'Halk her istediğinde kendisine ulaşsın, kendisi ile halkı arasına kimse bir engel koymasın diye sarayın hemen karşısında bulunan meydanın tam ortasına diktirdiği direğe tahtının hemen üzerinde duran zilin zincirini bağlamış. Halk da herhangi bir sorunu olduğunda başkanlarına ulaşmak için zinciri sallamaları kifayet ediyormuş. Kralları hemen karşılarındaki balkonda beliriyor ve sorunlarını hallediyormuş. Bir gün balkona çıktığında zilin zincirini sallayanın (affedersiniz)bir eşek olduğunu görmüş. Şaşırmış ilk başta. Hemen; 'Bu mahlûkun derdini tercüme edecek kimse yok mu?' diye halka seslenmiş. Halktan biri; 'Yaşlanmasına müteakip sahibi tarafından kovulduğunu ve bakımsız olduğunu' söylemiş. Hemen, yükte çalıştırılıp yaşlanan hayvanlar için bakım ahırlarının kurulması emrini vermiş.'
Bu hikayelerin birincisi Emir Bedirxan`a diğeri ise Adil Nuşirevan`a ait. Basit, biraz da komik hikayeler. Ama bir hakikati, adaleti simgeliyorlar.
Zulüm ve haksızlık da öyle… Bazen küçük görülen bir örnek halkta ya da tarihte zulüm algısının oluşmasına sebebiyet verebiliyor.
Bir aydan fazladır her sayımızda mutlaka ya kendileri veya aileleri ile ilgili bir habere yer veriyoruz. Diyarbakır D Tipi cezaevinden hiçbir gerekçe göstermeksizin sevk/sürgün edilen yüz dört Hizbullah hükümlüsünden söz ediyorum.
Türkiye`de yapılanlarla hele eskiden yapılanlarla kıyaslandığında çok küçük gözüken bir sevk zulmü olarak algılanabilir. 'Canım bu kadar büyütülmeye ne gerek var!' havasına girip kulak ardı edilebilir. Şu ana kadar bunca çağrılara, ailelerin ve değişik sivil toplum kuruluşlarının bu kadar girişimlerine rağmen oralı bile olmamanın, sağır sultan kesilmenin nedeni her halde bu algı olsa gerek.
Ama unutulmamalıdır, Gayretullah`a dokunan bazen bir kelimedir, bazen basit gözüken bir fiildir, bazen de bir yetimin, bir mazlumun gözyaşıdır, bir eli kolu bağlının, güç ve takatten kesilmiş aciz bir ihtiyarın, bir anne-babanın içten yakarışıdır.
Hz. Ömer sefere gönderdiği komutanlarına; 'Sakın ola ki zulme bulaşmayasınız. Zira Allah`ın üzerinizdeki yardımının kelimesine neden olur. Ve hiçbir zaman şeytan sizi; 'sizin düşmanlarınıza oranla işlediğiniz zulüm nedir ki?` diye kandırmasın. Zira Allah Resulünün; 'Allah bir zalimi, daha şiddetli bir zalimin eli ile cezalandırır.` dediğini duydum.' diyerek uyarıyordu.
Bütün bu gerçeklerden haberdar oldukları halde bu sevk/sürgün zulmünü bu mahkûmlara ve daha çok onların ihtiyar anne babalarına, genç yaşta kocalarının desteğinden mahrum kalmış kadınlara, babalarını görmeye hasret kalmış, bir yetim kadar nazenin çocuklara reva görmelerini, (üstelik de hiçbir gerekçe yokken) anlamak büyük zorluk gerektiriyor.
Bu bayram arifesinde bu kadar mazlum yüreğe kor düşürmek… Bir mü`minin karı mı bu? Allah hakkı için; kendileri ile mü`min yürekleri gayrete getirmeye çalıştığı bu sınıflar için Allah`ın gayrete gelmesinden ve kudret eli ile müdahale etmesinden emin olmak bir mü`minin karı mı? Bir mü`min Allah`ın kabdından nasıl bu kadar emin olabilir?
Haber formatında gazeteye verdiklerimizin hepsi aslında mazlum yüreklerin, acziyet içerisinde kalmış ihtiyar anne ve babaların feryadıdır. Bunlar Allah ile kendileri arasında engel olmayan feryatlardır. Mü`min bir kalp nasıl bunlardan ürpermez. Hadi içeridekiler zulmü kanıksamış ve eğer söz konusu sadece kendileri olsaydı belki biz de bu kadar üzerinde durmazdık… Ama ya ihtiyar kimisi yatalak anne-babalar, masum çocuklar… bunlar hiç mi size dokunmuyor. Devlet hangaryası bu kadar mı içinde öğüttü sizleri ki her açıklamalarından sonra 'bu zulmü bize reva görenleri Allah`a havale ediyoruz.' nidaları size dokunmuyor.
Biz dahi onların dili üzere söylüyoruz; 'sizi Allah`a havale ediyoruz.'