ABD’de kamuoyuna yansıyan Jeffrey Epstein dosyaları, yalnızca geniş çaplı bir cinsel istismar ve suç ağına işaret etmekle kalmadı; Batı’nın kendisini temellendirdiği ahlaki üstünlük, entelektüel merkezcilik ve insan hakları söylemini de yeniden tartışmaya açtı. Sızdırılan belgeler, Epstein’ın etrafında şekillenen ağın siyaset, finans ve akademi dünyasının üst katmanlarına kadar uzandığını ortaya koyarken, bu ilişkilerin uzun yıllar boyunca görünmez kılınabildiğini gösterdi.
Dosyalarda yer alan bilgiler, Epstein’ın faaliyetlerinin “bireysel bir sapkınlık” çerçevesiyle açıklanamayacak ölçüde sistematik bir yapı barındırdığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi. Belgelerde, Batı düşünce dünyasında etkili bazı isimlerin Epstein’la doğrudan veya dolaylı temaslarına ilişkin kayıtlar yer aldı. Bu durum, entelektüel meşruiyet ile güç ilişkileri arasındaki bağın sorgulanmasına neden oldu.
Entelektüel isimler ve merkezi bilgi tartışması
Sızdırılan dosyalarda, ABD’li dilbilimci Noam Chomsky ve Fransız filozof Michel Foucault gibi Batı düşüncesinin sembol isimlerinin adlarının geçmesi, tartışmayı yalnızca adli bir boyutun ötesine taşıdı. Dosyalara göre Foucault’nun Epstein’ın doğrudan suç fiillerine katıldığına dair bir bulgu yer almasa da, onun bazı düşüncelerinin ve yaklaşımlarının bu tür “haz” pratiklerini meşrulaştırıcı bir entelektüel arka plan sunduğu iddiaları dikkat çekti.
Bu tablo, daha önce Alman sosyolog Jürgen Habermas’ın, 2023’te “Aksa Tufanı” sonrasında israiliin Gazze’de sivillere yönelik yoğun askeri saldırılarına destek veren açıklamalarıyla gündeme gelen tartışmaları da yeniden hatırlattı. Söz konusu örnekler, Batı’nın evrensel değerler savunusu ile pratikteki siyasi tutumları arasındaki çelişkiye işaret eden değerlendirmeleri artırdı.
Eleştirinin sınırları ve “antisemitizm”
Belgelerin yeniden gündeme taşıdığı başlıklardan biri de, israil politikalarına yönelik eleştirilerin Batı’da giderek hukuki ve siyasal bir tabu haline gelmesi oldu. Gazze’de sivillere yönelik saldırılar uluslararası hukuk metinlerinde açıkça tartışılırken, bu saldırılara yöneltilen eleştirilerin büyük ölçüde “antisemitizm” başlığı altında sınırlandırılması, ifade özgürlüğü ve eleştirel düşünce açısından ciddi soru işaretleri doğurdu.
Dosyalarda, bu sınırlamaların yalnızca siyasi reflekslerle değil, etkili çevrelerin yönlendirmeleriyle de şekillendiğine dair iddialar yer aldı. Belgelerde, Rothschild ailesiyle bağlantılı olduğu belirtilen bazı isimlerin, Fransa’da israil karşıtı söylemleriyle tanınan komedyen Dieudonné hakkında baskı kurulması yönünde girişimlerde bulunduğu bilgileri dikkat çekti.
Batı bilgisi ve “üstünlük”
Epstein dosyalarıyla birlikte, Batı merkezli bilgi üretiminin niteliği de yeniden tartışmaya açıldı. Daha önce Anwar al-Jundi, Malek Bennabi ve Abdulwahab el-Messiri gibi düşünürlerin dile getirdiği eleştiriler, dosyalarla birlikte yeniden gündeme geldi. Bu isimler, Batı’dan ithal edilen bilgi ve yöntemlerin, kendi tarihsel ve ideolojik bağlamlarından koparılamayacağını; bu bilginin çoğu zaman üstünlük, hegemonya ve ötekiyle mesafe üzerine kurulu olduğunu savunmuştu.
Bu yaklaşımın sonucu olarak Batı dışı toplumların düşünsel üretimleri “Batı-dışı düşünce” ya da “sömürge-sonrası düşünce” başlığı altında ikincil bir konuma yerleştiriliyor. Tarihsel örnekler arasında, Fransız düşünür Alexis de Tocqueville’in 19. yüzyılda Cezayir’e yönelik sömürgeci politikaları savunan ve yerli halkın sistematik biçimde dışlanmasını meşrulaştıran görüşleri de hatırlatılıyor. Fransız ordusunun bu dönemde yürüttüğü ve milyonlarca insanın hayatını kaybettiği şiddet politikaları, Batı’nın bilgi ve ahlak söylemiyle tarihsel pratiği arasındaki farkı ortaya koyan örnekler arasında gösteriliyor.
Siyaset, sermaye ve korunan ağlar
Epstein skandalının ortaya koyduğu bir diğer boyut ise, siyaset ve sermaye ilişkilerinin denetimsiz kaldığında nasıl geniş ölçekli bir çürümeye yol açabildiği oldu. Belgeler, Epstein’ın siyasetçiler ve ultra zengin çevrelerle kurduğu ilişkiler sayesinde uzun yıllar boyunca korunabildiğini gösterdi.
Sızdırılan belgelerde, Epstein’ın Fransa da dahil olmak üzere bazı Batılı ülkelerde alınan siyasi ve hukuki kararlara dolaylı etki ettiğine dair iddialar yer aldı. Böylece özgürlük ve adalet söylemlerinin uygulamada ne ölçüde geçerli olduğu sorusu yeniden gündeme taşındı.
Epistemolojik kopuş
Tüm bu gelişmeler, özellikle Batı dışı akademik ve entelektüel çevrelerde, alternatif bilgi paradigmalarına duyulan ihtiyacı yeniden gündeme getirdi. Epstein dosyalarının, yalnızca ahlaki bir çöküşü değil, aynı zamanda Batı merkezli düşünce sisteminin yapısal sorunlarını da görünür kıldığı değerlendirmeleri yapılıyor.
Uzmanlar, bu sürecin uzun vadede Batı düşüncesiyle epistemolojik bir kopuş tartışmasını derinleştirebileceğini ve farklı medeniyetlerin kendi değer ve bilgi sistemlerini yeniden inşa etme arayışlarını hızlandırabileceğini belirtiyor. Epstein dosyalarının yarattığı sarsıntının, küresel düşünce düzeni açısından kalıcı sonuçlar doğurup doğurmayacağı ise önümüzdeki dönemde daha net görülecek.