Bugün dünya Faşist Yahudilerin ve Evanjelist Hıristiyanların öncülük ettiği Siyonist-Haçlı Cephesinin tahakkümü ve saldırısı altında cehennemi yaşıyor. Büyük şeytan Amerika ve Siyonist rejimin etrafında toplanan bu kirli oluşum dünyada ne huzur ne barış ne de güvenlik bıraktı. Ellerine geçirdikleri üstün teknolojik ve bilimsel gücü insanlığın yararına değil zararına kullanan bu caniler istedikleri ülkeye istedikleri zaman basit bahanelerle saldırıp işgal edebiliyor, halkları katliamdan geçirebiliyor, her türlü sömürü ve zulmü dayatabiliyor, boyun eğmek zorunda kalan ülkeleri haraca bağlayıp iliklerine kadar sömürürken boyun eğmeyen devletlere de vahşi hayvanlar gibi saldırıp korkunç savaş ve yıkımları dayatabiliyorlar.
Dünya halkları korkunç bir güvensizlik ve mutsuzluk içinde, ümidini yitirmiş bir halde bir çıkış yolu arıyor. Asya’dan Afrika’ya kadar tüm ülkelere boyun eğdirmiş durumdalar. İslam dünyasının hali ise daha da içler acısı… İslam dünyasının tüm zenginlikleri, kutsalları, izzeti, özgürlüğü bu barbarların çizmeleri altında ezilmiş durumda… İslam dünyasındaki en katı laik rejimlerden tutun da yüzlerine dindarlık maskesi takmış rejimlere kadar tüm yönetimler bu barbar katillere, Siyonist-Haçlı Cephesine boyun eğmiş durumda… Bazıları korkudan onlara boyun eğip işbirliği yapıyor, diğer bazıları ümmetin zenginliğini fütursuzca onlara peşkeş çekiyor, bir çoğu da ya korkudan ya da gönüllü olarak onların kirli savaşına gönüllü asker oluyor.
Ama bu karanlık tablo dağılma emareleri gösteriyor. Tünelin ucunda ışık göründü. Derin bir ümitsizlik çukuru içinde debelenen ve bir kurtarıcı arayan dünya halkları, mazlum halklar Gazze’deki destansı direnişle umuda kapıldı. Batı medeniyetinin ne kadar yoz ne kadar çirkin olduğunu anlayan halklar Gazze’deki bir avuç Müslümanın dünyayı esir almış, koca koca devletlere boyun eğdirmiş şer cephesine karşı verdiği destansı, olağanüstü, akıllara durgunluk veren direniş ve cihadı görünce umuda kapıldı. Yemen ve Lübnan halkının direnişi de bu ümidi artırdı.
İnsanlar, genç nesiller Gazze ve diğer direniş güçlerine bu cesareti, yiğitliği, yüce ruhluluğu veren değerleri merak etmeye başladılar ve bu ruhun İslam’dan, ama gerçek İslam’dan geldiğini anladılar. Batı uygarlığını, Batı dünyasını esir almış Siyonist-Haçlı Cephesinin ahlaksızlık ve barbarlığından kurtuluş çaresi arayan halklar İslam dinine merak sarmaya, İslam’a ilgi duymaya başladı.
İran İslam Cumhuriyetinin, kendisine saldıran bu vahşi cepheye boyun eğmeyip kahramanca direnmesi, karşı koyması, adeta destanlar yazması hiç kuşkusuz dünya mazlumlarının, dünya halklarının İslam’a olan ilgilerini, muhabbetlerini artıracak, tek kurtuluşun İslam medeniyeti olduğu yönündeki düşünceleri güçlendirecektir.
Halklar Gazze’ye, Filistin’e, İran İslam Cumhuriyetine, Lübnan ve Yemen’deki direniş güçlerine bu cesareti, yiğitliği, korkusuzluğu, gayreti, coşkuyu veren şeyin İslami değer ve öğretiler olduğunu görüyor, hissediyor.
O yüzden diyoruz ki İran İslam Cumhuriyetinin zaferi İslam’ın zaferi olacaktır. Nasıl ki Gazze’nin, HAMAS ve Hizbullah’ın, Ensarullah’ın zaferlerinin İslam’ın zaferleri olacağı gibi… Bu barbar, kirli, vahşi, insanlık düşmanı, hayvani ittifakın yenilgisi, zilleti kesinlikle özgürlüğe, adalete, barışa, huzura, insanca yaşamaya, sömürüsüz bir dünyaya susamış halkların dalga dalga, büyük bir coşkuyla İslam’a koşmalarına, İslam’a sığınmalarına, İslam’a teslim olmalarına yol açacaktır.
O yüzden en yüksek sesle haykırıyoruz ki bu savaş hak ile batılın savaşıdır, iman ile küfrün savaşıdır, adalet ile zulmün savaşıdır. Bu savaş İslam ümmetinin varlık savaşıdır. Bu savaşta Müslümanların kazanacağı zafer İslam dünyasının özgürlük ve izzetinin önünü açacak, dünya halklarını en güçlü bir şekilde İslam’la tanıştıracak sürece hızlı bir ivme kazandıracaktır.