Kadınların Haykırışına Kulak Verin

Abone Ol

Tarih tekerrürden ibaret… Selçuklu ve Osmanlı döneminde gerçekleştirilen stratejik bir eylem yeniden kendini gösterdi. İstanbul Fatih Camii’nde ve Diyarbakır Ulu Camii’nde dikkat çeken bir eylem... ilk bakışta bir protesto gibi görülebilir ama bu hareket, derin bir anlam taşıyor. Bu tarihsel bir hafızayı yeniden canlandıran güçlü bir semboldür. Hanımların üst kattan başörtülerini aşağıya bırakması, bir tepkinin ötesinde, Müslümanlara sorumluluklarının yeniden hatırlatılmasıdır. Sessiz ama etkisi büyük bir çağrıdır.

Bu çağrı, yalnızca orada namaz kılanlara yönelik değil, mesele, ümmetin suskunluğudur. Mescid-i Aksa, sadece taş duvarlardan ibaret bir yapı değil; inancımızın tarihimizin ve kimliğimizin simgesidir. İlk kıblemiz olması, Mirac’ın orada yaşanması ve yüzyıllar boyunca İslam medeniyetinin bir parçası olması, orayı sıradan bir yer olmaktan çıkarıyor.

Bugün Mescid-i Aksa’nın kapısına kilit vurulmuş, ibadete kapatılmış... Bu sadece bir coğrafyanın sorunu değildir. Bu durum, ben Müslümanım diyen herkesin sorumluluk meselesidir. Bu Müslümanların vicdanlarına vurulan bir kilittir. İşte Fatih Camii’nde ve Ulu Camii’nde hanımların yapmış oldukları o eylem, bu kilidi fark ettirmek için yapılmıştır.

Attıkları başörtüleri, bir öfkenin ötesinde bir sarsışın ifadesiydi. Kadınlar bu hareketle, erkeklere doğrudan bir mesaj vermek istediler. Belki de kimisi verilmek istenen bu mesajı sert olarak görebilir ama özünde sarsıcı bir uyarı oldu. Vermek istedikleri mesaj “Eğer kutsallarımıza sahip çıkamıyorsak, o zaman sorumluluğumuzu yeniden düşünmeli, ne yapmamız gerektiğini yeniden gözden geçirmeliyiz.” Bu mesaj aşağılama değil, aksine bir uyandırma çabasıydı.

Tarihe baktığımız zaman benzer sembolik hareketlerin büyük dönüşümlerin başlangıcı olduğunu görüyoruz. Bir söz, bir işaret ya da bir davranış; bazen ordulardan daha etkili olabiliyor. Çünkü bu tür eylemler, doğrudan kalbe ve vicdana hitap ediyor. Fatih Camii’nde ve Ulu Camii’nde atılan o başörtüler de işte bu nedenle önemlidir. Bu hareket, sadece o an orada bulunanlara değil, tüm topluma yöneltilmiş bir çağrıdır.

Bu eylem aynı zamanda unutturulmaya karşı bir direniş hareketidir. Ne yazık ki birçok mesele gibi, Gazze de Mescid-i Aksa da sıradanlaştırılmaya ve alıştırılmaya çalışılıyor. Oysa kutsallarımızın sıradanlaştırılması çok büyük bir kayıptır. Çünkü alışmak, alıştırılmak duyarsızlaşmayı da beraberinde getirir. Duyarsızlık ise zamanla tamamen kopuşa dönüşür.

Kadınların bu eylemi, tam da bu noktada devreye giriyor. “Alışmayın” diyorlar. “Unutmayın” diyorlar. Çünkü unutulan her değer, biraz daha yok olmaya mahkûmdur. Ve unutulan bir dava, eninde sonunda sahipsiz kalır.

Bugün Mescid-i Aksa meselesini sadece bir haber başlığı olarak görmeyelim. Bu mesele, bir duruş meselesidir. Kimlerin hâlâ bu konuda hassasiyet taşıdığı, kimlerin bu emaneti önemsediği bu süreçte ortaya çıkar. Fatih Camii’nde ve Ulu Camii’nde hanımların yapmış olduğu bu hareket de bu ayrımın görünür kılınması için yapılan bir eylemdir.

Atılan başörtüler aynı zamanda bir aynadır. Toplum kendine baksın istiyorlar. “Neredeyiz?”, “Ne yapıyoruz?” ve “Ne yapmamız gerekiyor?” sorularını sormalı insan. Çünkü yüzleşme olmadan değişim olmaz.

Bu hareket, bir son değil; aksine bir başlangıçtır. Bir farkındalığın başlangıcı… Bir yeniden hatırlayışın başlangıcı… Belki de uzun süredir ertelenen bir sorumluluğun yeniden hatırlatılmasının başlangıcı…

Bugün o başörtülerin atılmasındaki asıl mesele onların yere atılması değil, onların neyi temsil ettiğidir. O örtüler, bir davetin sembolüdür. Bir uyanış çağrısıdır. Bir vicdan muhasebesidir.

Peki şimdi ne yapacağız?

Bu çağrıyı görmezden mi geleceğiz, yoksa gereğini yapacak mıyız?

Çünkü bazı anlar vardır ki ya sessiz kalınır ya da tarih yazılır.