İslam Eğitim Sisteminde Ceza ve Ödül

Abone Ol

İslam’ın müesses nizamı, aile eğitimini ve nesillerin yetiştirilmesini son derece önemsemiştir. Gerek Resulullah (s. a. v), gerekse onun bal tadındaki güzel sohbetinde bulunma şerefine erişen dostları, kendi aralarında hata işlemede ısrar edenlerden ilgilerini kesip konuşmamak suretiyle bir yol/metot izlemişlerdir. Doğrudan sapan kişi, doğru yola yönelene dek ona karşı tavır almaya devam ede durmuşlardır. İslam eğitim sisteminde, çocuğun eğitiminde önce öğüt, sonra darılmak, yeri geldikçe de hafif dövme ya da azarlamaya izin vermiştir. Ancak eğitimcinin, çocuğu daha hafifiyle ıslah edip doğrulması dururken şiddet metoduna başvurmasına izin vermemiştir. Daha doğrusu günah ve hataların kapısını kapatmak adına, uygulanan cezaların caydırıcı nitelikte ve ibret alınacak cinste olması gerekmektedir.

Eğitimci bir kimlik ve kişiliğe sahip aile reislerinin, çocuğu cezalandırmaktan ziyade ödüllendirerek motive etmesi esastır. Her halde işlenen hatalar ve sergilenen her bir davranış için teşekkür edecek halimiz yoktur. En nihayet caydırıcı olmasa da suç işleyenler için konulmuş ceza kanunları vardır. Bu kanunlar, insanların ıslahı noktasında kimi zaman suçluların suçlarına karşılık hapisle cezalandırılmalarını öngörmektedir. Toplumun ıslahı için yasalar yapılırken özelde de eğitimin disiplini için bir takım ilke ve kurallar getirilmiştir. Eğitimde çocuğa ceza verildikten sonra durumunda bir düzelme, ahlakında bir ilerleme görülürse yaptırımlar kaldırılır. Çocuğu büsbütün kaybetmek kolaydır, zira onu kazanmak zordur. Bunun için tüm çocuklara mütebessim bir yüz ifadesi gösterip şefkat ve merhametle yaklaşılıp ilgi gösterilmesi gerekir ki manen onları kazanabilelim.

İslam Eğitim Sistemi'nde cezanın amacı bireylerin ıslah-ı nefs etmesidir. Efendimiz’in (s.a.v) kendi ashabının ıslahında uyguladığı yol ve yöntem budur. Ashaptan Ka’b bin Malik hiçbir özrü olmadığı halde Tebük Seferine katılmayıp Peygamber (a. s)'dan ayrılarak Medine'de kalması üzerine, Peygamberimiz, Ka’b b. Malik, Hilal b. Ümeyye ve Mürare b. Rebi ile konuşulmamasını, onlara boykot uygulayıp yalnız başına bırakılmalarını emretmiş ve bu halleri elli gün devam etmişti. Sahabe bu süre zarfında Ka’b ve arkadaşlarıyla konuşmamış ve ilişkilerini kesmişlerdi. O kadar ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen Ka’b ve arkadaşlarına dar gelmeye başlamıştı. Resulullah (s. a. v), Allah (c. c)'ın Ka’b'ın tövbesini kabul buyurduğunu ilan edince, Ka’b b. Mâlik evinden sevinçle çıkıp Efendimize doğru giderken yolda kendisini gruplar halinde karşılayan Ashab-ı Kiram tebriklerini bildiriyorlardı.

Ka’b B. Malik bu hususta şöyle buyurmuşlar: "Tövbemin kabul edildiğini mırıldanarak ilerliyordum, bir de baktım ki farkına varmadan Mescid-i Nebevi'ye gelmişim. Sevinçliydim, Resulullah (s. a. v) mescitte oturmuşlardı. Etrafında dostları da halka olmuş oturuyorlardı, Talha bin Ubeydullah kalkıp seğirterek bana geldi, elimi sıktı ve kutladı. Efendimize yaklaşıp selam verdiğimde de yüzü sevinçten ışıl ışıl parlıyordu ve bana şöyle müjde verdi: “Anandan doğduğun günden beri sana en hayırlı müjdeyi veriyorum.Bunun üzerine ben: "Ya Resulullah! Bu müjde sizden mi, yoksa Allah'tan mıdır?" diye sorduğumda şu cevabı verdiler: "Hayır, Allah tarafından verilen müjdedir."

Dostlar! Küçük yaştan itibaren Allah'a iman temeli üzerine terbiye edilip ilahi murakabe ve ahirette hesap verme şuuruyla yetiştirilen çocuklar, kesinlikle sağlam bir kişilik kazanacaktır. Hem Allah'a sığınma duygusuyla kişiliğini kazanan bir çocuk, aynı zamanda Allah'tan saygı ile korkar ve O'na dayanır. Vicdanının derinliklerinde Allah'ın her an kendisiyle beraber olduğunu ve kendisini görüp murakabe ettiğini, gizli açık her durumdan haberdar olduğunu, hain gözlerin gizlediği her duygu ve düşünceyi bildiğini anlayıp benliğine yerleştirdiği zaman bu yüksek mana atmosferinde uhrevi korku, dünyevi tehdit, onun kalbinin en son noktasına kadar ulaşır, izlerini onun ruhunda ve nefsinde silinmez biçimde bırakır. İşte o zaman çocuğun durumu düzelir ve ahlakı doğrulur.