israil Şantajlı Epstein Savaşı

Abone Ol

Günlerdir İran’dan yankılanan patlamalar, sadece füzelerin mekanik sesi ya da stratejik bir hamlenin doğal sonucu değildir. Bu gürültü; kapalı kapılar ardında biriktirilen şantaj dosyalarının, kirli para ağlarının ve can çekişen bir imparatorluk lojistiğinin son feryadıdır. Görünen manzarada bir "rejim değişikliği" operasyonu var; ancak perdenin arkasındaki aktörler, bu savaşın fitilinin Jeffrey Epstein’ın karanlık malikanelerinde ateşlendiğini çoktan kanıtladı. Artık üstü kapatılamayan gerçekler su yüzüne çıktı: Epstein bir hayırsever değil, ABD siyasetini dizayn etmek ve Washington’ı esir almak için kurgulanmış MOSSAD’ın bir istihbarat aparatıydı.

Ancak asıl dehşet, o şantaj kasetlerinin ve dosyaların merkezindeki insanlık dışı vahşette gizlidir. Siyasetin, sanatın ve teknolojinin köşe başlarını tutan bu "seçkin" azınlık, Epstein’ın adasında sadece birer pedofili suçlusu olarak değil, kelimelerin kifayetsiz kaldığı birer canavar olarak boy gösterdiler. Tecavüz edilen, eti yenen, kanı içilen ve vahşi av partilerinde birer nesne gibi katledilen çocukların ahı üzerine kurulu bu sistem, insan ruhunun ulaşabileceği en karanlık, en deccali derinliği temsil ediyor. Dünyayı yöneten bu zihinlerin, masumiyetin en saf halini hunharca katlederken hissettikleri o sapkın "tanrıcılık" kompleksi, aslında insanlığın nasıl bir uçurumun kenarında olduğunun kanıtıdır. Sanat galerilerinde boy gösteren, teknoloji devrimlerini yöneten ya da kürsülerden demokrasi nutukları atan bu figürlerin, gece çöktüğünde birer "vampire" dönüşmesi, sadece ahlaki bir çöküş değil, biyolojik ve ruhsal bir çürümedir. Dünya, kararları bu tür bir vahşetle mühürlenmiş, vicdanı ve ruhu tamamen kararmış bir şebekenin rehinesidir.

Bugün Trump’ın aldığı kararlar, jeopolitik bir deha ürünü değil, birer "mecburiyet" senaryosudur. Epstein dosyalarının içeriği, Trump’ın seçim kampanyası için sadece bir prestij kaybı değil, doğrudan bir siyasi imha operasyonudur. Sızdırılan uçuş kayıtları, doğum günü kartları ve "Loli Express" rotaları, Trump’ı Amerikan iç siyasetinde köşeye sıkıştırırken, onu israilin bölgedeki ajandasına koşulsuz şartsız biat etmeye zorluyor. Trump, kendi kirli geçmişini örtbas etmek ve dosyaların tam kopyasının yayınlanmasını engellemek için Amerika’yı yasadışı bir felakete sürüklüyor. Bu durum, Amerikan devlet mekanizmasının kendi içinde yaşadığı en büyük meşruiyet krizidir; zira Beyaz Saray’ın iradesi artık Amerikan halkının değil, şantaj dosyalarını elinde tutan katil Netanyahu’nun kontrolündedir.

Siyasetin bu lağım kokan dehlizlerinden sahaya baktığımızda ise bu mecburiyetin getirdiği devasa bir stratejik körlükle karşılaşıyoruz. ABD üsleri ve liman tesisleri ağır darbe almış durumda. Amerikan donanmasının Hint limanlarına geri çekilmek zorunda kalması, sadece askeri bir mağlubiyet değil, bir "lojistik intiharın" itirafıdır. İran, Rusya ve Çin; tedarik zinciri bozulmamış, "füze şehirleri" yerin altında sapasağlam duran devasa bir blok oluşturmuşken, Washington çaresizce sağa sola savruluyor. Kendi mühimmat stoklarını işgalci israil için tüketen ve ikmal hatları kesilen ABD, şimdi büyük bir acziyetle Avrupa’yı yardıma çağırıyor. Ancak bu bir ittifak çağrısı değil, bir batışa ortak arama feryadıdır. Kendi içindeki ekonomik ve toplumsal sorunlarla boğuşan Avrupa’nın, bu lojistik bataklığa ve nükleer kumarın içine çekilmek istenmesi, Batı ittifakının sonunu hazırlayan bir çaresizlik göstergesidir.

Plan net görünüyor: Irak, Libya ve Suriye’den sonra Orta Doğu’da israile rakip olabilecek İran’ın yerle bir edilmesi. Domino taşları gibi sırayla ülkelere çöküyorlar. Eğer ipler sapık Trump’ın ve de katil Netanyahu’nun elindeyse, dünya tarihinin en tehlikeli kumarı oynanıyor demektir. Şantajla yönetilen liderler, lojistiği çökmüş ordular ve nükleer silahların gölgesinde bir coğrafya... Bu savaş, toprak kazanmak ya da demokrasi getirmek için değil; bir sistemin kendi pisliğini örtbas etmek ve rakiplerini tamamen tasfiye etmek için başvurduğu bir "nihai çözüm" denemesidir. Ancak tarih; iradesi şantajla ipotek altına alınmış liderlerin, ordularını ateşe atan haksız savaşların, en azametli imparatorlukları bile nasıl birer harabeye dönüştürdüğünü bir kez daha tekerrürle kanıtlayacaktır.