Nüfusu ve devasa betonarme yapılaşmasıyla doğayı zorlayan bir kentsel baskıya sahip olsa da, megakentin parklarında, korularında, tarihi mezarlıklarında ve Boğaz'ın o eşsiz yamaçlarında direnen muazzam bir botanik miras bulunmaktadır. İstanbul'daki ağaçlar, sadece fotosentez yapan canlılar değil; şairlere ilham veren, padişah fermanlarında korunan ve kentin o eşsiz melankolik ruhunu yansıtan edebi figürlerdir. Boğaziçi rüzgarının taşıdığı tohumlar, bu kenti dünyanın en özel bitki örtülerinden birine kavuşturmuştur.
Boğaziçi'nin Bahar Müjdecisi: Efsanevi Erguvanlar
İstanbul florası denildiğinde tüm dünyada akla ilk gelen, nisan ayının sonlarına doğru Boğaz'ın iki yakasını adeta pembemsi mor bir tabloya dönüştüren erguvan (Cercis siliquastrum) ağaçlarıdır. Bizans imparatorlarının asalet rengi kabul ettiği, Osmanlı döneminde şenliklerle kutlanan bu zarif ağaçlar, özellikle Emirgan, Aşiyan, Kandilli ve Çamlıca yamaçlarında son derece yaygındır. Kalp şeklindeki yaprakları çıkmadan önce dallarından fışkıran o canlı mor çiçekleri, İstanbul'da baharın resmi başlangıcı kabul edilir. Kısa süren çiçeklenme dönemleriyle hüznü ve güzelliği aynı anda barındıran erguvanlar, kentin ruhuna en çok yakışan, en karakteristik ağaç türüdür.
İmparatorlukların İhtişamını Yansıtan Anıt Çınarlar
Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş felsefesinde rüyalara giren, kök salmayı ve devleti simgeleyen ulu çınar ağaçları (Platanus orientalis), İstanbul'un tarihi meydanlarının ve devasa saray bahçelerinin mutlak hakimidir. Gülhane Parkı'ndan Yıldız Korusu'na, Eyüpsultan meydanından Çengelköy sahiline kadar kentin en eski ve en kalın gövdeli ağaçları çınarlardır. Yazın o sıcak ve nemli havasında, devasa taç yapılarıyla İstanbullulara serin bir sığınak sunan bu ağaçlar, kentin yüzlerce yıllık depremlerine, yangınlarına ve siyasi çalkantılarına tanıklık etmiş sessiz birer bilgedir.
Mezar Taşlarının Arasından Yükselen Mistisizm: Selvi Ağaçları
Şehrin siluetine dikey ve keskin çizgiler katan, özellikle mistik ve uhrevi atmosferin yaratıcısı olan selvi (Servi - Cupressus sempervirens) ağaçları İstanbul'un vazgeçilmezlerindendir. Kökleri derine inen ve diğer mezarlara zarar vermeyen yapısı nedeniyle yüzlerce yıldır Karacaahmet, Zincirlikuyu ve Eyüp mezarlıklarına yoğun olarak dikilmişlerdir. İnce uzun yapılarıyla topraktan gökyüzüne doğru bir dua gibi yükselen selviler, Osmanlı defin kültürünün ve İstanbul'un o melankolik manzarasının en güçlü botanik simgesidir.
Ayrıca kentin kuzeyini koruyan, Karadeniz ikliminin etkisindeki Belgrad Ormanı'nı kaplayan devasa meşe ve kayın ağaçları da megakentin su havzalarını ayakta tutan yaşam destek üniteleri olarak son derece yaygın ve hayati bir öneme sahiptir.