İran İslam Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, bölge ülkelerindeki ABD üs ve çıkarlarını hedef alan misilleme saldırıları nedeniyle bölge ülkelerinden özür diledi.
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, “İran’ın komşu ülkelere saldırma niyeti yoktur. Daha önce de defalarca söylediğim gibi onlar bizim kardeşlerimizdir ve bölgede güvenliği ve barışı el ele sağlamalıyız.” dedi.
Pezeşkiyan, komşu ülkelere yönelik füze saldırılarının gerçekleşmemesini umduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Komşu ülkelere yönelik füze saldırılarının yaşanmamasını umuyorum. Ancak bu ülkelerin topraklarından İran’a yönelik bir saldırı gerçekleşirse durum farklı olacaktır. Bu karar dün Liderlik Konseyi toplantısında alınmış ve silahlı kuvvetlerimize bildirilmiştir.”
Pezeşkiyan ayrıca birçok meselenin diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğine inandığını belirterek, komşu ülkelerle çatışmaya girerek vatandaşların sorunlarının artırılmaması gerektiğini vurguladı.
ABD’nin İran’dan “koşulsuz teslimiyet” talep etmesine de değinen Pezeşkiyan, bunun “mezarlarına kadar taşıyacakları bir hayal” olduğunu söyledi.
Öte yandan Axios sitesinin aktardığına göre, haydut ABD’nin Dışişleri Bakanı Marco Rubio, perşembe günü bazı Arap dışişleri bakanlarıyla bir dizi telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Rubio görüşmelerde savaşın birkaç hafta daha sürebileceğini ifade etti. Washington’un hedefinin “rejim değişikliği” olmadığını iddia eden Rubio, buna karşın ABD’nin ülkeyi yöneten “farklı kişiler görmek istediğini” söyledi.
ABD’li bakan ayrıca şu anda Tahran ile herhangi bir diyalog bulunmadığını belirterek, mevcut şartlarda yapılacak görüşmelerin askeri hedefleri zayıflatabileceğini ifade etti.
İran Silahlı Kuvvetleri: Komşu Ülkeleri Değil ABD’yi Hedef Aldık
İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarçi, İran İslam Cumhuriyeti'nin hiçbir komşu ülkeyi hedef almadığını ve ülkesinin tüm devletlerin egemenliğine saygı duyduğunu belirterek, liderliğin aldığı karara bağlı kalacaklarını ve saldırganlığa karşı koymaktan asla geri adım atmayacaklarını söyledi.
Şekarçi, İran televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD-israil saldırganlığının ilk gününden itibaren İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırıların başlatıldığı noktaların hedef alındığını ifade etti.
İran İslam Cumhuriyeti'nin iyi komşuluk ilkesine bağlı kalma konusunda kararlı olduğunu vurgulayan Şekarçi, topraklarından ülkeye yönelik saldırı yapılmayan hiçbir ülkenin hedef alınmadığını söyledi.
Şekarçi, “Liderliğin talimatları doğrultusunda şunu vurguluyoruz; Topraklarını israil rejimi ve Amerikalıların kullanmasına izin vermeyen ülkeler hedef alınmayacaktır” dedi.
Tahran'ın tüm ülkelerin egemenliğine saygı duyduğunu belirten Şekarçi, liderlik konseyinin aldığı kararlara bağlı olduklarını ve saldırganlığa karşı koymaktan asla geri adım atmayacaklarını ifade etti.
Şekarçi ayrıca, İran Silahlı Kuvvetlerinin ABD ve israil saldırganlığına güçlü ve kararlı şekilde karşı koymayı sürdüreceğini vurguladı.
Öte yandan Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Komutanı Ali Şadmani de bugün yaptığı açıklamada, şu ana kadar hiçbir komşu ülkeye yönelik bir saldırının gerçekleşmediğini söyledi.
Şadmani, saldırıların devam etmesi halinde bölgedeki kara, deniz ve hava sahasında bulunan tüm ABD üsleri ile israile ait çıkarların İran güçleri için “birincil hedef” haline geleceği uyarısında bulundu.
Şadmani ayrıca, İran Silahlı Kuvvetlerinin Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın talimatları doğrultusunda komşu ülkelerin çıkarlarına ve egemenliğine saygı göstermeyi sürdürdüğünü vurguladı.
DEVRİM MUHAFIZLARI’NDAN ABD’YE: SİZİ BEKLİYORUZ
Devrim Muhafızları, Körfez’de bir petrol tankerini hedef aldığını duyurdu ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilere eşlik edecek Amerikan güçlerini “beklediklerini” açıkladı.
Devrim Muhafızları, cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD-İsrail saldırıları nedeniyle bölgede deniz trafiğinin neredeyse durma noktasına geldiği bir ortamda, Hürmüz Boğazı’ndan geçecek ticari gemilere eşlik edecek Amerikan güçlerini beklediklerini belirtti.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, daha önce yaptığı açıklamada, ABD donanmasının stratejik Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere eşlik etmeye hazırlandığını duyurmuştu.
Bu açıklamaya yanıt veren Devrim Muhafızları Sözcüsü Ali Muhammed Naini, “Onları bekliyoruz” dedi. Naini, Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre şu ifadeleri kullandı:
“Amerikalılara herhangi bir karar almadan önce, 1987’de Amerikan dev petrol tankeri Bridgeton’a yönelik saldırıyı ve yakın zamanda hedef alınan petrol tankerlerini hatırlamalarını tavsiye ediyoruz.”
Devrim Muhafızları ayrıca cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD-İsrail savaşının ikinci haftasına girildiği bir dönemde Körfez’de bir petrol tankerini hedef aldıklarını duyurdu.
KÖRFEZ’İN 5 MİLYON DOLARLIK GÜVENLİK YASTIĞI
Onlarca yıl boyunca Körfez Arap ülkelerinin egemen varlık fonları, petrol ve doğalgaz gelirlerinden elde edilen serveti koruyup büyüttü. Aynı zamanda dış varlıklara ve uluslararası piyasalara yatırım yaparak acil durumlara karşı yaklaşık 5 trilyon dolarlık bir rezerv biriktirdi. Ancak bu acil durumların artık yaklaşmış olabileceği değerlendiriliyor. İran İslam Cumhuriye’nin israil ve ABD saldırılarına karşılık olarak Körfez üzerinden ABD çıkarlarına gerçekleştirdiği misilleme saldırıları büyük bir finansal şoka yol açabilir.
Petrol fiyatları geçen cuma gününden bu yana yüzde 20 yükseldi, ancak saldırılar Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan hayati yakıt ihracatını daralttı. Ayrıca Suudi Arabistan’daki Aramco’nun en büyük rafinerilerinden birinde üretimin durmasına ve Katar’daki sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesislerinde kesintilere yol açtı.
Analistler, çatışmanın devam etmesi halinde Riyad, Abu Dabi, Doha ve Kuveyt’teki maliye bakanlıklarının harekete geçmek zorunda kalabileceğini belirtiyor. Çünkü hükümetler, artan savunma harcamalarının yanı sıra gıdadan ilaca kadar tedarik zincirindeki aksaklıklar ve ortaya çıkabilecek genel ekonomik yavaşlama nedeniyle ek baskılarla karşı karşıya kalabilir.
Paris’te yaşayan ve yatırım ile jeopolitik danışmanlık şirketi yöneten, aynı zamanda Arap Körfez Ülkeleri Enstitüsü’nde araştırmacı olan Robert Mogielnicki, şunları söyledi:
“Egemen varlık fonları, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere güçlü mali rezervler sağlıyor. Bölge hükümetleri ihtiyaç duyduklarında bu büyük egemen servet stoklarına güvenecektir.”
Dünya genelinde tüketilen petrolün yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu nedenle deniz taşımacılığındaki sürekli aksaklıklar, yıllardır ham petrol ihracatının büyük bölümünü bu boğaz üzerinden gerçekleştiren Suudi Aramco ve Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) üzerinde önemli etki yaratabilir.
Alternatif güzergahlar mevcut olsa da, bu şirketlerin kapasitesi Körfez’den normalde taşınan petrol miktarını tamamen telafi etmeye yetmiyor.
Araştırma grubu Global SWF, çarşamba günü yayımladığı raporda şu değerlendirmeyi yaptı:
“İran ile bağlantılı mevcut krizin etkisi, enerji akışlarının ve fiyatların nasıl gelişeceğine bağlı olacaktır.”
Körfez ekonomileri doğal kaynaklara bağımlılığı azaltmaya çalışsa da, kamu maliyesi hâlâ büyük ölçüde hidrokarbon gelirlerine dayanıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2025 ve 2026’da GSYH’nin yaklaşık yüzde 5’i kadar mali fazla vermesi beklenirken, Suudi Arabistan’da yüksek harcamalar nedeniyle geçen yıl 276 milyar riyal (73,54 milyar dolar) bütçe açığı oluştu. Açığın önümüzdeki yıllarda da sürmesi bekleniyor.
JP Morgan analistleri, petrol ve gaz dışı sektörlere ilişkin büyüme tahminlerini düşürdü. Perşembe günü yayımlanan notta, Suudi Arabistan, BAE, Umman, Bahreyn, Kuveyt ve Katar’dan oluşan Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri için büyüme tahmini 1,2 puan aşağı çekildi.
En büyük düşüş 2,3 puanla Abu Dabi’de görüldü.
Banka ayrıca hidrokarbon sektörünün yılın ilerleyen dönemlerinde yeniden canlanabileceğini, ancak bunun çatışmanın ne kadar süreceğine bağlı olduğunu belirtti.
Petrol dışı sektör için ise bazı zararların uzun vadeli olabileceği uyarısında bulunuldu.
Banka ayrıca şu risklerin arttığını vurguladı. Yerel yatırım, doğrudan yabancı yatırım, yetenek çekme kapasitesi ayrıca uluslararası borçlanma yoluyla finansman sağlamak da daha pahalı hale gelebilir.
Suudi Arabistan ocak ayında 217 milyar riyal (57,86 milyar dolar) borçlanma planını onayladı.
JP Morgan’ın 2 Şubat tarihli raporuna göre Suudi Kamu Yatırım Fonu (PIF), Aramco ve bazı bankalar ile şirketler yıl başından bu yana yaklaşık 27 milyar dolar finansman topladı.
Küresel finans krizinin ardından Körfez fonları, yatırımcılar için güvenli liman haline geldi ve Barclays’ten Credit Suisse’e kadar birçok finans kuruluşunu destekledi.
Ancak bu yatırımların tümü beklenen sonuçları vermedi. Son yıllarda fonlar daha stratejik bir yaklaşım benimsedi.
Fonlar özellikle şu alanlara büyük yatırımlar yaptı; teknoloji, yapay zeka.
Bu sektörler, ekonomiyi petrolden uzaklaştırma stratejisinin merkezinde yer alıyor.
Suudi Kamu Yatırım Fonu teknoloji yatırımlarına on milyarlarca dolar ayırdı ve SoftBank’ın Vision Fund fonuna da yatırım yaptı.
BAE’nin Mubadala fonu ise robotik ve yapay zeka altyapısına yatırım yaptı.
Abu Dabi’de geçen yıl kurulan MGX şirketi, Mubadala ile birlikte BlackRock ile 30 milyar dolarlık yapay zeka altyapı fonu kurmak için ortaklık yaptı.
Geçtiğimiz Aralık ayında ise Suudi Kamu Yatırım Fonu, Abu Dabi’nin yeni egemen fonu LIMAD ve Katar Yatırım Otoritesi, Paramount Skydance’in 108 milyar dolarlık Warner Bros Discovery satın alma teklifini desteklemek için ortaklık kurdu.
Nakvalovaite, askeri gerilimin artması ve iç taleplerin yükselmesi halinde yatırımların durma riski olduğunu söyledi.
“Öncelik vatandaşların güvenliği ve tedarik zincirleridir. Örneğin gıda güvenliği ve içme suyu.”
Dünyanın ilk egemen varlık fonu olan Kuveyt Yatırım Otoritesi, 1953 yılında kuruldu ve bugün yaklaşık 1 trilyon dolar varlığa sahip.
1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında fonun Londra’daki ofisi fiilen maliye bakanlığı gibi çalıştı ve sürgündeki hükümete finansal transferleri organize etti.
O tarihten bu yana Körfez’deki büyük yatırım fonları benzer bir mantıkla hareket ediyor; fazla gelirleri biriktirmek, kriz zamanlarında kullanmak, ancak görev ve stratejileri farklılık gösteriyor.
Örneğin Suudi Kamu Yatırım Fonu Vision 2030 için yerel yatırımların motoru iken, Kuveyt Yatırım Otoritesi ve Abu Dabi’nin yeni fonu daha çok uluslararası yatırımlara odaklanıyor.
Daha büyük bir kriz halinde egemen sermayeyi tamamen seferber etmek kolay olmayabilir.
Bazı fonların portföyleri şu alanlarda yoğunlaştığı için çıkış yapmak zor olabilir; özel sermaye yatırımları, altyapı varlıkları, likit olmayan alternatif yatırımlar
Bu nedenle ABD hazine tahvilleri ve halka açık hisseler en hızlı nakit sağlayabilecek varlıklar olabilir.
Bu hafta Abu Dabi Yatırım Otoritesi, ABD’li Medline şirketindeki büyük bir hisseyi sattı.
Investors Observer analisti Sam Bourgi şu değerlendirmeyi yaptı:
“Kamusal piyasalar likidite için en kolay kaynaktır, ancak kriz sırasında satış yapmak pahalı olabilir. Temel senaryo, Körfez egemen fonlarının satış yapmak zorunda kalmayacağıdır.”
Cuma günü yapılan açıklamada Mubadala’nın Athora Holding sigorta grubuna yaklaşık 4 milyar dolar yatırım taahhüdünde bulunan yatırımcılar arasında olduğu belirtildi.
Aynı hafta Abu Dabi Yatırım Otoritesi ve Katar Yatırım Otoritesi, Japon ödeme şirketi PayPay’in ABD’deki halka arzında başlıca yatırımcılar arasında yer aldı.
Bourgi’ye göre en olası senaryo dış yatırımların yavaşlaması, portföylerin sessizce yeniden dengelenmesi, acil satışlara başvurulması beklenmiyor.
Katar Yatırım Otoritesi, 2008 küresel finans krizinde benzer bir yaklaşım izlemişti. Fon, yerel bankaların bilançolarından varlık satın alarak bankacılık sistemine güveni yeniden tesis etmişti.