Soykırımcı israil Çarşamba günü Lübnan’da ateşkese rağmen büyük bir katliam gerçekleştirdi. Soykırımcı israilin bombardımanda en az 254 kişi şehit oldu, 1165 kişi yaralandı.

Saldırılar başkent Beyrut başta olmak üzere ülkenin güney bölgeleri ve Bekaa Vadisi’ni hedef aldı. Yetkililer, enkaz altında kalanların bulunmasıyla can kaybının daha da artmasından endişe edildiğini belirtti.

Uluslararası basında yer alan değerlendirmelerde, yalnızca 10 dakika içinde 100’den fazla noktanın hedef alınmasının saldırının boyutunu gözler önüne serdiği vurgulandı. Bazı Batılı medya organları, bu saldırıyı mevcut çatışma sürecinin en büyük hava saldırılarından biri olarak nitelendirdi.

PAKİSTAN: ATEŞKESE LÜBNAN DA DAHİL

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesin ilanına ilişkin ilk açıklamasında "İran ile ABD ve müttefikleri" arasındaki 2 haftalık ateşkesin, Lübnan ve diğer bölgelerde de yürürlüğe girdiğini bildirdi.

Pakistan Başbakanı Şerif, X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı ilk paylaşımda, ABD ve israilin İran'a saldırılarıyla başlayan savaşın taraflarının ateşkes konusunda anlaşmaya vardığını bildirmekten "memnuniyet duyduğunu" belirtti.

"İran ile ABD ve müttefikleri" arasındaki 2 haftalık ateşkesin, Lübnan ve diğer bölgeleri de kapsadığını belirten Şerif, bu kararın "hemen yürürlüğe girdiğini" aktardı. Ancak Netanyahu ateşkese ilişkin açıklamasında Lübnan’ın ateşkese dahil olmadığını iddia etti. Lübnan’a yönelik katliamın ardından açıklama yapan ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray ve ABD Başkan Yardımcısı Vance de Lübnan’ın ateşkese dahil olmadığı yalanını söylediler.

PAKİSTAN BİLE BU YALANA ŞAŞIRDI

Pakistan Dışişleri’nden üst düzey bir kaynak, El Cedid gazetesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Lübnan’ın ateşkes kapsamı dışında bırakıldığı yönündeki açıklamasının Pakistanlı arabulucu için “çok şaşırtıcı” olduğunu belirtti. Kaynak, İslamabad’ın müzakereler sırasında Lübnan’ın ateşkese dahil edilmesini ABD tarafıyla defalarca gündeme getirdiğini ifade etti. Ayrıca İran’ın, Lübnan ve Yemen dahil tüm cepheleri kapsamayan hiçbir anlaşmayı kabul etmeye hazır olmadığını vurguladı.

Washington ile Tahran arasındaki dolaylı görüşmelere vakıf olan aynı kaynak, İran’ın anlaşmanın tüm cepheleri kapsaması konusunda ısrarcı olduğunu belirterek, “Pakistanlı arabulucu, ABD’den Lübnan’ın iki haftalık ateşkes kapsamında olduğu yönünde teyit almıştı. Ancak Washington aniden bu maddeden ve muhtemelen diğer bazı maddelerden geri adım attı. Bu durum arabulucu için sürpriz oldu” dedi.

Kaynak ayrıca, bu durumun çıkar çatışmalarının boyutunu ve arabuluculuk sürecinin ne kadar karmaşık olduğunu gösterdiğini ifade etti. ABD’nin tek başına karar verici olmadığını belirten kaynak, israilin sürece müdahil olarak Washington’a kendi görüşlerini dayattığını ve israilin memnun olmadığı herhangi bir anlaşmadan ABD’nin geri adım atabileceğini söyledi. Bu durumun “son derece tehlikeli” olduğunu vurgulayan kaynak, Lübnan’ın dışarıda bırakılmasının ABD’nin değil, israilin talebi olduğunu söyledi.

KALİBAF: 3 MADDE ŞİMDİDEN İHLAL EDİLDİ

İran Meclis Başkanı Kalibaf, X’ten İran’ın 10 maddelik teklifinin üç temel maddesinin ihlal edildiğini vurgulayarak şu bildiriyi yayınladı:

“Amerika Birleşik Devletleri’ne beslediğimiz derin tarihsel güvensizlik, her türlü taahhüdün defalarca ihlal edilmesinden kaynaklanıyor; bu durum maalesef bir kez daha tekerrür etti.

ABD başkanının bizzat ifade ettiği üzere, İran İslam Cumhuriyeti’nin sunduğu 10 maddelik teklif, ‘müzakereler için üzerine çalışabilir bir temel’ ve görüşmelerin ana çerçevesini oluşturmaktadır. Ancak teklifin üç maddesi şu ana kadar ihlal edilmiştir:

Lübnan’da ateşkesin sağlanmasına ilişkin ilk maddenin ihlali: (Pakistan Başbakanı) Şahbaz Şerif’in açıkça ‘Lübnan ve diğer bölgeler dahil olmak üzere her yerde derhal geçerli olacak bir ateşkes’ şeklinde ilan ettiği taahhüde uyulmamıştır.

İran hava sahasının her türlü ihlalini yasaklayan maddenin açık bir ihlali olarak İran hava sahasına sızan bir insansız hava aracı, Fars eyaletinin Lar şehrinde imha edilmiştir.

Teklifin altıncı maddesinde yer alan İran’ın zenginleştirme hakkının reddedilmesi.

Şu anda, ‘müzakereler için üzerine çalışabilir bir temel’ diye nitelendirilen ilkeler, daha görüşmeler bile başlamadan açıkça ihlal edilmiştir.

Bu şartlarda karşılıklı ateşkes veya müzakereler makul değildir.”

ARAKÇİ: ABD SEÇİM YAPMAK ZORUNDA

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran ile ABD arasında varılan geçici ateşkesin soykırımcı israilin Lübnan’a yönelik saldırılarıyla ihlal edildiğini belirterek Washington yönetimine çağrıda bulundu.

Arakçi, ABD’nin ateşkes ile israilin sürdürdüğü saldırılar arasında tercih yapmak zorunda olduğunu ifade etti. Arakçi, sosyal medya hesabından Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in ateşkese ilişkin paylaşımını alıntılayarak değerlendirmede bulundu.

İran ile ABD arasında varılan geçici ateşkese dair şartların net ve açık olduğunu kaydeden Arakçi, “ABD, ateşkes ya da israil aracılığıyla devam eden savaş arasında bir seçim yapmak zorunda. İkisini birden seçemez. Dünya, ABD’nin taahhütlerini yerine getirip getirmeyeceğini izliyor” ifadelerini kullandı.

İSMAİL KAANİ: SİYONİSTLER PİŞMAN OLACAK

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Hizbullah’a gönderdiği mesajda, düşmanlara karşı verdikleri mücadeledeki rollerini övdü.

Kaani mesajında, direnişçilerin elde ettiği kazanımların “zaferle sonuçlanacağını” vurguladı.

Mesajında ayrıca “katil siyonistlerin pişman olacağını” belirten Kaani, onlara hitaben “Ey katil siyonistler, ağır bir şekilde cezalandırılacaksınız” ifadelerini kullandı.

Direnişçilere seslenen Kaani, “Bölge ve dünya halkları, sizin düşmanlara karşı kararlılıkla ve onurla duruşunuzun anlamını anlayacak ve bunun sonuçlarını görecektir” dedi.

Kaani, Direniş Cephesi’ndeki savaşçılara selam göndererek, “Her birinizin ellerini tek tek öpüyorum” ifadelerini kullandı ve onların aldığı “kararlı ve cesur kararları” övdü.

Direnişçilerin ortaya koyduğu mücadeleyi “büyük kahramanlık destanları” olarak nitelendiren Kaani, bu direnişin “izzet ve direnişin kayalarına kazındığını ve insanlığa dersler bırakacağını” söyledi.

israil işgalini ise “insanlığa düşman, kanlı ve suç dolu bir geçmişe sahip” olarak tanımlayan Kaani, israil Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “Amerikalı efendisinden daha da vahşi ve suçlu olduğunu yeniden gösterdiğini” ifade etti.

NETANYAHU YENİLGİNİN ACISINI LÜBNANIN ÇOCUKLARINDAN ÇIKARDI

Soykırımcı israil başbakanı Netanyahu’nun dün Lübnan’da siviller üzerinde gerçekleştirdiği katliamın asıl nedeni İran savaşındaki başarısızlığı ABD ile İran arasında varılan ateşkes anlaşması, israilde öfke ve sert eleştirilerle karşılandı. ABD Başkanı Trump da Netanyahu’ya çocuk öldürerek popülaritesini artırması için yeşil ışık yaktı ve Lübnan da tüm yerleşim yerlerinin hedef alındığı bir halı bombardımanı yaşandı.

Siyasetçiler, yorumcular ve analistler anlaşmayı hızla kınarken, birçoğu bunu “başarısızlık” olarak nitelendirerek Başbakan Binyamin Netanyahu’yu sorumlu tuttu.

Muhalefet lideri Yair Lapid, Çarşamba günü X platformunda yaptığı paylaşımda, “Tarihimizde böylesine bir diplomatik felaket hiç yaşanmamıştı” ifadelerini kullandı.

Lapid, “Ulusal güvenliğimizin özünü ilgilendiren kararlar alınırken israil masada bile yoktu” dedi.

Savaşın başından itibaren destek veren ve israil ile ABD’nin İran’ın Harg Adası’nı bombalaması çağrısında bulunan merkezci Yeş Atid Partisi lideri, israil ordusunun “kendisine verilen tüm görevleri yerine getirdiğini” söyledi. Ancak Lapid, “Netanyahu diplomatik olarak başarısız oldu, stratejik olarak başarısız oldu ve kendi koyduğu hedeflerin hiçbirine ulaşamadı” dedi.

Lapid ayrıca, “Netanyahu’nun kibri, ihmali ve stratejik planlama eksikliği nedeniyle verdiği diplomatik ve stratejik zararı onarmamız yıllar alacak” ifadelerini kullandı.

Sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise soykırımcı israil başbakanının İran’a karşı savaşa giderken halka “yalan söylediğini” belirtti.

Golan, X platformundaki paylaşımında, “Bize ‘tarihi zafer’ ve nesiller boyu güvenlik vaat edildi, ancak gerçekte israilin gördüğü en açık stratejik başarısızlıklardan birini yaşadık” dedi.

Eski bir ordu generali olan ve İran’a karşı savaşı destekleyen Golan, Netanyahu hükümetinin “bunları bir zafere dönüştürmeyi yine başaramadığını” ifade etti.

Golan savaşın başında belirlenen hedeflerin hiçbirinin gerçekleşmediğini vurguladı.

İran’ın nükleer ve balistik füze programlarının hala yerinde durduğunu belirten Golan, ülkenin “bu savaştan daha güçlü çıktığını” söyledi.

Eski general, “Bu bir ‘tarihi zafer’ değil, israilin güvenliğini yıllar boyunca tehlikeye atacak tam bir başarısızlıktır” dedi.

Sağcı muhalefet partisi İsrael Beytenu’nun lideri Avigdor Liberman da ateşkesi eleştirerek, anlaşmanın “daha zor şartlar altında yeni bir çatışma turuna dönmemiz ve daha ağır bir bedel ödemek anlamına geldiğini” söyledi.

Aşırı sağcı Otzma Yehudit partisinden Tzvika Fogel, ABD Başkanı Donald Trump’a sert tepki gösterdi.

Fogel, X platformunda “Donald, ördek gibi görünüyorsun” diye yazdı; ancak daha sonra paylaşımını sildi.

israil resmi kanalı Kan 11 de, hükümetin Trump’ın açıklamasını beklemediğini bildirdi.

Üst düzey bir israilli yetkili Kan 11’e, “Trump’ın kararına şaşırdık. Her şey neredeyse sonuçlanmışken son anda bilgilendirildik” dedi.

Başbakanlık Ofisi, Trump’ın açıklamasından yaklaşık dört saat sonra ilk resmi yanıtını vererek israilin ABD başkanının “İran’a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya alma” kararını desteklediğini açıkladı.

Trump’ın açıklamasından önce Channel 13 News, İran’ın anlaşma yapmaması halinde “tüm bir medeniyetin yok olacağı” yönündeki ültimatom için geri sayım yayınlıyordu.

Ancak Çarşamba sabahına gelindiğinde, haftalarca savaş çabalarına destek veren israil ana akım medyasının önemli bir kısmı Netanyahu’ya yönelik eleştirel bir tutum almaya başladı.

Kan 11’in diplomasi muhabiri Gili Cohen, “Bize farklı bir şey vaat edilmişti: Netanyahu bir kez daha Trump’a boyun eğdi” diye yazdı.

Cohen’e göre bu son anlaşma, Trump’ın İran’la savaşın bitiş zamanını belirlediği ikinci olay oldu; benzer bir durum geçen yıl Haziran ayında da yaşanmıştı.

Savaşın başında Şubat ayında Netanyahu, İran’da rejim değişikliği ve nükleer ile balistik füze programlarının tamamen ortadan kaldırılmasını vaat etmişti.

Cohen, “Bu hedeflerin hiçbiri tam olarak gerçekleşmedi” dedi.

“Orta Doğu’da geçici olan çoğu zaman kalıcı hale gelir. İki buçuk yıllık savaşın ardından, yeni gerçekliğin sadece Suriye, Lübnan ve Gazze’de israilin kara varlığı değil, aynı zamanda İran’la periyodik doğrudan çatışmalar olduğu ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Askeri yorumcu Avi Aşkenazi ise “41 gün süren çatışma ve israilde yıkılan 5 bin yapı, İran’ın kesin zaferiyle sonuçlandı” dedi.

Sağ eğilimli Ma’ariv gazetesinde yazan Aşkenazi, “İranlılar, israil ve ABD’yi, İran’ın değil onların taviz verdiği unsurlar içeren bir anlaşmaya sürüklemeyi başardı” ifadelerini kullandı.

Aşkenazi ayrıca onlarca asker ölümü ile İran ve Hizbullah’ın verdiği ekonomik zararın bu sürecin bedeli olduğunu vurguladı.

Haaretz gazetesinin askeri analisti Amos Harel de benzer şekilde israilin savaş hedeflerine ulaşamadığını ve ciddi kayıplar verdiğini belirtti.

Harel, diğer zarar ve kayıpların yanı sıra “israil’in ABD’deki konumunun ciddi şekilde zedelendiğini ve Başkan Donald Trump’ı gereksiz bir savaşa sürüklediği yönünde suçlamalarla karşı karşıya kalmasının beklendiğini” söyledi.

SİYONİSTLERİN DAHİYE DOKTRİNİ

Siyonistlerin Beyrut’un güneyindeki bir banliyönün adını taşıyan askeri strateji Lübnan’a yönelik savaşını tırmandırarak 1.500’den fazla kişinin şehit olmasına ve bir milyondan fazla insanın yerinden edilmesine yol açtı.

Hava saldırıları; evler, camiler, hastaneler ve Lübnan’ın güneyindeki Litani Nehri üzerindeki önemli geçiş noktaları da dahil olmak üzere sivil altyapıyı yok etti.

Beyrut’un güney banliyöleri, halk arasında “Dahiye” olarak bilinen bölge de yoğun şekilde hedef alındı. Bu durum önem taşıyor çünkü israil ordusu “Dahiye Doktrini”ni ilk kez yaklaşık yirmi yıl önce bu yerleşim bölgesinde uygulamıştı.

O tarihten bu yana soykırımcı israil ordusu bu stratejiyi sistematik biçimde tekrar tekrar uyguladı. Özellikle Ekim 2023’ten itibaren Gazze’de yürüttüğü ve 72 binden fazla kişinin şehit olduğu saldırılarda bu yaklaşım dikkat çekti.

Dahiye Doktrini, silahlı grupların faaliyet gösterdiği iddia edilen bölgelerde sivillere ve sivil altyapıya karşı orantısız güç kullanılmasını savunur.

Amaç, sivil nüfusa acı çektirerek, saldırının hedefindeki grubun (Lübnan’da Hizbullah, Gazze’de Hamas gibi) halk desteğini zayıflatmak ve böylece israile yönelik gelecekteki saldırıları caydırmak.

Beyrut’un güneyindeki Dahiye, yoğun nüfuslu bir bölge ve sakinlerinin büyük çoğunluğu Şii’dir; ancak başka Lübnanlılar da burada yaşamaktadır. Bölgede Hizbullah destekçileri ve seçmenleri ile parti üyeleri bulunmaktadır.

ABD’li ekonomist Paul Krugman (2006), bu doktrinin 2003’te ABD öncülüğünde Irak’ın işgali sırasında kullanılan “şok ve dehşet” (shock and awe) stratejisinden esinlendiğini öne sürüyor.

Bu terim, 1996 yılında askeri yazarlar Harlan K. Ullman ve James P. Wade tarafından ortaya atılmış olup, düşmanı ve sivil nüfusu yıldırmak için ezici güç kullanımını ve güç gösterisini savunur.

Bu yaklaşım; iletişim, ulaşım, gıda üretimi, su temini ve altyapının diğer unsurlarının hedef alınmasını içerir.

ABD’nin Irak’ı işgali sırasında ilk aşamada 6.700’den fazla Iraklı sivil şehit olmuş, sonraki süreçte ise toplam sivil kaybının en az 200 bin olduğu tahmin edilmiştir.

Ullman ve Wade’in örnek gösterdiği daha eski “şok ve dehşet” uygulamaları arasında, ABD’nin 1945’te Japonya’daki Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı nükleer bombalar ile Rusya’nın 1994’te Birinci Çeçen Savaşı sırasında Grozni’yi işgali de yer alıyor.

Doktrine dair resmi ve kamuya açık bir belge bulunmamakta. Ancak kavram, israilin 2006 Lübnan savaşı sonrasında askeri yetkililer ve analistler tarafından detaylandırıldı.

israil ordusu, Hizbullah’ın ,srailli askerleri kaçırmasının ardından Lübnan genelinde geniş çaplı saldırılar düzenleme hakkına sahip olduğunu ileri sürdü.

Operasyonu yöneten israilli General Udi Adam, Temmuz 2006’da şu ifadeleri kullandı:

“Nereye saldırılacak? Lübnan’ın içine girildiği anda her şey meşrudur, sadece güney Lübnan değil, sadece Hizbullah mevzileri değil.”

33 gün süren savaşta israil, 1.200’den fazla kişiyi şehit etti ve 4.400’den fazlasını yaraladı. En ağır yıkım Dahiye’de yaşandı; israil bombardımanlarında 15 binden fazla ev yok edildi.

Saldırı sırasında operasyonların başında bulunan General Gadi Eisenkot, daha sonra israil Genelkurmay Başkanı (2015–2019) ve Netanyahu hükümetinde bakan (2023–2024) oldu.

Eisenkot, Ekim 2008’de şunları söyledi:

“Beyrut’un Dahiye mahallesinde olanlar, israile ateş açılan her köyde yaşanacak.

israile ateş açılan her köye karşı orantısız güç kullanacağız, büyük hasar ve yıkım vereceğiz. Bizim açımızdan bunlar askeri üslerdir. Bu bir öneri değil, halihazırda onaylanmış bir plandır.”

Aynı hafta Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü, israilli albay Gabriel Siboni’nin “Orantısız Güç: İkinci Lübnan Savaşı Işığında İsrail’in Yanıt Konsepti” başlıklı raporunu yayımladı.

Raporda şu ifadeler yer aldı:

“Çatışma başladığında israil ordusu derhal, kararlı ve düşmanın eylemleriyle tehdidine kıyasla orantısız bir güçle hareket etmelidir.

Bu tür bir yanıt, uzun ve maliyetli yeniden inşa süreçleri gerektirecek ölçüde zarar vermeyi amaçlar.”

Raporda ayrıca israilin, “sınırlarında mevcut olan sakinliği bozma girişimlerini kabul etmeyeceğini açıkça göstermek için orantısız şekilde karşılık vermek zorunda kalacağı” belirtildi.

Dahiye Doktrini, Birleşmiş Milletler’in 2008-2009 Gazze Savaşı’na ilişkin Goldstone Raporu’nda açıkça tanımlanmıştır.

Raporda israil stratejisinin “sivil nüfusu cezalandırmak, aşağılamak ve terörize etmek üzere tasarlandığı” belirtilmiş ve şu ifadeler yer almıştır:

“israil silahlı kuvvetlerinin Gazze saldırısında kullandığı taktikler, daha önce özellikle 2006 Lübnan savaşında görülen uygulamalarla uyumludur. O dönemde ortaya çıkan ‘Dahiye Doktrini’, sivil mülklere ve altyapıya büyük zarar verilmesini ve sivil nüfusa acı çektirilmesini içeren orantısız güç kullanımını kapsamaktadır. Heyet, sahadaki incelemelerine dayanarak, önerilen stratejinin aynen uygulandığı sonucuna varmıştır.”

Dün Lübnan’da hiçbir uyarı yapılmadan ve Hristiyan, Sünni nüfusun da olduğu tamamen sivil bölgeye yapılan saldırının da bu politika doğrultusunda iç savaş çıkararak Hizbullah’ı zayıflatmak amacıyla yapıldığı görülüyor. Lübnan'daki Maruni ve diğer Hristiyan gruplar Hizbullah'ın Lübnan ordusundan bağımsız bir orduya ve silaha sahip olmasını eleştiriyor ve Hizbullah’ın Gazze savaşına dahil olduğu dönemde de buna karşı çıkarak bazı bölgelerde silahlanmaya kadar gitti. Soykırımcı israilin Çarşamba günü gerçekleştirdiği katliamın bölgesi incelendiğinde amacın tüm grupları Hizbullah’a karşı tetiklemek ve olası bir iç savaş sırasında toprak işgaliyle kazanç sağlamak olduğu ortaya çıkıyor.

Muhabir: ENES ÖZCAN