İlginç Kareler; İslam Karşıtı İttifak!

Abone Ol

9-12 Nisan’da 72.’si ve ‘ACİL’ koduyla Washington’da özel olarak yapılan BİLDERBEG toplantısı yapıldı. Toplantı yılların geleneğini bozacak şekilde acil koduyla yapılınca toplantıda mevcut gelişmelerle ilgili önemli kararlar alınacak yorumları da yapıldı.

Bir çeşit gizlilikle yapılan bu toplantıya Türkiye’de çok meşhur işadamları katıldı. Ali Koç, Fiba Holding’den Murat Özyiğin, Enka Holding’den Mehmet Tara, Feridun Sinirlioğlu, Ayşe Zarako ve Uluslararası Enerji’den Fatih Biroloğlu katılmış.

Diğer katılımcılarla birlikte bakıldığında neyin hazırlığı yapıldığını anlamak mümkün...

Bilderberg’den bir hafta sonra Davos’a karşı ya da daha iyimser söylemle Davos’un yaz versiyonu sayılabilecek Antalya Diplomasi Forumu (ADF) yapıldı.

ADF bu yıl geniş katılıma ve yoğun etkinliklere sahne oldu.

23 devlet ve hükümet başkanı, 15 devlet başkan yardımcısı, 50 bakan, 75 uluslararası kuruluş temsilcisi ve 5 binden fazla katılımcıyla adeta Davos’a meydan okudu.

Tabii kalabalık tek başına önem arz etmez. Nitelikli katılım olup olmadığı sorusuna; emekleme aşamasındaki bu oluşum için yine de iyi katılım vardı denilebilir.

ADF’de konuşulan en önemli konu şüphesiz İran’a yapılan saldırılar ve Hürmüz Boğazı’nın geleceği oldu.

Bu konu ele alınırken Türkiye’nin endişeleri Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan tarafından açıkça dile getirildi.

Fidan Siyonistlere karşı söylemini kademe kademe sertleştirirken daha birkaç gün önce katıldığı bir TV kanalında “İran’dan sonra israil düşmansız yaşayamaz, bir retorik geliştirmeli. Sadece Netanyahu değil, bazı muhalifler de Türkiye’yi yeni düşman ilan etme hazırlığında!” diyerek aslında önümüzdeki sürece ışık tutuyordu.

Siyonist terör rejiminin İslam Coğrafyası’ndaki vahşetleri sürerken bir yandan da meş’um varlığını sürdürmek için yeni ittifaklar geliştirdiği biliniyor.

ABD’nin zayıflayan kontrolünden dolayı etkilenmek istemeyen Siyonistler bölgede İslam Karşıtı güçlü bir İTTİFAK kurmayı zorunlu görüyor.

Bu tespiti en üst perdeden en üst bürokrat (Hakan Fidan) dile getirdi.

Fidan, ADF’de israilin kurduğu ittifakın ruhunda İslam Karşıtlığı var diyordu.

Siyonist terör rejiminin hamleleri tüm Ortadoğu’yu tehlikeye sokacak cinsten.

Siyonistler bir yandan Suudi Arabistan-Pakistan-Türkiye ve Mısır dörtlüsünün görüşmelerini ‘Sünni İttifak!’ şeklinde lanse edip Batılı ülkeleri teyakkuza geçirmeye çalışırken bir yandan da sinsi faaliyetlerle kendi ASKERİ ittifakını kuruyor.

Altıgen denilen bu stratejik askeri ittifakta; ‘Yunanistan-Güney Kıbrıs-Siyonist Rejim-BAE-Hindistan’ gibi ülkeler bulunuyor.

Siyonistlerin son hamleleri ve basınında Türkiye karşıtı çıkan haberlerden sonra Türkiye basını da çeşitli şekillerde karşılık vermeye başladı.

Doğrusu Türkiye merkez basınının verdiği tepkilerin çok yetersiz olduğu söylenebilir. Türkiye aleyhine konuşan Siyonistler değil de mesela komşularımızdan Müslüman bir ülke basını ya da devlet yetkilileri olsaydı vay haline!

Siyonistlerden üst üste yapılan açıklamalar, ABD’nin istifa eden Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent’in iddiaları birbirini destekler tarzdaydı.

Kent, ABD’nin NATO’dan ayrılma isteğinin altında israil lehine Türkiye’ye karşı savaşma sebebinin olduğunu iddia etmişti.

israilin bölgedeki varlığını sürdürmek için sürekli bir düşmana ihtiyaç duyduğunu belirten Çinli tarihçi ve jeopolitik teorisyen Prof. Dr. Jiang Xueqin de Tel Aviv yönetiminin hedef tahtasına Türkiye’yi oturttuğunu söylüyor.

israilin oyun planındaki ilk adımın 'düşmanın adını koymak' olduğunu belirten Xueqin, eski Başbakan Naftali Bennett’in 'Türkiye yeni İran’dır. Ankara’ya karşı hareket etmeliyiz' sözlerine dikkat çekmişti.

Aslında Pentagon’un eski kıdemli yetkilisi siyonist Mvhael Rubin’in “israil Mersin Akkuyu santralini vurmalı ve üstlenmemeli” şeklindeki yol göstermesi ve Siyonist basının “Finali Türkiye ile yapacağız!” şeklindeki pervasızlıkları Türkiye için korkunç senaryoların masada olduğunu gösteriyor.

Bu senaryolara ‘Türkiye’yi siyaseten eski siyonist çizgisine döndürme!’ planının da masada olduğu söylemi de eklenince aslında Türkiye’nin çok boyutlu (Askeri-siyasi-ekonomik ve sosyolojik) olarak Siyonist tehdit altında olduğu anlaşılıyor.

Bunca açıklamaya rağmen Siyonistler ve onların Türkiye’deki maşaları olan Sabetayistlere karşı güçlü söylemlerin geliştirilmemesi ve gerekli hazırlıkların yapılmaması ilginç değil mi?