Soykırımcı israilin Mossad istihbaratı tarafından izlenen ve hedef alınan bilim insanı Abdülkadir Han (AQ Khan), Batı’nın otoritesine meydan okumak için İran İslam Cumhuriyeti'ne nükleer teknoloji vermek istiyordu.
“Amerikalıların ve İngilizlerin kendilerini üstün gören tavrını sorgulamak istiyorum. Bu adamlar dünyanın Tanrı tarafından atanmış bekçileri mi?”
Pakistan’ın nükleer programının mimarı olan Abdülkadir Han, İran, Libya ve Kuzey Kore’ye nükleer teknoloji sağlamayı amaçlayan uluslararası ağını bu sözlerle savunuyordu.
israilin nükleer silahlara sahip olduğu yaygın olarak bilinse de bunu hiçbir zaman resmen kabul etmedi.
1980’lerde israil, başka bir Müslüman Pakistan’ın nükleer silah elde etmesini engellemeye çalışmış ancak başarısız olmuştu.
Pakistan’ın nükleer programında en kritik isim olan ve ülkesinde AQ Khan olarak bilinen Han, sadece kendi ülkesini nükleer güç yapmakla yetinmedi. israilli ajanların gözetimi altındayken, İran başta olmak üzere diğer ülkelere de yardım ederek ABD ve Batı’ya meydan okumayı hedefledi.
Eski CIA Direktörü George Tenet onu “en az Usame bin Ladin kadar tehlikeli” olarak nitelendirirken, eski Mossad Başkanı Şabtai Şavit ise onu öldürmemiş olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirdi.
Han’ın yardım ettiği ülkeler arasında yalnızca Kuzey Kore nükleer güç haline geldi. 2000’li yılların başında İran’ın programı ortaya çıkarıldı ve büyük ölçüde durduruldu. Ancak Pakistanlı bilim insanının İran’ı bu noktaya nasıl getirdiği dikkat çekici bir hikayedir.
1970’lerde iki kez Pakistan başbakanlığı yapan Zülfikar Ali Butto, ülkesinin nükleer programının mimarıydı.
Butto’nun yönlendirmesiyle Pakistan Atom Enerjisi Komisyonu’nu yöneten Munir Ahmad Khan daha sonra şunları söyledi:
“Biz bir bomba yapmıyorduk. Caydırıcılık inşa ediyorduk.”
Butto, Hindistan’ın 18 Mayıs 1974’te “Gülen Buda” kod adlı ilk nükleer denemesini yapmasının ardından bu kararı aldı.
“Ot yeriz, aç kalırız ama kendi bombamızı yaparız” diyen Butto, şöyle devam etti:
“Bir Hristiyan bombası var, bir Yahudi bombası var ve şimdi bir de Hindu bombası var. Neden bir İslami bomba olmasın?”
Butto’ya göre bu proje ülkenin varoluş meselesiydi: “Bomba sadece bir silah değil, ulusal varlığımızın anahtarıdır.”
Bu “anahtarı” üretecek kişi olan AQ Khan ise 1974’te Amsterdam’da, Urenco adlı nükleer yakıt şirketinin bir alt yüklenicisinde çalışıyordu.
Şirket, Avrupa’daki nükleer reaktörler için zenginleştirilmiş uranyum sağlıyordu.
Khan, Urenco tesisinin en gizli bölümlerine ve dünyanın en gelişmiş santrifüjlerinin planlarına erişim sağladı. Bu santrifüjler doğal uranyumu zenginleştirerek bomba yakıtına dönüştürüyordu.
Pakistan’a, doğrudan Butto’ya hitaben el yazısıyla bir mektup gönderdi: “Gaz santrifüj sistemi hakkında son derece detaylı bilgiye sahibim ve Pakistan’a yardımcı olabilecek durumdayım… Bu son derece acil bir meseledir.”
Daha sonra bu mektubu yazarken tutuklanabileceğini ya da öldürülebileceğini bildiğini söyleyerek şunları ekledi: “Başka seçeneğim yoktu. Hindistan test yapmıştı. Biz de karşılık vermeliydik.”
“Söz verdim, tuttum”
Khan, Hollanda’dan uranyum zenginleştirme santrifüjlerinin planlarını çalmakla suçlandı.
1976 Temmuz’unda Rawalpindi’de bir araştırma laboratuvarı kurarak nükleer silahlar için zenginleştirilmiş uranyum üretmeye başladı.
Hindistan ve israilin karşı çıkmasına rağmen Çin, Pakistan’a zenginleştirilmiş uranyum, trityum ve hatta bilim insanları sağladı.
ABD Başkanı Jimmy Carter, Nisan 1979’da Pakistan’ın programı ortaya çıkınca yardımları kesti. Ancak Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal edince bu kararı geri aldı; çünkü ABD, Pakistan’ın desteğine ihtiyaç duyuyordu.
1980’lerde ABD, gizli şekilde Pakistanlı nükleer bilim insanlarına teknik eğitim verdi ve programa göz yumdu. Ancak Soğuk Savaş’ın bitmesiyle durum değişti.
1990 Ekim’inde ABD, nükleer programı protesto ederek Pakistan’a ekonomik ve askeri yardımı kesti. Pakistan da nükleer programı durduracağını açıkladı.
Ancak AQ Khan daha sonra yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum üretiminin gizlice sürdüğünü açıkladı.
11 Mayıs 1998’de Hindistan nükleer başlıklarını test etti. Aynı ay Pakistan da Belucistan çölünde kendi testlerini başarıyla gerçekleştirdi ve dünyanın yedinci nükleer gücü oldu.
Khan bu süreci şöyle özetledi: “Butto’ya bombayı yapacağımızı söyledim. Söz verdim ve sözümü tuttum.”
İran programı
Ancak bu süreç boyunca Khan daha da ileri bir faaliyet yürütüyordu: İran, Kuzey Kore ve Libya’ya teknoloji ve tasarım sağlayan uluslararası bir nükleer ağ.
1979’daki İslam Devrimi öncesinde İran’ın sivil nükleer programı Batı tarafından destekleniyordu. Ancak şahın devrilmesiyle bu destek sona erdi.
İran lideri Ayetullah Humeyni nükleer silahları yasaklayan bir fetva verdi.
Buna rağmen 1980’lerde İran yönetimi Pakistan lideri General Ziyaülhak’tan yardım istedi.
1989-1997 yılları arasında İran Cumhurbaşkanı olan Haşimi Rafsancani 2015’te şunları söyledi:
“Savaş halindeydik ve düşmanlarımız nükleer silah kullanmak isterse bizim de böyle bir seçeneğimiz olsun istedik.”
Rafsancani’ye göre: “Abdülkadir Han, İslam dünyasının nükleer silaha sahip olması gerektiğine inanıyordu. Pakistanlıların bize bir miktar yardım etmesi konusunda anlaşmaya varıldı… 4 bin ikinci el santrifüj ve planlar verdiler.”
israilin sabotaj planı
Pakistan’ın programına en sert karşı çıkan israildi.
Eski Pakistanlı yetkili Feroz Khan’a göre İsrail, “bir Müslüman ülkenin nükleer silaha sahip olmasını istemiyordu.”
1980’lerin başında israil, Hindistan’a Pakistan’daki Kahuta tesisini birlikte bombalamayı önerdi. Hindistan Başbakanı İndira Gandhi planı onayladı.
israil savaş uçaklarının Hindistan’dan kalkarak tesisi vurması planlandı. Ancak Gandhi daha sonra geri adım attı ve plan iptal edildi.
Mossad’ın pişmanlığı
Mossad, 1980’ler ve 1990’lar boyunca Khan’ı izledi ancak ne yaptığını tam olarak anlayamadı.
Eski Mossad Başkanı Şabtai Şavit, sonradan “niyetlerini bilseydim öldürmeyi düşünürdüm” dedi.
Pakistan ordusu, Khan’ın uluslararası faaliyetlerini sivil hükümetlerden gizledi. Başbakan Benazir Butto bile İran’la nükleer işbirliğini tesadüfen öğrendi.
2003’te Libya lideri Muammer Kaddafi, ABD’den destek almak için Khan’ın ağını ifşa etti.
CIA ve MI6, Libya’ya gönderilen ekipmanları ele geçirdi. Pakistan’dan çıkan çantalarda nükleer silah planları bulundu.
Bir ABD’li yetkili durumu şöyle özetledi:
“Bu inanılmaz bir dönüşümdü… Önce kendi nükleer gücünü kurdu, sonra bunu diğer ülkelere satmaya başladı.”
2004’te Khan, İran, Libya ve Kuzey Kore’ye teknoloji verdiğini itiraf etti ancak tek başına hareket ettiğini söyledi ve affedildi.
2005’te İran, nükleer programını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetimine açtı.
2015’te İran ile büyük güçler arasında nükleer anlaşma imzalandı. Ancak 2018’de Trump yönetimi anlaşmadan çekildi.
AQ Khan, yaptıklarının doğru olduğuna inanıyordu:
“İran füze atarsa yanlış, israil atarsa doğru mu?” diye soruyordu.
Bugün Pakistan, nükleer silaha sahip tek Müslüman çoğunluklu ülke olmaya devam ediyor.
Khan son olarak şunu söyledi:
“Nükleer güce sahip hiçbir ülke işgal edilmedi. Irak ve Libya nükleer olsaydı bugün bu halde olmazdı.”