Batı Şeria'nın Ramallah kenti yakınlarındaki Şukba beldesinde üç Filistinli kardeşe ait evlerin yıkılması, işgalcilerin uzun süredir uyguladığı sistematik yerinden etme politikasının son örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti. Dokuz yılı aşkın sürede inşa edilen ve tüm hukuki süreçler tamamlanmasına rağmen hedef alınan bu evler, siyonist rejimin "ruhsat" gerekçesiyle yürüttüğü baskı zincirinin nasıl işlediğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Bu süreç genellikle aynı adımlarla ilerliyor. İlk aşamada, işgal makamları geçmişte izin verdikleri ya da sessiz kaldıkları yapılar için yıllar sonra "kaçak" iddiasıyla tebligat gönderiyor. Ardından Filistinli aileler, işgal mahkemelerinde uzun ve masraflı bir hukuk mücadelesine zorlanıyor. Bu aşama, yalnızca adalet arayışı değil, ekonomik bir yıpratma süreci olarak da işliyor.

İkinci aşamada, yüksek mahkeme dahil tüm hukuki yollar bilinçli biçimde sonuçsuz bırakılıyor. Davalar yıllarca sürdürülürken, ailelerden on binlerce şekel harç ve ücret talep ediliyor. Buna rağmen verilen "geçici durdurma" kararları sahada dikkate alınmıyor ve işgalciler, çoğu zaman nihai karar beklenmeden yıkımı gerçekleştiriyor.

Üçüncü aşama ise fiili müdahale. Silahlı işgal güçleri sabaha karşı baskınlarla evleri kuşatıyor, ailelere dakikalar içinde eşyalarını boşaltma emri veriliyor, çevrede toplanan halk gaz bombalarıyla dağıtılıyor. Böylece yıkım yalnızca bir bina üzerinde değil, toplumsal hafıza ve güven duygusu üzerinde de uygulanıyor.

Uzmanlara göre bu adımlar tesadüfi değil. Amaç, Filistinlilerin yaşadıkları bölgelerde barınmasını zorlaştırmak, aile bağlarını zayıflatmak ve "kendiliğinden göç"ü dayatmak. Aynı dönemde on binlerce yeni yerleşim birimi planlanması ve inşa edilmesi, ev yıkımlarının büyük yerleşimci genişleme projesinin tamamlayıcı unsuru olduğunu ortaya koyuyor.

Psikologlar, ev yıkımının yalnızca fiziksel değil, derin bir kimlik ve aidiyet saldırısı olduğunu vurguluyor. Filistinli için ev; yalnızca bir barınak değil, toprağa tutunmanın, nesiller arası hafızanın ve var olma mücadelesinin merkezinde yer alıyor. Bu nedenle evlerin hedef alınması, işgalin nüfus mühendisliği stratejisinin en etkili araçlarından biri olarak öne çıkıyor.

Resmi Filistin kurumlarının verileri de bu tabloyu destekliyor. Son yıllarda binlerce Filistinli yapının yıkılması, buna karşılık on binlerce yeni yerleşim biriminin onaylanması, Batı Şeria'da yaşananların münferit uygulamalar değil, koordineli ve uzun vadeli bir işgal planının parçası olduğunu gösteriyor.

Şukba'da yıkılan evler, bu büyük projenin yalnızca bir durağı. Ancak her yıkım, işgalin nihai hedefinin Filistinliyi topraksız, güvencesiz ve görünmez kılmak olduğunu bir kez daha açık biçimde ortaya koyuyor.

Kaynak: İLKHA