İlginç Kareler; Stratejik Tuzak!

Abone Ol

Başlıktaki ifade Siyonist bir subaya ait.

Lübnan’da yaşadıkları çaresizliği anlatmak için ifade etmiş.

Lübnan birkaç gruptan oluşuyor. Başlıca gruplar Şii ve Sünni Müslümanlar, Maruni Hristiyanlar ve Dürziler’dir.

Milli Pakt olarak bilinen yazılı olmayan bir anlaşmada, Lübnan Cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan olacak. Başbakan Sünni Müslüman ve Meclis Başkanı Şii Müslümanlardan olmalı.

Bu zor denge, 1958 Lübnan Krizi'nde test edildi; Müslümanlar Cumhurbaşkanı'nın Milli Pakt'ın anlaşmalarını çiğnemesi nedeniyle ihanete uğramış hissettiler.

Lübnan’a sığınan Filistinliler bu yıllarda ülke nüfusunun yüzde 35’ni oluşturuyordu. FKÖ’nün silahlı ve örgütsel yapısıyla güçlü direnişinden dolayı Lübnan sınırında istediği gibi hareket edemeyen Siyonist Rejim, Lübnan’da iç karışıklık çıkarmak için elinden geleni yapıyordu.

Bu durum gerginlikleri artırdı ve iç savaş an meselesi haline geldi.

ABD Müslümanları korkutmak için Beyrut’a birlikler konuşlandırdı. Cumhurbaşkanı Fuad Chehab’ın istifası gerginliği bir süre durdursa da 1975-1990 yılları arasında büyük bir iç savaşın patlak vermesinin tohumları ekilmişti.

İç Savaşta 200 binden fazla insan hayatını kaybederken yüz binlerce kişi yaralandı.

1970’lerde Batı dünyasının kendi benzetmesi olan Doğu’nun Paris’i olan Beyrut; harabeye dönmüş, insanlar birbirine düşman kesilmişti.

Bu kısa anlatıyı niye mi yaptık?

İbn Haldun’un deyimiyle “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer”

Yani tarih sadece geçmişte yaşananları nakletmek değil, bugünü anlamak ve geleceği inşa etmek için bir ibret aracıdır.

Bu noktada Mehmed Akif’in veciz ifadesini de hatırlamak lazım;

Safahat'ta yer alan ünlü dizesinde "Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar / İbret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?" diye soruyor.

Lübnan’la ilgili olarak söylersek; maalesef gidişat aynı yönde ilerliyor.

Lübnan Hizbullah’ı ile Siyonist işgal rejimi arasında 27 Kasım 2024 yılında yapılan ateşkese rağmen Yahudi tıynetle işgalciler 15 binden fazla ihlal ile Lübnan Hizbullah’ını her fırsatta vurdular.

Bu saldırılarda yüzlerce insan hayatını kaybetti, milyarlarca $’lık zarar verildi.

Buna rağmen Uluslararası arena ya da hukuk denilen garabetin adresi olan Batı Dünyası’ndan ses yok.

Doğrusu Müslümanlar lehine ses çıkmasını beklemek de ayrı bir saflık!

2 Mart’tan bu yanadır Siyonistler, yürüttükleri işgal hareketine rağmen büyük hayal kırıklığına uğruyor.

El Monitör’e konuşan emekli(!) bir siyonist general Lübnan’da ilerleyemediklerini ve Hizbullah’ın kendilerine şok yaşattığını itiraf ediyor.

Terörist Netanyahu’ya yakın "Israel Hayom" gazetesine konuşan üst düzey subaylar, ülkenin kuzeyindeki durumun Lübnan’daki savaş öncesine kıyasla "çok daha kötü" olduğunu söylüyorlar.

Subaylar, "Güney Lübnan’da stratejik bir tuzakla karşı karşıyayız. Geri çekilmemiz yenilgi anlamına gelirken, Trump ilerlememizi engelliyor." İddiasında bulunuyorlar.

Subaylar, Hizbullah’ın fiber optik sistemlerle yönlendirilen ve düşük iz bırakmaları nedeniyle tespit edilmesi zor olan İHA’larının kendileri için artan bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor.

Lübnan, Siyonist Rejim için Stratejik Tuzağ’a dönüştü demişken bulunduğumuz yerden yukarıdaki tarihi gelişmeleri de realist bir okumayla analiz etmemiz gerekir.

Türkiye’nin çevre ülkeleri Mezhep savaşından uzak tutma çabası takdire şayan olmakla birlikte, özellikle BAE ve Suriye’nin alacakları pozisyon itibariyle tüm İslam Coğrafyası’nda (Maazallah!) onlarca yıl sürebilecek iç çatışmalara yol açabileceklerini unutmamak gerekir.

BAE konusunda her türlü ihanet beklenebilir olsa da Suriye’nin karışık ilişkileri yarınlar için daha çok endişe veriyor.

Trump tarafından yapılan açık teklife göre Suriye güçleri, Lübnan sınırından içeri girerek Hizbullah’ı vuracaktı.

Tabii o dönem Ahmet Şara, bu teklifi reddederek çatışmalardan uzak duracaklarını açıklamış hemen ertesi gün siyonist jetleri Suriye’de bazı noktaları bombalamıştı.

Dikkat edilirse Epstein’in sapkın çetesi ve Siyonist fitne merkezi Lübnan’da tıkandı çaresizlik yaşıyor ve bölgede herkesi birbirine düşürmek için uğraşıyor.

Suriye’deki yeni rejimin Lübnan Hizbullah’ına karşı harekete geçmesi halinde Irak’ın da denkleme gireceği ve tüm bölgenin ateş çukuruna dönüşeceğini görmek için kahin olmaya gerek yok.

Tarihin Müslümanlar aleyhine tekerrür etmemesi için bölge ülkelerinin ‘Stratejik Tuzağa’ düşmemesi gerekir.