Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavını geride bıraktık. Ve şimdi Yükseköğretim Kurumları Sınavı yani YKS yaklaştıkça öğrencilerin zihninde aynı cümleler dolaşıyor:
“Arkadaşım benden daha fazla net yapıyor…”
“Herkes yetiştirmiş, bir ben eksik kaldım…”
“Acaba bu yıl sınavı başarılı bir şekilde geçebilecek miyim?”
Şeklinde birçok soruyu uzatabiliriz. Sınav stresini yaşayan öğrencilerimizin iç dünyasını meşgul eden yığınlarca problemler vardır.
Bugün sınavlara hazırlanan gençlerin en büyük problemlerinden biri yalnızca konu eksikliği değildir. Asıl problem, sürekli başkalarının hayatıyla kendi yolculuğunu kıyaslayan bir psikolojinin içinde yaşamalarıdır.
Sosyal medya çağında başarı artık sessizce yaşanmıyor; sergileniyor. Bir öğrenci çözdüğü denemeyi paylaşıyor, diğeri çalışma masasını, bir başkası gece 3’e kadar ders çalıştığını…
Böylece gençler, kendi emeklerini geliştirmek yerine başkalarının görüntüleri karşısında moral kaybetmeye başlıyor.
Oysa İslam’ın insana öğrettiği başarı anlayışı, yarışın önce insanın kendi nefsiyle olduğudur.
Ku’ran’daki ilahi referanslar, insanı sürekli başkalarıyla kıyaslayan değil kendi sorumluluğunu hatırlatan bir bakış açısı inşa eder. Çünkü herkesin imtihanı farklıdır. Birinin imkânı geniş, diğerinin ailesel yükü fazladır. Birinin çalışma ortamı sakin, diğerinin kalabalık bir evde mücadelesi takdire şayandır. Bu yüzden adalet, herkesi aynı çizgide değerlendirmek değil; herkesin kendi gayretine bakmaktır.
Bugün eğitim psikolojisinde de önemli bir gerçek açıkça görülüyor:
Sürekli sosyal kıyas yapan öğrencilerde kaygı düzeyi yükseliyor, dikkat süresi azalıyor ve motivasyon daha hızlı düşüyor. Özellikle sınava son haftalarda öğrencilerin önemli kısmı bilgiden değil stres yönetiminden kayıp yaşıyor.
Bir öğrenci düşünün…
Ocak ayında matematikte 5 net yapıyordu. Bugün 18 net yapabiliyor. Fakat çevresindeki öğrenciler 30 net yaptığı için kendisini başarısız hissediyor. Oysa hakikat şudur. Bu öğrenci başkasını geçememiş olabilir; ama kendi dünkü hâlini ciddi biçimde aşmıştır. İşte gerçek gelişim budur.
İslam medeniyetinin yetiştirdiği büyük şahsiyetlere baktığımızda da başarı bir anda ortaya çıkmamıştır. Sabır, istikrar ve sürekli kendini geliştirme anlayışı temel esas olmuştur.
Efendimizin (sav) hayatı da bize bunu öğretir. Mekke döneminde yıllarca sabırla inşa edilen bir irade vardır. Küçük ama sürekli adımların büyük dönüşümlere yol açtığı bir eğitim modeli vardır.
Bugün gençlerimizin de en çok ihtiyaç duyduğu şey budur:
Bir gecede mükemmel olmak değil, her gün biraz daha iyi olmak.
Çünkü başarı; bir başkasının seviyesine ulaşmak değil, kendi potansiyelini israf etmemektir.
Bu nedenle YKS’ye hazırlanan gençler şunu unutmamalıdır:
- Dün 20 soru çözüyorsanız bugün 30 soru çözmek ilerlemedir.
- Dün paragraf sorularında süre yetişmiyorsa bugün daha kontrollü olmak gelişimdir.
- Dün çalışma disiplini kuramıyorsanız bugün masaya düzenli oturabilmek kazançtır.
Küçük ilerlemeler küçümsenmemelidir. Çünkü büyük başarılar, küçük ama sürekli kazanımların birleşmesinden oluşur.
Ayrıca gençlerin şunu iyi anlaması gerekir:
Her insanın nasibi, kabiliyeti ve hayat şartları farklıdır. Allah, insana sadece sonucunu değil; gayretini de soracaktır.
Bu yüzden bir öğrenci için en doğru soru şudur:
“Başkası kaç net yaptı?” değil;
“Ben bugün dünden daha iyi miyim?”
Eğer bu soruya samimiyetle “Evet” diyebiliyorsanız, yalnızca sınava değil; hayata da doğru hazırlanıyorsunuz demektir.
Çünkü gerçek başarı, rakibini geçen değil; nefsini, korkularını ve tembelliğini aşabilen insanın başarısıdır.