Soykırımcı israil, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) katılımıyla Abu Dabi'de üçlü bir enerji zirvesi düzenlenmesi önerisini değerlendiriyor. Zirvede, israilin Ürdün'e barış anlaşması kapsamında her yıl sağladığı 50 milyon metreküplük suya ek olarak yaklaşık 50 milyon metreküp daha su vermesini öngören yeni bir su anlaşması da dahil olmak üzere çeşitli konuların ele alınması bekleniyor.
Tarafların ayrıca, israilin hem kendisine hem de Ürdün'e su sağlayacak bir deniz suyu arıtma tesisi kurması, buna karşılık Ürdün'ün de hem israile hem de kendisine elektrik sağlayacak bir güneş enerjisi santrali inşa etmesini öngören bir anlaşmayı görüşmesi bekleniyor. Ancak aynı zamanda israilin, Ürdün'ün acil su ihtiyacını siyasi kazanımlar elde etmek için baskı unsuru olarak kullanabileceği değerlendiriliyor.
Bu kapsamda israilin yayımladığı haberde, görüşmede israil ile Ürdün arasındaki "soğuk" ilişkilerin iyileştirilmesi ile Kasım 2023'ten bu yana boş olan Ürdün'ün israil büyükelçiliği ve 7 Ekim 2023'ten bu yana boş bulunan israilin Ürdün büyükelçiliği makamlarının da gündeme geleceğini belirtti.
Buna karşın israil Kamu Yayın Kuruluşu Kan, pazartesi akşamı israilin, Ürdün'e ilave su verilmesini sağlayan anlaşmayı yenilemeyi reddettiğini bildirdi. Kurum, ismini açıklamadığı kaynaklara dayandırdığı haberinde, şu an için anlaşmanın yenileneceğine dair hiçbir işaret bulunmadığını, bunun da Amman'da öfkeye yol açtığını ve Ürdün'ün buna karşılık verebileceğini aktardı.
Kan'a göre, uzun yıllar boyunca anlaşmazlıklardan uzak kalan su meselesi, artık israil açısından bir pazarlık kozuna dönüştü.
Soykırımcı israil ile Ürdün arasındaki barış anlaşması uyarınca israil, Ürdün'e yılda 50 milyon metreküp suyu sembolik denebilecek düşük bir ücret karşılığında sağlıyor. 2021 yılında ise önceki israil hükümeti, bu miktara yıllık 50 milyon metreküp daha eklenmesini öngören ve üç yıl süreyle geçerli olan bir anlaşma imzalamıştı.
Daha sonra Amman yönetimi, bu anlaşmanın beş yıl daha uzatılmasını ve ek su miktarının 80 milyon metreküpe çıkarılmasını talep etti.
Bu süreçte israil Enerji Bakanı Eli Cohen, anlaşmayı her seferinde altışar aylık sürelerle uzattı. Ancak israil tarafında, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safedi'nin Tel Aviv tarafından israile yönelik saldırı olarak değerlendirilen açıklamaları nedeniyle su tedarikinin sürdürülmesinden vazgeçildi.
Ynet'e göre israil, ABD'nin baskısı ve Ürdün'ün İran'a ait insansız hava araçlarının engellenmesine yardımcı olması nedeniyle anlaşmayı uzattı.
Ancak Kasım 2025'ten bu yana Cohen anlaşmayı yeniden uzatmadı. Bu durum Amman'da geniş çaplı tepkiye yol açtı. Fiilen ise Ürdün, son sekiz aydır israilden ilave su miktarını alamıyor.
İbranice haber sitesine konuşan ve ismi açıklanmayan bir israilli yetkili, "Barış anlaşmasının bizi yükümlü kıldığı suyu Ürdün'e veriyoruz, ancak ilave su sağlamak zorunda değiliz" dedi.
Yetkili ayrıca, "İki ülke arasında iyi niyet olursa onlara ilave su da veririz. Ancak 2025'in son 100 yılın en kurak yılı olduğunu unutmamalıyız. Bu nedenle önce kendi rezervuarlarımızı ve çiftçilerimizi düşündük. Bizim çiftçilerimiz onların çiftçilerinden önce gelir" ifadelerini kullandı.
Yaklaşan üçlü enerji zirvesine ilişkin olarak ise Ynet, girişimin Abu Dabi tarafından başlatıldığını ve amacın taraflara "iyi niyet şemsiyesi" sağlamak olduğunu aktardı.
israilli bir yetkili, savaşın sona ermesi halinde su anlaşmasının yeniden yürürlüğe girebileceğini belirterek, "Ürdünlüler öfkeli ve büyük baskı altında. Suya ihtiyaçları var. Ancak komşularınıza yardım ettiğinizde ilişkilerin daha sıcak olmasını beklersiniz" dedi.
Aynı yetkili, Ürdün'ü baskı altına almaya çalıştığı izlenimi veren açıklamasında, "Ürdün'ün israilde büyükelçisi yok. Bu nedenle görüşme gerçekleştiğinde normalleşme dahil her konu masaya gelecek. Su meselesi de gündeme gelecek ve ilişkilerin geliştirilmesi için bir araç olarak kullanılmasını bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
Ürdün uzun yıllardır, sınırlı su kaynakları ve sürekli artan nüfusu nedeniyle ciddi bir su kıtlığı yaşıyor. Ülke, kendisini dünyada su kıtlığının en şiddetli yaşandığı ikinci ülke olarak tanımlıyor. İklim krizi ve peş peşe yaşanan kurak yıllar da bu sorunu daha da ağırlaştırmış durumda.