İran’a Saldırıları Rum Suresi Üzerinden Okumak

Abone Ol

Rum Suresi, Müslümanların Habeşistan’a hicret ettikleri dönemde nazil olmuştur. Bu dönemde ehl-i kitap Rumlar ile Mecusi İran arasında bir savaş gerçekleşir. Bu savaşa bağlı olarak Mekkeli müşrikler kendilerini kendileri gibi müşrik olan İranlılarla özdeşleştirip Rumların yenileceğini söylerler. Ve bunun üzerinden Müslümanlarla alay ederler. Bu durum karşısında Mekkeli Müslümanlar mahzun olur. Bu süreçte savaşı kimin kazanacağına dair Hz. Ebubekir’le müşrik Ubey bin Halef iddiaya dahi girer. Müslümanların hiçbir maddi güce sahip olmadıkları ve yaşamlarını sürdürebilmek için başka diyarlara hicret etmek zorunda kaldıkları bir zamanda ve Rumların kesinlikle yenileceğinin düşünüldüğü bir ortamda Yüce Allah (c.c) müminlere teselli ve müjde babında şu ayetleri nazil eder:

"Rumlar yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Fakat onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde (İranlılara) galip gelecekler. Eninde sonunda Allah’ın dediği olur. O gün müminler Allah’ın yardımı sebebiyle sevinecekler. O dilediğini muzaffer kılar..." (Rum Süresi 2-4)

Bu ayetler, bize Müslümanların tarafının her zaman inanç ve düşünce olarak kendilerine yakın olanların olması gerektiğini gösterir. Müşrike karşı ehl-i kitap, ehl-i kitaba karşı Müslüman, haksız Müslümana karşı haklı Müslüman desteklenir, desteklenmelidir.

İran’ın Şiilik çerçevesinde yayılmacı ve gaddar bir tutum izlediği söyleminden hareketle bazı Müslüman lider, alim, birey ve kişiler ABD ve israilin, İran’a saldırıları karşısında -maalesef- ABD ve israilin kazanmasını içten içe arzulamakta veya bu konuda nötr kalmaktadır. Bu düşüncedeki bazıları ise İran’a kerhen verdikleri destek veya İran’ın kazanma arzularını bu ayetler üzerinden doğrulamaya ve desteklemeye çalışmaktadırlar.

Peki, böyle bir kıyas doğru ve geçerli midir?

Öncellikle bu ayetlerin siyak ve sibakını doğru bilmek, anlamak lazımdır. Ayetler, karşımıza tarihi bir olayı çıkarsa da ayetleri güncel siyasi çatışmalara ve mezhebi gerilimlere bire bir uygulamak doğru değildir. Böyle bir yorum, ayetlerin evrensel mesajını daraltacağı gibi dengeli ve hikmetli yaklaşımı köreltebilir. Bu ayetler, üzerinden daha çok okunması gereken “bela, musibet, zorluk, saldırı ve savaş” durumlarında sabırlı ve umutlu olmak, zaferin gelme inancını diri tutmaktır.

Ayetler, bize haklı haksız, güçlü güçsüz, müslim gayri müslim kim arasında olursa olsun kavga, çatışma ve savaşta güç dengelerinin geçici olduğunu, İlahi takdir ve Allah’ın vaadi bağlamında O’nun dilediğinin kazanacağını öğretir. Maddeci bakış ve zahiri yaklaşım genellikle güçlü görünen, imkânı çok olan ve askeri yönden üstün olan tarafın kazanacağını iddia ederken ayetler, ilk bize güçlü görünen tarafın da yenilgiye uğrayabileceğini ilan eder. Tarihte olduğu gibi günümüzde de dengelerin değişebileceğini anlatır. Siyasi olayları sadece askeri veya ekonomik güçle değil, ilahi iradeyle okumamız gerektiğini öğretir.

Ehl-i kitap Rumlarla Mecusi İranlılar arasındaki savaşla bugün Müslüman İran’la emperyalist ABD ve Siyonist çete arasındaki savaşı böylesi bir taraflık veya duygusal olarak yakın hissedilenin kazanma arzusu ve yorumu üzerine okumak doğru değildir.

Rumlarla Mecusi İranlılar arasındaki savaşta tercih iki batıl veya şer güç arasında ehven-i şeri tercih devreye girer. Daha çok zararlı olandansa zararı az olanın kazanmasını isteme meyli kendini gösterir.

Günümüz İran’ıyla küresel baronlar arasındaki savaş Haçlı ve Siyonist zihniyetle Müslüman bir ülke arasındaki savaştır. Nükleer silah, bu işin bulunmuş kılıfıdır. Afganistan’a, Gazze’ye ve başka Müslüman beldelerde nasıl ki ABD ve israilin derdi Sünni Müslümanlar değildi; İran’da da derdi Şii Müslümanlar değildir. Böyle bir dertleri olsaydı Şii Azerbeycan ve Bahreyn ile müttefik olmazlardı. Buradaki dert, sesini çıkaran ve güçlenmeye çalışan Müslümanın sesini kesmektir.

Burada da kendine Müslüman’ım diyen herkese düşen hiçbir farklı veya haklı gerekçe üretmeden küfre, zulme, Epstein’e ve şirk ordusuna karşı Müslüman kardeşinin yanında durmasıdır. Onu zalimlere karşı yalnız, imdatsız ve imkânsız bırakmamasıdır.

Ha yanlışlar mı, hatalar mı?

Onun konuşulacağı zaman, zemin ve konuşacak, müdahale edecek kişiler…

İse şimdinin mevzusu değildir.