İSMAİLCE ADANMIŞLIĞIN KANLA YAZILAN HİKAYESİ ... YASİN !

Abone Ol

Kurban Bayramı’nın dördüncü günüydü...

Gökyüzünde bayram sabahlarının o tanıdık huzuru vardı. Evlerde et kokusu, sofralarda bereket, çocukların yüzünde tebessüm… Anneler dua ediyor, babalar kurbanların hikmetini anlatıyordu.

Yeryüzü, Hz. İbrahim’in teslimiyetini Hz. Hacer’in tevekkülünü ve Hz İsmail’in adanmışlığını konuşuyordu…

Ama Diyarbakır’ın bir sokağında, insanlık kendi utancını yazıyordu.

Henüz on altı yaşında bir genç… Elinde silah değil; bir yetimin duası ve umudu vardı.

Omzunda kin değil; muhtaçların emaneti vardı.

O gün Yasin Börü, Kurban Bayramı’nın ruhunu taşıyordu aslında… Bir lokmayı paylaşmanın, bir garibin kapısını çalmanın, bir annenin duasını almanın derdindeydi.

Belki de bu yüzden adı, sıradan bir ölümün değil; adanmışlığın adı oldu.

Çünkü bazı insanlar yaşarken anlaşılmaz… Ama toprağa düştüklerinde, aslında neyi temsil ettikleri ortaya çıkar.

Yasin… Bu çağın İsmail’ce teslim oluşuydu.

Hz. İsmail nasıl ki Rabbine adanmış bir yüreğin sembolüyse, Yasin de ümmetin yetimlerine adanmış tertemiz bir kalbin adıydı.

O, kurban eti dağıtmaya çıktı… Fakat bu çağın vicdansızlığı, onu kendi elleriyle kurban etti.

Ne acıdır… Bir bayram günü, insanlar “Allah’a yakınlaşmayı” konuşurken, bazıları bir çocuğun bedenine öfke kusuyordu.

Ve ne korkunçtur ki; merhamet taşıyan eller, vahşetin hedefi olmuştu.

2014 yılındaki 6-8 Ekim olaylarında, Yasin Börü ve arkadaşları yardım dağıtırken saldırıya uğradı ve vahşice katledildi. Olayla ilgili mahkeme kararlarında cinayetlerin “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” kapsamında değerlendirildiği açıklandı.

Ama bazı ölümler vardır ki, mahkeme kayıtlarına sığmaz…

Çünkü Yasin’in ölümü yalnızca bir cinayet değildi. Bu çağın merhamete açtığı savaştı.

O gün yerde kalan sadece bir beden değildi… Bir annenin yüreği parçalandı. Bir ümmetin vicdanı sustu. Bayramın üzerine kara bir ağıt çöktü.

Kim bilir… Belki annesi hâlâ bayram sabahlarında kapıya bakıyordur… Belki hâlâ bir ayakkabı sesi duyunca “Yasin geldi…” diye irkiliyordur…

Çünkü anneler, şehit olan evlatlarının öldüğüne kolay kolay inanmaz.

Bir anne için evlat, mezara değil; kalbin en derin yerine gömülür…

Ey Yasin…

Sen bu çağın kirlenmiş sokaklarında tertemiz kaldın. Öfkenin ortasında merhameti savundun. Vahşetin ortasında insan kalabildin.

Senin adın artık sadece bir insanın adı değil… Bir duruşun adı… Bir sadakatin adı… Bir adanmışlığın adı…

Ve biliyor musun? Bazı insanlar uzun yaşar ama unutulur… ama Bazı yiğitler kısa yaşar, fakat bir ümmetin hafızasına kazınır.

İşte sen o yiğitlerden oldun…

Şimdi her Kurban Bayramı geldiğinde, birçok insan et paylaşımını hatırlayacak… Ama vicdan sahibi yürekler, ellerinde yardım poşetleriyle şehadete yürüyen bir genci de hatırlayacak.

Çünkü sen, İbrahimce teslimiyetin, İsmailce adanmışlığın ve Muhammedî merhametin sessiz şahidi oldun…

Rahmet sana ey Yasin Börü…

Bu ümmet seni, bir bayram günü toprağa düşen bir merhamet çiçeği olarak unutmayacak…

Bu vesile ile tüm İslam aleminin Kurban Bayramını tebrik eder, mazlum ve Mustazaf halkların kurtuluşuna vesile olmasını temenni ederim.

Selâm ve dua ile...