İPLER KİMİN ELİNDE?

Abone Ol

Körfez bölgesindeki ateşkes gemisi tam bir mayınlı alanda yoluna devam etmeye çalışıyor.

Fırtınanın dindiği, ortamın sakinleştiği düşünüldüğünde, piyasalar bu ortamdan etkilenip olumlu sinyaller vermeye başladığında aniden gemi bir mayına çarpıyor ve ortalık karışıyor.

Mayınların ise küresel Siyonist çatı tarafından yerleştirildiğinden şüphe yok!

Öyle ya geçen hafta “artık bu iş tamam” mesajı verildi, elektronik imzalar atıldı ve taraflar İsviçre’de buluşup “ıslak imzalar” atarak barış sürecini başlatma iradesini ortaya koydular.

Ya da görüntü öyleydi.

İran tarafı barışın olmazsa olmaz şartı olarak Amerika’nın Körfez’den, israilin de Lübnan’dan çekilmesini şart koşuyordu ve normalde Amerika bu şartı kabul etmişti.

Tabii Amerikan yönetimi bu meselede israile söz geçiremeyeceğini iyi biliyor, çünkü soykırımcı Siyonist rejimin hiçbir insani ve ahlaki değere sahip olmadığını onlar da iyi biliyor. Ama işte Gazze’de ya da Suriye’de yaşananlar gibi bir durumun İran ve bölgenin diğer ülkeleri tarafından Lübnan için de kabul edilmesi ya da en azından göz yumulmasının sürecin ilerlemesi için en doğru yol olacağını düşünüyorlar.

Soykırımcı Siyonist rejim ateşkes anlaşmasına rağmen Gazze’de katliama devam ediyor. Önce “düşük yoğunluklu” olarak devam ettirdiği saldırılarla “barış kurulu” ya da “ateşkes garantörleri” denen ve insani değerler noktasında “hadım edilmiş” olan ülkeleri alıştırdı ve yaptıklarını “küçük ihlaller” olarak kabul ettirdi. Gıda girişini, ilaç girişini engelledi, anlaşmanın gereklerini yerine getirmedi, BAE gibi şeytani yapılanmaların desteğiyle Gazze’de “hain devşirme” yoluna gitti.

Şimdilerde bir günde yaptığı saldırılarda şehid sayısı 10 kişiyi geçtiğinde bile yaptıkları “küçük ihlaller” kategorisinden çıkmıyor.

Suriye’de de benzer bir süreç yaşanıyor ve soykırımcı Siyonist rejimin başka bir ülkenin toprağında operasyon yapıp insanları alıkoyması artık “normal bir eylem” olarak kabul ediliyor.

İran’dan Lübnan konusunda da aynı sürecin yaşanması durumunda “büyük kazanımlara” bakıp razı olmasını istiyorlar; ama işte burada “sorun” çıkıyor.

Amerika, İran’ın dondurulmuş mal varlığının serbest bırakılmasını kabul ediyor ve bu konuda ilk adımları da atıyor. İran’ın petrol ihraç edebilmesinin önündeki engellerin kaldırılacağı garanti ediliyor ve bunun için yol açılıyor.

Ama ortada bir sorun var.

Amerika, “israil artık Lübnan’a saldırmayacak” diyor, “işgal edilen topraklardan çekilecek” diyor.

Soykırımcı Siyonist rejim “tamam” diyor, anlaşmaya uyacağını söylüyor.

Ama daha birkaç saat geçmeden Lübnan’ı bombalamaya başlıyorlar.

Hayır, medya kalemşörleri ya da “eski uzmanlar” değil, şu anda görev başında olan hükümet yetkilileri açıkça “Lübnan’ı vuracağız, ele geçirdiğimiz yerlerden çekilmeyeceğiz” diyorlar.

İran tarafı masadan kalkıyor ve “bu şartlarda anlaşma olmaz” diyor.

Trump, her zamanki gibi tehditler savuruyor.

Amerikan müzakerecileri “meseleyi halledeceklerini” söylüyorlar; ama bu bile Siyonistleri kudurtmaya yetiyor.

israil Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nde İran Uzmanı olan Ben Sabti, sosyal medya hesabından Amerika’yı tehdit ediyor: "Belki de ABD'nin kimin dost kimin düşman olduğunu hatırlaması için yeni bir 11 Eylül ya da Pearl Harbor saldırısına ihtiyacı vardır."

Peki, Amerika tarafından bu tehdide “hangi oranda” bir cevap veriliyor?

Resme bir daha bakın!

israil Amerika’yı, Amerika İran’ı tehdit ediyor?

Öyleyse ipler kimin elinde olabilir?