmektedir.