Şehrin özellikle Marmara Denizi'ne kıyısı olan güney şeridi (Avcılar, Bakırköy, Zeytinburnu hattı), genç ve gevşek denizel çökellerden, kumlu ve killi zayıf tabakalardan oluşmaktadır. Bu yumuşak doku, fay hattına olan yakınlığıyla birleştiğinde sismik dalgaların yıkıcı etkisini katlayarak artırmaktadır. Ancak şehrin haritasında kuzeye, Karadeniz yamaçlarına doğru tırmanıldığında, doğanın İstanbul'u korumak için milyonlarca yıl önce inşa ettiği devasa bir kalkanla karşılaşırız.
Paleozoik Dönemden Kalan Sarıyer Kayalıkları
Mikro bölgeleme çalışmaları ve jeolojik sondaj raporları tereddütsüz bir şekilde göstermektedir ki; İstanbul'un zemini en sarsılmaz, en sert ve depreme karşı en dirençli ilçesi Sarıyer'dir. Bu eşsiz dayanıklılığın sırrı, ilçenin üzerinde bulunduğu "Trakya Formasyonu" adı verilen ve jeolojik zaman cetvelinde Paleozoik (Birinci Jeolojik Zaman) döneme tarihlenen antik anakayadır. Yaklaşık 300-400 milyon yıl yaşında olan grovak (greywacke), şist ve kristalize kireçtaşlarından oluşan bu yeraltı yapısı, inanılmaz derecede yoğun, gözeneksiz ve sıkı bir karakterdedir. Sarıyer'de bir binanın temelini atmak, onu adeta gezegenin en eski ve en sağlam zırhına vidalamakla eşdeğerdir.
Güneyin Çökellerine Karşı Kuzeyin Kalkanı
Bu muazzam kayaç bütünlüğü sayesinde Sarıyer'de sıvılaşma, zemin kayması veya sismik rezonans gibi yıkım getirici olayların yaşanma ihtimali bilimsel olarak imkansıza yakındır. Güney sahillerinde saniyelerce süren ve binaları kırbaç gibi sallayan uzun periyotlu deprem dalgaları, Sarıyer'in sert zeminine çarptığında anında kırılır ve binalar sadece kısa, kuru bir sarsıntı hisseder. Yüksek kotlarda bulunması sebebiyle tsunamilerden ve yeraltı sularının korozyon etkisinden de tamamen uzak olan bu ilçe, megakentin olası bir felakette lojistik, barınma ve kriz yönetimi açısından en hayati, en sarsılmaz kalesi konumundadır.