İnsanoğlunun hayata dair aldığı kararlarda, nihai tercihinin üzerindeki etkisinin ne kadar olduğu hep sorgulanagelmiştir. Kişinin kendi öz kaynakları olan akıl ve ruh gibi etmenler ile birlikte telkin ve dürtüler gibi çevresel faktörler de insanın kararlarında etkili olabilmektedir. Özellikle nefsin, arzuların ve korkuların insanı yönlendirmedeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, insanın seçimlerinin ne ölçüde kendisine ait olduğu sorusu daha da önemli hale gelmektedir. Bundan dolayı şu hayat keşmekeşinde kişinin yaptığı seçimleri salt rasyonel tercihlerden ibaret görmek yanlış olacaktır.
Sosyal bilimler insanların çevresel faktörlerden nasıl etkilendiğini ayrıntılı biçimde incelemektedir. Özellikle manipülasyonların insanın karar alma süreçlerinde ne denli etkili olduğu, insanların bu yöntemler neticesinde ne şekilde yönlendirildiği gibi mevzular detaylıca irdelenmektedir. Buradan hareketle, popüler figürler üzerinden gençliğin duygularını, tepkilerini ve nihayetinde seçim ve tercihlerini etkilemek önemli bir propaganda aracı haline gelmiştir. Benzer şekilde sosyal medya, neyin değerli, başarılı ya da kabul edilebilir olduğuna dair algıları şekillendirmede etkisi yadsınamaz bir güç halini almıştır. Bununla birlikte etki altındaki birey bu durumun çoğu kez farkında değildir. Kişi kendi tercihini yaptığını düşünürken aslında maruz kaldığı söylemlerin ve yönlendirmelerin izinden gitmektedir.
Öte yandan, insanın karar mekanizması üzerinde etkili bu durum zamanla önemli bir sorunu da beraberinde getirmektedir. Kişi aldığı kararlar sonucu yaptığı hataları ve yanlışları giderek daha fazla çevresel etmenlere bağlamaya başlamaktadır. Özellikle insan hayatını altüst eden davranım bozuklukları ve bağımlılık gibi hatalar, insan aklını bay-pass eden çevresel ambalajlar ile gençlerin gündemine sokulabilmektedir. Hal böyle olunca sosyal medya, siyaset ya da “dayatılan hayat şartları” gibi çevresel faktörler hataların temel gerekçesi hâline gelmektedir. Ancak bu yaklaşım insanın kendi iradesini ıskalamasına yol açmaktadır. Sorumluluğun sürekli dışarıya havale edilmesi, kişiyi pasif ve edilgen bir konuma sürüklemektedir. Oysa tüm bu etkilere rağmen insan neticede seçim yapabilen bir varlıktır.
Hem güncel psikoloji ve psikolojik danışma kuramları da insanın hatalı davranışlarını anlamaya çalışırken nihayetinde irade kavramına geri dönmektedir. Bilişsel davranışçı yaklaşımlar, varoluşçu terapi ve öz-düzenleme modelleri, bireyin içsel kaynaklarını fark etmesine ve eyleme geçmesine odaklanırlar. Çevresel faktörlerin insan davranışları üzerindeki etkisinin kabulü ile birlikte, bu yaklaşımlar değişimin eylem aşamasında temelde insanın kendi içsel gücünü devreye sokması gerektiğini vurgulamaktadırlar. Buna göre insan içerisinde bulunduğu koşulların mahkûmu değil, farkındalık ve çaba ile yön değiştirebilen bir özne olarak ele alınır.
Benzer biçimde yüce Rabbimiz (cc) de insanoğluna hatasını affedeceği müjdesini verirken, hemen sonrasında iradesini kullanmaya ve sorumluluk almaya yöneltmektedir. Bütün insanlığa rahmet olarak inen “Ey kendi nefisleri hakkında aşırıya giden kullarım” ayetinden hemen sonra “Ümidinizi kesmeyin, fakat tepenize o azap inmeden önce de tövbe edip Rabbinize yönelin” denilmektedir (Zümer Suresi 53–55 ayetler). Buna göre insan hata yapabilir, nefsine yenilebilir ve çevresel manipülasyonlardan etkilenebilir. Lakin bu durumun telafisi ancak insanın iradesine sahip çıkıp sorumluluk alması ile gerçekleşebilir. Böylece insanın karar ve seçimleri üzerindeki etkisi kötü niyetli manipülatif çevresel faktörlerin etkisinden daha fazla olabilecektir.