Irak'ın, Afganistan'ın hesabı sorulmadı...

Abone Ol

“Zulüm karşısında susan, sadece sessiz kalmaz; kendi sonunu da imzalar.”

Irak yerle bir edildiğinde yalan söylediler. Afganistan işgal edildiğinde yine yalan söylediler. “Kitle imha silahları” dediler, dünya sustu. Şimdi aynı masalı İran için anlatıyorlar. Değişen hiçbir şey yok; sadece hedef değişiyor. Çünkü mesele hiçbir zaman nükleer silah olmadı. Mesele, diz çökmeyen herkesi ezmekti.

ABD ve israil bugün İran’a yönelmiş durumda. Ama bu saldırı sadece İran’a değil; aklını, onurunu ve iradesini kaybetmiş bir coğrafyayadır. Çünkü karşılarında birlik değil, dağılmış bir ümmet var. Yetmiş üç fırka meselesi artık masal gibi kalıyor; biz çoktan paramparça olduk. Herkes kendi küçük çıkarının kölesi, herkes korkularının esiri.

Daha acı olan şu: Bu saldırı sürpriz değil. Irak’ta ne yaptılarsa, Afganistan’da ne yaptılarsa, bugün aynısını yapıyorlar. Senaryo aynı, aktörler aynı, sonuç aynı. Ve biz hala şaşırıyormuş gibi yapıyoruz. Bu ya körlüktür ya da bilinçli bir teslimiyet.

Kendimizi kandırmayı bırakalım. “İran’dan sonra bize gelmezler” demek, akıl tutulmasıdır. Amerika çıkarı gerektiriyorsa, Türkiye dahil hiç kimseyi dokunulmaz görmez. Tarih bunun sayısız örneğiyle dolu. Ama biz hala masal dinlemeyi tercih ediyoruz.

Yüz yıldır kapısında beklediğimiz Batı, bizi hiçbir zaman içeri almadı. Ne kadar eğilirsek eğilelim, ne kadar taviz verirsek verelim, gözlerinde hep ikinci sınıf kaldık. Bundan sonra da değişmeyecek. Çünkü onlar bizi eşit görmüyor. Daha kötüsü, biz de kendimizi eşit görmüyoruz.

Gerçek şu: Batı bizden korkmuyor. Çünkü korkulacak bir irade görmüyor. Ama biz Batı’dan korkuyoruz. Ekonomiden korkuyoruz, yaptırımdan korkuyoruz, piyasaların dalgalanmasından korkuyoruz. Allah’tan değil, borsadan korkan bir zihniyetle hiçbir mücadele kazanılmaz.

Gazze dümdüz edilirken sustuk. Çocuklar öldürülürken sustuk. Şimdi İran bombalanıyor, yine susuyoruz. Bu sessizlik artık tarafsızlık değil; açık bir suç ortaklığıdır. Çünkü zulme karşı susan, zalimin yanında yer alır.

Bahane aramaya gerek yok. Nükleer silah sadece bir bahanedir. Asıl mesele, baş eğmeyeni yok etmektir. Ve biz bu gerçeği bile bile görmezden geliyoruz. Çünkü bedel ödemekten korkuyoruz. Ama anlamadığımız şey şu: Bedel ödememek diye bir seçenek yok. Sadece ne zaman ve nasıl ödeyeceğimiz var.

Ölümü beklemek, ölmekten daha korkunçtur. Ve biz tam olarak bunu yapıyoruz. Korka korka yaşamaya çalışırken aslında yavaş yavaş yok oluyoruz. Onurumuzu, irademizi, geleceğimizi kaybediyoruz.

İslam dünyasının sahibi yok. Liderler sessiz, halklar dağınık, vicdanlar kirli. Kimse sorumluluk almak istemiyor. Herkes bir başkasının harekete geçmesini bekliyor. Ama kimse şunu söylemiyor: “Ben varım.”

Bu gidişatın sonu felakettir. Ve o felaket geldiğinde kimse “nasıl oldu” diye sormasın. Çünkü her şey göz göre göre oluyor. Her suskunluk, her korkaklık, her kaçış bu sonucu hazırlıyor.

Gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Ya dik duracağız ya da teker teker ezileceğiz. Orta yol yok. Tarafsızlık yok. Güvenli alan yok.

Ve en acı gerçek şu: Eğer bugün bile uyanmazsak, yarın uyanacak bir dünya kalmayacak. Çünkü bu düzen, korkakları affetmez. Bu düzen, sadece güçlü olanı değil, cesur olanı ayakta tutar.

Bugün İran’a yapılan, yarın bize yapılacak. Ve o gün geldiğinde konuşacak kimseyi bulamayacağız. Çünkü bugün sustuklarımız, yarın sesimizi boğacak.

Artık seçim zamanı. Ya korkunun tarafında kalacağız ya da onurun. Ama şunu kimse unutmasın: Korkuyla yaşayanlar, sonunda korktukları şeyden kaçamazlar. Ve biz, eğer hala susmaya devam edersek, sadece kaybetmeyecek; hak ettiğimiz sonu yaşayacağız. Gazze’ye, İran’a selam, direnişe devam!